Otobüs Arızalandığında, Hayat İşlemeye Başladı

Eski bir yaz gününde, otobüs bozulduğunda hayat yeniden canlanıvermişti.

Ayşe Hanım, torunlarıyla birlikte yazlıktan dönüyordu. Ağustos güneşi amansızca yakıyor, çocuklar huysuzlanıyordu. Tam öğle sıcağında otobüs aniden duruverdi. İçeride homurdanmalar, gazetelerle serinlemeye çalışan yolcular ve şoföre söylenenler… Ayşe Hanım, iki yorgun torununa baktı ve bir sonraki otobüsü beklemek işkence olacaktı. Oğlunu arayıp gelmesini söylemeliydi. Tam telefonunu çıkarırken yanlarına bir araba yanaştı. Cam yavaşça açıldı. Ayşe Hanım içeri baktı ve donup kaldı.

Ama bu hikâye o sıcak günden çok önce başlamıştı…

Ayşe Hanım, ne aşkla ne de hesap için, sırf mecburiyetten evlenmişti. Köyünde yirmi beş yaşında “kalmış kız” sayılırdı. İşte o zaman Mehmet çıkmıştı karşısına – her işin ustası, altın bilekli ama içkiye düşkün bir adam. Ailesi ısrar etmiş, arkadaşları çocuk sahibi olmuştu… O da boyun eğdi.

İlk zamanlar birbirlerine alışmaya çalıştılar. Ayşe, kocasını sevmeye uğraştı; Mehmet ise sevilmek için pek çaba göstermedi. Evlilik kısa sürede sadece bir ortak yaşama dönüştü. Sonra oğulları Murat doğdu, iki yıl sonra da kızları Elif. Çocuklar büyüdükçe Mehmet iyice boş vermişti. Başta köyde herkesin aradığı bir usta olarak çalıştı – bazen para, bazen yiyecek karşılığında. Ama aile, miras kalan İstanbul’daki eve taşınınca işler iyice karıştı.

Mehmet bir türlü düzenli iş bulamadı – fabrika, pazar, tamirhane… Hiçbirinde uzun süre kalmadı. Ayşe, kendi çocuklarını yerleştirebilmek için anaokulunda hademe olarak işe girdi. Para yetmiyordu. Doksanlar, yoksulluk, çaresizlik… Köydeki evi çoktan satmışlardı. Mehmet ise fırsat buldukça “Bu ev benim, istediğim zaman kapı dışarı ederim” diyordu.

Ama gidecek yeri yoktu. Ayşe, çocukları için dayandı. Kocasına karşı ne sevgi ne de saygı kalmıştı, sadece burukluk ve hayal kırıklığı vardı. Zamanla işler değişti. Personel servisinde iş buldu, para kazanmaya başladı. Mehmet de oto tamircisinde çalışıyordu. Yemek parası çıkıyordu ama mutluluk gelmedi.

Murat üniversiteye başladığında, Elif henüz on dört yaşındayken Mehmet’i kalp krizi aldı. Ayşe ağladı tabii, ama yüreği parçalanmadı. Onun için hep yabancı biri olarak kalmıştı. Kocasını toprağa verdi, çocuklarıyla baş başa kaldı. Henüz kırk beşindeydi ama kendini yaşlı bir kadın gibi hissediyordu. Ne aşk, ne hayal, ne de umut kalmıştı.

Kendini çocuklarına adadı. Onların hayatlarına karışmadı, soru sormadı. Kendisi bilirdi sevmediği biriyle yaşamanın ne demek olduğunu. Torun bile istemedi – her şeyin zamanı vardı. Ama Murat ve Elif evlenip yuva kurduklarında, ona torunlar verdiklerinde, kalbi gerçek bir sevinçle doldu.

Çocukları ona iyi bakıyor, torunlarıyla sık sık vakit geçiriyordu. Aile birikimleriyle ona bir yazlık aldılar. Ayşe Hanım her yaz torunlarıyla orada huzur içinde geçiriyordu zamanını.

Hayat rutine binmişti. Ne tutku ne heyecan kalmıştı. Ayşe Hanım, kadınca mutluluğu çoktan kaçırdığını kabullenmişti. Evliliğinden hatırladığı tek bir güzel anı bile yoktu…

Sonra o gün geldi. Yazlıktan dönüyorlardı. Otobüs bozuldu. Güneş kavuruyor, çocuklar sızlanıyordu. Ayşe Hanım oğlunu aramak için telefonunu çıkardı. Tam o sıra yanlarına bir araba durdu.

Cam açıldı. İçerde, kendi yaşlarında bir adam vardı. Otobüse baktı ve sordu:

“Arıza mı var?”

“Evet, ne yazık ki… Sıcak da çekilmiyor.”

“Çocuklarla mısınız?”

“Evet. Oğlumu arayıp almaya gelecektim.”

“Şehre mi gidiyorsunuz?”

“Evet…”

“Sizi bırakayım. Lütfen ısrar etmeyin, bu sıcakta beklemeyin.”

Ayşe Hanım önce reddedecek oldu, ama sonra başını salladı – iyi ki de öyle yapmıştı. Adamın adı Cemal’di. O da yazlıktan dönüyordu, ama arabası vardı. Yol boyunca sohbet ettiler. Cemal de dulmuş, torunları varmış. Emekli mühendisti, evinin bütün işlerini kendi hallediyormuş.

Ayşe Hanım, hayatında ilk kez bir şeyler hissetti. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Belki de kitaplarda okuduğu o “kelebekler”di içinde uçuşan. Cemal, torunlarını evine bıraktıktan sonra eşyalarını taşımaya yardım etti. Ayşe Hanım ona çay ikram etti. Çocuklar odada oynarken, onlar mutfakta oturup konuştular. Hayattan, geçmişten, çocuklardan… Zaman su gibi aktı. Oğlu torunlarını almaya geldiğinde akşamın nasıl geçtiğini anlamadı bile. Cemal utangaçça vedalaştı ve gitti. Ve… telefon numaralarını bile vermeyi unutmuşlardı.

Ayşe Hanım bunu fark ettiğinde içi burkuldu. Yaşında böyle hissetmekten utandı. Belki de sadece nezaketen oturmuştu, bir daha gelmezdi…

Günler geçti. Ayşe Hanım kendini unutmaya zorluyordu. Sonuçta bir tesadüftü. Ama bir akşam, tam çayını alıp dizisini açacakken kapı çaldı.

Kapıda Cemal vardı. Elinde bir demet kırmızı gül ve pasta kutusuyla.

“Davetsiz geldim, affedin ama… Numaranızı alamamıştım. Ve sizi unutamadım.”

Ayşe Hanım ona baktı, göGözlerindeki yaşlarla gülümsedi, çünkü hayatın ona en güzel sürprizi altmışında sunacağını hiç düşünmemişti.

Rate article
Lifequest
Otobüs Arızalandığında, Hayat İşlemeye Başladı