Kızından Hediye: Yalnızlığın Sessiz Çığlığı

Leyla Hanım sabahın erken saatlerinden beri mutfakta telaş içindeydi: salataları doğruyor, çorba kaynatıyor, fırına sarımsaklı tavuk koyuyor, vazoyu çiçekler için parlatarak silip süpürüyordu. İki kez markete gidip geldi – dönüşünde elinde pasta ve dolu poşetlerle apartman kapısında komşusuyla karşılaştı.

“Ne oldu Leyla, bayram mı kutluyorsun?” diye şaşkınlıkla sordu Sevil Hanım, apartman önündeki banktan kalkmayan eski dostu.

“Tabii bayram! Ayşegül’üm geliyor, canım kızım!” diye gözleri parlayarak cevap verdi Leyla Hanım ve zorlanarak poşetleri yukarı taşımaya başladı.

“Hımm…” diye mırıldandı Sevil, bankta kalarak. “Hâlâ bu kızın peşinde koşuyorsun. O ise anasına bir telefon bile edemiyor… Tüh!”

Sevil uzun zamandır Leyla’nın yetişkin kızına olan bu aşırı düşkünlüğüne içerliyordu. Ayşegül haftalarca aramazken, annesi her gün camdan bakıp duruyordu.

“Leyla, cidden artık. Kendini harap ediyorsun. Şimdiki gençler için yaşlılar yük oluyor. Ona haddini bildirmen gerekirdi, pastalarla peşinde koşacağına.”

Ama Leyla Hanım için bu öyle kolay değildi. Kalp bir düğme değildi ki kapatasın. Ayşegül, onun sabahları yataktan kalkmasının tek sebebiydi, karşılığında giderek azalan sevgiyi bile bile…

Nihayet Ayşegül aradığında, soğuk bir tonla “Akşam uğrarım,” dediğinde, Leyla Hanım’ın kalbi çekiç gibi çarpmaya başladı. Evin içinde oradan oraya koştu, yatakları yeniledi, bir yemek daha hazırladı… Ve sonunda kapı çaldı.

Kapıda, uzun boylu, zayıf, soğuk duruşlu, siyah gözlüklü ve tasmalı küçük bir köpekle duran kızı vardı.

“Merhaba anne,” dedi Ayşegül, gülümsemeden.

“Hoş geldin canım kızım! Gir içeri, üstünü çıkar, sofrayı hazırladım bile!”

Leyla Hanım mutfağa koştu, tabakları çıkarıp yemekleri heyecanla dizdi. Ayşegül ise arkasından sessizce gelip etrafa kayıtsızca baktı.

“Otur hadi, köfteler, salata, işte en sevdiğin pasta!”

“Anne, sadece bir dakikalığına uğradım. Başka bir şehre taşınıyorum. Uzun süre. Buraya gelmek hem pahalı hem zahmetli, en az beş yıl görüşemeyiz herhalde. Bu da Zeyno. Eski sevgilim hediye etmiş, niyeyse. Onu yanımda götüremem. Sen zaten yalnızsın, bırakayım seninle kalsın. Bir buçuk yaşında. Merak etme, gürültücü değil.”

Leyla Hanım donakaldı. Pasta, köfteler, temiz çarşaflar, süt, reçel… Hepsi bir anda anlamsızlaşmıştı. Gözlüklerini bile çıkarmayan kızına baktı.

“Peki…” diye zorlukla mırıldandı.

“Sağ ol anne. Seni seviyorum.” Ayşegül onun yanağına bir öpücük kondurdu, tasmayı uzattı ve kapıdan çıkıp gitti.

Birkaç dakika sonra Leyla Hanım koridorda minik köpekle baş başa kalmıştı. Hiç hayvan sevmezdi. Bel ağrıları, kırık dökük emekli maaşı ve bitmek bilmeyen yorgunluğu varken, şimdi bir de köpekle mi uğraşacaktı?

“Hadi Zeyno, Sevil Teyze’ye gidelim… Belki o alır seni…”

Ama komşu kapıyı açar açmaz bağırdı:

“Aklını mı kaçırdın Leyla? Bana bir de senin köpeğin mi lazım! Mobilyaları mahveder, pire getirir!”

“Pireli falan değil ki… Ayşegül’ündür, o titizdir… Lütfen Sevil, köyde hayvan bakmışlığın vardı senin…”

“Senin beynin olsun! Sana kaç kere dedim, bu kıza yüz verme. Şimdi ne oldu? ‘Hediyeyi’ kaptın. At bir yere, bitsin bu iş.”

Köpek sessizce duruyor, yaşlı kadına koyu gözleriyle bakıyordu. O gözlerde her şey vardı: korku, sadakat ve… tanıdık bir acı.

“Demek sen de benim gibisin,” diye fısıldadı Leyla Hanım. “Sen de kimsenin istemediği birisin.”

“Ne yaparsan yap,” diye homurdandı Sevil. “Beni karıştırma.”

O günden sonra zor günler başladı. Zeyno günde beş kez gezmeye çıkmak istiyordu. Beli ağrıyor, bacakları tutmuyordu. Ama köpek anlıyor gibiydi – sabrediyor, havlamıyor, ulumuyordu. Yağmurda kapının önünde oturuyor, sıcakta sessizce yatağın altına kıvrılıyordu. Zamanla Leyla Hanım kendini… o kadar yalnız hissetmemeye başladı.

Sevil’le araları bozulmuş olsa bile… Dostluk bitmişti, ama evde artık bir can vardı.

Bir yıl geçti. Leyla Hanım’ın hayatının son yılı. Kalbi dayanamadı. Komşular onu mutfakta bulduğunda, Zeyno kapının önünden ayrılmamış, yememiş, havlamamıştı.

Bir hafta sonra Ayşegül beklenmedik şekilde eve geldi.

“Off, burası da ne pis kokuyor…” diye tiksintiyle mırıldandı. Zeyno havlamaya başladı.

“Kes sesini! Senin artık sahibin yok. Seni almak zorundayım. Evi satacağım, sen burada lüzumsuzsun.”

Mezarlıkta, taze kabrin başına gitti.

“Evin ve paran için sağ ol. Zeyno’yu da burada bırakıyorum.”

Tasmayı bırakıp gitti.

Köpek tümseğe yaklaştı, otları kokladı ve yanına uzandı. Burası onun eviydi.

İki gün geçti. Zeyno oradan ayrılmadı. Yemedi, kalkmadı.

Üçüncü gün Sevil Hanım elinde çiçeklerle göründü.

“Demek buradasın küçük…” dedi, mezarın yanındaki köpeği görünce. “Ne yaptın sen Leylacığım… Kendini kızına adadın.”Sevil, köpeği alıp eve götürürken içi buruk ama bir o kadar da huzurluydu, çünkü Leyla’nın sevgisini taşıyan bu küçük can ona yalnız olmadığını hatırlatmıştı.”

Rate article
Lifequest
Kızından Hediye: Yalnızlığın Sessiz Çığlığı