Sessiz ve Sıcak Bir Akşamdı, Ta ki Aniden Çalan Kapı Ziliyle Bozulana Kadar.

Ayşe akşam yemeği hazırlıyordu, masayı kendisi ve kocası için hazırlıyordu. Sessiz, huzurlu bir akşam olacağını düşünüyordu ki kapının çalmasıyla bu sessizlik anında bozuldu. Misafir beklemiyorlardı, bu ses havada beklenmedik bir şeyin habercisi gibi asılı kaldı.

“Mehmet, açar mısın lütfen, kim o?” diye seslendi Ayşe mutfaktan, ellerini havluyla kurularken.

Mehmet, televizyondan gözünü ayırmak istemese de ayağa kalkıp kapıya yöneldi. Kapıyı açınca donakaldı, gözlerine inanamadı.

“Teyze Fatma? Siz nereden çıktınız?” Sesindeki şaşkınlık gerçekti. Karşısında, yıllardır görmediği, vefat etmiş annesinin ablası duruyordu.

“İyi akşamlar, Mehmet’im. Size uğramak istedim. Girebilir miyim?” Fatma teyze gülümsedi ama gözlerinde bir yorgunluk vardı.

“Tabii, buyurun!” Mehmet kenara çekilerek yol verdi. “Neden haber vermediniz? Sizi istasyondan alırdık.”

“Öyle işte, spontane geldi aklıma,” dedi, ağır çantasını yere usulca bırakırken. “Ankara’da kız kardeşin yanındaydım, şimdi de size geldim İzmir’e.”

Ayşe, konuşmaları duyunca mutfaktan çıkıp önlüğünü düzelterek salona geldi. Konuğu görünce hafifçe kaşlarını çattı.

“Merhaba, Fatma Hanım! Bu ne sürpriz… Akşam yemeğini bizimle mi yiyeceksiniz?”

“Hayır demem, teşekkür ederim,” diyerek tuvalete doğru ilerledi.

Ayşe, kocasına sinirini belli etmemeye çalışarak sorgulayıcı bir bakış attı.

“Geleceğini hiç bilmiyordum,” diye fısıldayarak savundu kendini Mehmet.

“Peki ne kadar kalacak burada?” Ayşe kollarını bağladı. “Onu gezdireceğiz, yedireceğiz, içireceğiz, öyle mi? Neden geldi ki şimdi?”

“Sakin ol, hemen öğreniriz,” dedi Mehmet, ortamı germemek için omuz silkerken.

Fatma Hanım geri döndüğünde çantasından getirdiklerini çıkardı.

“İşte, köyden size getirdiklerim: taze çiçek balı, kendi yetiştirdiğim sarımsak, çeşit çeşit otlar. Şehirde bunların kilosuna servet ödüyorsunuzdur. Haydi anlatın bakalım, nasılsınız? Oğlunuz Emre ne alemde?”

“İdare ediyoruz işte,” diye başladı Mehmet. “Ev kredisi aldık, çalışıyoruz, didiniyoruz. Emre lise son sınıfta, bilgisayar programcılığına merak sardı. Birazdan antrenmandan döner. Siz nasılsınız?”

“Aferin size, ev almanız çok iyi olmuş,” diye onayladı Fatma Hanım. “Ben de artık akrabaları gezip görme kararı aldım. Senin annen vefat ettikten sonra, Mehmet, bağlarımız koptu neredeyse. Köye gelmiyorsunuz, iş güç, anlıyorum tabii. Ama yaşlılık işte, derler ya, ‘yaşlılık güzel değil’…”

“Köften harika olmuş, Ayşe,” diyerek bir lokma aldı. “Ev de çok şirin, helal olsun size.”

“Ne kadar kalacaksınız bizde?” diye sordu Ayşe, sabırsızlığını belli etmemeye çalışarak. Mehmet ona ters bir bakış attı.

“Üç gün kadar,” dedi Fatma Hanım. “Şehrinizi gezip görmek istiyorum, uzun zaman olmuş. Sonra yola devam edeceğim. Hem sizlerle vakit geçiririm, hem Emre’yle. Sen de çok güzelsin Ayşe, evin hanımefendisi gibisin.”

Ayşe zoraki bir tebessümle karşılık verdi. İltifatlar hoştu ama durum yine de canını sıkıyordu.

“Yatacak yer olarak mutfaktaki portatif yatağı hazırlayacağım,” dedi. “İki odamız var; birinde biz, diğerinde Emre yatıyor.”

“Benim için fark etmez, nerede yatarsam yatayım,” diye elinin tersiyle işaret etti misafir. “Yemek için teşekkürler, çok lezzetliydi.”

Tam o sırada Emre içeri daldı, nefesi hızlı, sırt çantası omzunda.

“Oğlum, bu babaannenin ablası Fatma teyze,” diye tanıttı Mehmet. “Küçüktün, hatırlamazsın belki, köye gittiğimizde görmüştün.”

“Merhabalar,” dedi Emre, misafiri dikkatle süzerken. “Babaanneme çok benziyorsunuz…”

“Tanıştığımıza memnun oldum, Emre,” diye gülümsedi Fatma Hanım. “Duyduğuma göre bilgisayar programcılığına merak salmışsın?”

“Evet,” diye heyecanlandı Emre. “Ama bilgisayarım eski, çok yavaş. Program yazıyorum ama donuyor sürekli.”

“Aferin, devam et böyle. Programcılar şimdi altın değerinde,” diye yüreklendirdi onu.

“Siz ne iş yapıyordunuz?” diye sordu merakla Emre.

“Doktordum, sonra tıp fakültesinde ders verdim. Evlenince köye taşındım. Orada kaldım işte. İnsanlara yardım etmek büyük bir şey, Emre.”

“Süpermiş,” diye başını salladı Emre, etkilenmişti.

“Haydi, size yatak hazırlayalım, dinlenin artık,” diye önerdi Mehmet. “Yarın izinliyim, şehri gezdirebilirim size.”

“Sağ ol Mehmet’im, çok memnun olurum,” dedi Fatma Hanım, sesi içten bir minnetle titrerken.

Herkes odalarına çekilince Ayşe yatağa uzanıp kocasına fısıldadı:

“Bu da ne şimdi? Gece yarısı habersiz geliyor, bal, sarımsak getiriyor, biz de sevinçten havaya uçacakmışız gibi mi davranalım? Şimdi onu gezdireceğiz, ağırlayacağız! İnsanlar böyle şey yapar mı?”

“Ayşe, sakin ol,” diye yatıştırdı Mehmet sessizce. “O benim tek teyzem. Annemi o büyüttü, aileleri erken vefat etmişti. Hayatı hiç kolay olmadı: eşini, oğlunu kaybetti. Sonra tekO gece yatağında dönerken Ayşe, Fatma teyzenin gözlerindeki yalnızlığı fark etti ve içinde hafif bir burukluk hissetti.

Rate article
Lifequest
Sessiz ve Sıcak Bir Akşamdı, Ta ki Aniden Çalan Kapı Ziliyle Bozulana Kadar.