Boş Evde Geçmişin Gölgesi
İstanbul’un serin bir akşamında, yağmur sonrası ıslak kaldırımlara vuran sokak lambalarının loş ışığıyla aydınlanan Kadıköy’de, Alper sessizliğe gömülmüş evinde telefonunu sıkıca tutuyordu. Karısı Elif’in gönderdiği ses kaydı, zihninde parçalanmış bir hayatın yankısı gibi çınlıyordu:
“Alper, lütfen bunu çocuklar için sakla. Onlara beni sevdiğimi söyle. Her zaman seveceğim.
Canlarım, bir tanelerim…
Şu an ne kadar acı çektiğimi, bu yükün nasıl dayanılmaz olduğunu anlatamam. Kendimi dünyanın en yalnız kadını gibi hissediyorum. Ruhumda neler olup bittiğini benden başka kimse bilmiyor. Kimse ne kadar korktuğumu ve boşlukta olduğumu görmüyor. Yüreğim acıyla parçalanıyor ama siz, sevdiklerim, çaresizliğimi görmeyesiniz diye kendimi tutuyorum.
Her sabah yüreğimde bir taşla uyanıyorum, her gece daha ağır bir yükle uyuyorum. Eski neşemi nasıl geri getirebilirim, yeniden eskisi gibi nasıl olabilirim diye düşünüp duruyorum. Ama her gün yeni sınavlar getiriyor ve bu kısır döngüden çıkış göremiyorum.
Neden sana ihanet ediyorum, Alper? Bu soru her gece beynimi kemiriyor. Kitaplarda, konuşmalarda, dualarda cevap arıyorum ama hiçbir şey işe yaramıyor. Şüphelerin ve korkuların içinde boğuluyorum.
Sen daha iyisini hak ediyorsun, Alper. Her zaman harika bir eş ve baba oldun, bize her şeyi vermek için çabaladın. Ama ben senin istediğin eş olamıyorum. İçim bomboş ve hiçbir söz bu boşluğu dolduramıyor.
Çocuklarım, siz benim her şeyimsiniz. Sizi tüm kalbimle seviyorum ama bu sevgi acımı dindirmiyor. Her bakışınız, her sözünüz bana ne kadar değersiz bir anne olduğumu hatırlatıyor. Sizden ne kadar utanıyorum biliyor musunuz?
Bazen hayatınızdan çekilip gitmenin daha iyi olacağını düşünüyorum. Babanız hak ettiği gibi seven bir kadın bulsun. Siz yalanın olmadığı bir ailede büyüyün. Ama sizi kaybetme düşüncesi bile beni dehşete düşürüyor.
Ne yapmalıyım? Bu acı labirentinden nasıl çıkabilirim? Kurtuluşu nerede arayacağım? Bu sorular bana rahat vermiyor. Huzurumu geri almak için her şeyi yapmaya hazırım.
Umarım beni anlarsınız. Elveda.”
—
Daha dün Alper, pencerenin önünde uykuya dalmış Kadıköy’e bakıyordu. Sokak lambalarının su birikintilerindeki yansımaları, dingin ve düzenli bir dünyanın yanılsamasını yaratıyordu. Ama evinin içi endişe ve acıyla yoğrulmuş bir sessizlikle doluydu.
Alper her zaman doğru yaşamaya çalışmıştı. İş, aile, ev—hepsi bir kale gibi örülmüştü. Ama hayat, planlarını tekrar tekrar yerle bir ediyordu. Üç yıl önce karısı Elif’in ihanetiyle ilk kez yüzleşmişti. O zaman kendini paramparça hissetmişti ama sekiz yaşındaki oğlu Efe ve dört yaşındaki kızı İpek için affetmeye karar vermişti. Elif bir daha asla böyle bir şey yapmayacağına dair yemin etmişti ve o da inanmıştı. Saf olduğundan değil, inanmak istediğinden. Aile onun için kutsaldı ve sonuna kadar savaşmaya hazırdı.
Ama şimdi acı, eski bir düşman gibi geri dönmüştü. Aynı yara, aynı darbe. Alper ne yapacağını bilemiyordu. Elif’i evden mi kovmalıydı? Yoksa kendisi mi gitmeliydi? Çocuklara annelerinin neden artık evde olmadığını nasıl açıklayacaktı? Boşanmanın yetişkinleri bile nasıl kırdığını görmüştü, dünyaları anne ve babadan ibaret olan küçük çocuklardan bahsetmiyoruz bile.
Duygularına yenik düşmemesi gerektiğini biliyordu. Geleceği düşünmeli, aileyi kurtarmanın ya da en azından çocuklara gelecek darbeyi hafifletmenin yollarını aramalıydı. Konuşmaya karar verdi. Elif’i, bir zamanlar en mutlu günlerinde şarap içip sabaha kadar güldükleri Kadıköy’ün kenar mahallesindeki küçük bir restorana davet etti. Çocuk seslerinden ve günlük telaşlardan uzakta, gerçeği bulmayı umuyordu.
“Elif, daha fazla sessiz kalamayacağım,” dedi, gözlerinin içine bakarak. “Neden? Neden bunu bir kez daha yaptın?”
Elif başını önüne eğdi. Bu konuşmanın kaçınılmaz olduğunu biliyordu ama kelimeler boğazını yakıyordu.
“Alper, istemedim,” diye fısıldadı. “Bazen kendimi kaybettiğimi hissediyorum. Kendi hayatımı yaşamıyorum. Çocuklar, ev, iş—hepsi önemli ama ben… kim olduğumu bilmiyorum. Kim olabileceğimi anlamak istiyorum.”
“Nasıl yani?” Alper kaşlarını çattı. “Sen bir annesin, bir eşsin, bu hayatı sen seçtin. Ne değişti?”
“Ben değiştim!” Ses”Alper, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak,” dedi Elif, gözlerinde son bir umut kırıntısıyla, kapıyı çekip giderken.




