Seni Tanıyorum: Yalanlar Çocukluğu Nasıl Yıkar ve Sevgiyle Nasıl Onarılır?

Ayşe yatmaya hazırlanıyordu ki çocuğunun odasından hıçkırık sesleri geldi. Yüreği ağzına gelmişti, hemen oğlunun yanına koştu.

“Canım oğlum, ne oldu?” Yatağın kenarına oturdu, elini omzuna koydu.

Emir birden uzaklaştı, yüzünü yastığa gömdü ve boğuk bir sesle:

“Git. Seni görmek istemiyorum.”

Ayşe’nin içine bir kor düştü.

“Ne diyorsun Emir? Neden?”

“Çünkü sen… sen kötüsün!” diye ağladı çocuk, gözleri yaşla doluydu. “Babam bana her şeyi anlattı! Senin hakkındaki gerçeği biliyorum!”

O an her şeyin nasıl başladığı aklına geldi. Her kavga sırasında Mehmet’in tekrarladığı o cümle:

“Bu kadar akıllıysan boşansana!”

Her seferinde gözlerini indirir, yutkunur ve kalırdı. Çünkü ona öyle öğretmişlerdi: Kadın sabretmeli, aileyi ayakta tutmalı, hayatı sırtında taşımalıydı; artık yaşamasa bile.

Ama o gün bir şey kırılmıştı içinde. Kocasının gözlerine baktı ve ilk kez pes etmedi.

“Tamam,” dedi sakin bir sesle.

Mehmet şaşkınlıktan donakaldı. Sonra her zamanki gibi alaycı gülüşünü takındı:

“Sabaha kadar düşün, fikrini değiştirirsin.”

Ama değiştirmedi. Bütün gece karanlıkta yattı, onunla geçirdiği her yılı hatırladı. Kavgalar. Küçümsemeler. Kaynanasının evlerindeki gölgesi. Hiçbir karar, hiçbir konu Mehmet’in annesi olmadan çözülmezdi. Ve oğlunun bile ailede asıl insanların babaannesini ve babasını gördüğünü fark ettiğinde anladı: Artık burada yoktu.

Sabah sessizce belgelerini topladı. Mehmet bağırıyor, perdeleri çekiyor, ütüyü, kepçeleri, yastıkları hatta banyo perdesini bile götürüyordu. Evlilik boyunca alınan ne varsa evden taşınıyordu.

“Şimdi bizsiz ve bizim mallarımızsız yaşa!” diye son bir kez bağırdı kaynanası, elinde ağır bir poşetle.

Ayşe boşalan evin ortasında durdu ve ağlamadı. Tek bir damla bile.

Mahkeme onlarsız geçti. Ne Mehmet ne de annesi gelmedi. Ve şaşırtıcı bir şekilde, iki yıl geçmesine rağmen Emir’i elinden almaya bile çalışmadılar. Çalıştı, oğlunu büyüttü, aşk aramadı ama aşk kapısını çaldı.

Tolga nazikçe girdi hayatına. İtiraflarla gelmedi, yıldızlar vadetmedi; sadece yanında oldu. Yardım etti. Dinledi.

“Anlıyorum,” dedi. “Senin bir oğlun var ve o her şeyden önemli. Bu doğru. Onunla arkadaş olacağız.”

Ayşe o zaman bilmiyordu ki bu sade ve iyi niyetli sözler bir gün ona karşı kullanılacak.

Başta her şey iyiydi. Emir ve Tolga oyunlar oynuyor, arabalar hakkında konuşuyor, legolardan garajlar yapıyordu. Ama son zamanlarda oğlu uzaklaşmaya başladı. Gözlerine bakmıyor, sorulara sert cevaplar veriyordu. O gece ise gitmesini bile söyledi.

“Beni vermek istiyorsun!” diye bağırdı, yataktan fırlayarak. “Senin yeni bir çocuğun olacak ve beni istemeyeceksiniz! Beni yurda göndereceksiniz!”

Ayşe’nin içi buz kesti.

“Bunu sana kim söyledi Emir?”

“Babam! Senin onunla anlaştığını söyledi! Ona vermek istiyormuşsun çünkü engel oluyormuşum!”

Göz yaşlarını tutmakta zorlanarak oğluna sarıldı ve fısıldadı:

“Hiçbir zaman, duydun mu? Hiçbir zaman seni bırakmayacağım. Sen benimsin. En değerlim.”

Önce itti, ama sonra sarıldı. Sadece gözlerindeki endişe kaldı. Şüphe. Ve bu her şeyden daha kötüydü.

Birkaç gün sonra Emir babasından döndüğünde neşeliydi. Bot gezisine çıktığını, balık tuttuğunu anlattı. Ama birkaç saat sonra suskunlaştı, gözlerini yere dikti.

“Çok mutlu gelmiştin. Ne oldu?”

“Hiçbir şey,” diye tersledi ve arkasını döndü.

“Emir,” dedi yanına oturarak. “Lütfen söyle…”

“Sen ona söyledin, değil mi?” diye patladı. “Almasını istedin çünkü size engel oluyorum!”

Bu artık sadece acı değilAyşe, oğluna sıkıca sarıldı ve “Bir daha asla böyle şeyler duymayacaksın, sana söz veriyorum,” diye fısıldadı.

Rate article
Lifequest
Seni Tanıyorum: Yalanlar Çocukluğu Nasıl Yıkar ve Sevgiyle Nasıl Onarılır?