Geçmişin Gölgesi Boş Evde

Boğuk bir akşamda, ıslak asfaltın üzerine düşen loş ışıklarıyla Çamtepe kasabasında, Alper sessizliğe gömülmüş evinde telefonunu sıkıca tutuyordu. Karısı Ezgi’nin gönderdiği ses kaydı, kırık bir hayatın yankısı gibi zihninde çınlıyordu:

“Alper, lütfen bunu çocuklar için sakla. Onlara söyle, onları sevdiğimi. Hep seveceğimi.
Canlarım, bir tanelerim…
Şu an ne kadar acı çektiğimi bilemezsin. Dayanılmaz derecede ağır geliyor her şey. Kendimi dünyanın en yalnız kadını gibi hissediyorum. Ruhumda neler olup bittiğini kimse bilmiyor, sadece ben biliyorum. Kimse korkumun ve boşluğumun farkında değil. Yüreğim acıyla parçalanıyor ama siz, sevdiklerim, çaresizliğimi görmeyesiniz diye kendimi tutuyorum.

Her sabah yüreğimde bir taşla uyanıyorum, her gece daha ağır bir yükle uykuya dalıyorum. Eski neşemi nasıl geri kazanacağımı, nasıl eski halime döneceğimi sürekli düşünüyorum. Ama her gün yeni sınavlar getiriyor ve bu karanlıktan çıkış yolunu göremiyorum.

Neden sana ihanet ediyorum, Alper? Bu soru her gece beni kemiriyor. Cevapları kitaplarda, konuşmalarda, dualarda arıyorum ama hiçbir şey işe yaramıyor. Şüphelerin ve korkuların içinde boğuluyorum.

Sen daha iyisini hak ediyorsun Alper. Hep iyi bir eş ve baba oldun, bize her şeyi vermek için çabaladın. Ama ben senin istediğin gibi bir eş olamıyorum. İçimde bir boşluk var ve hiçbir söz onu dolduramıyor.

Çocuklarım, siz benim her şeyimsiniz. Sizi bütün kalbimle seviyorum ama bu sevgi acımı hafifletmiyor. Her bakışınız, her sözünüz bana ne kadar kötü bir anne olduğumu hatırlatıyor. Sizden ne kadar utanıyorum!

Bazen hayatınızdan çekip gitmenin daha iyi olacağını düşünüyorum. Baban, hak ettiği gibi seven bir kadın bulsun. Siz yalanların olmadığı bir ailede büyüyüverin. Ama sizi kaybetme düşüncesi bile beni dehşete düşürüyor.

Ne yapmalıyım? Bu acı labirentinden nasıl çıkabilirim? Kurtuluşu nerede arayayım? Bu sorular bana rahat vermiyor. Kendime huzuru geri getirmek için her şeyi yapmaya hazırım.
Umarım beni anlarsınız. Elveda.”

Daha dün Alper pencerenin önünde, uykuya dalmış Çamtepe’ye bakıyordu. Sokak lambalarının su birikintilerindeki yansıması, huzurlu ve düzenli bir dünyanın yanılsamasını yaratıyordu. Ama evinin içi endişe ve acıyla dolu bir sessizliğe bürünmüştü.

Alper her zaman doğru yaşamaya çalışmıştı. İş, aile, ev—hepsi bir kale gibi sağlam inşa edilmişti. Ama hayat, planlarını tekrar tekrar alt üst ediyordu. Üç yıl önce eşi Ezgi’nin ihanetiyle ilk kez yüzleşmişti. O zaman ezilmiş hissetmişti ama sekiz yaşındaki oğlu ve dört yaşındaki kızı için affetmeye karar vermişti. Ezgi bir daha asla böyle bir şey yapmayacağına yemin etmişti ve o da inanmıştı. Saf olduğundan değil, inanmak istediğinden. Aile onun için kutsaldı ve onun için sonuna kadar savaşmaya hazırdı.

Fakat şimdi acı, eski bir düşman gibi geri dönmüştü. Aynı yara, aynı darbe. Alper ne yapacağını bilemiyordu. Ezgi’yi kovmalı mıydı? Yoksa kendisi mi gitmeliydi? Çocuklarına annelerinin neden artık yanlarında olmadığını nasıl açıklayacaktı? Boşanmanın yetişkinleri bile nasıl kırdığını görmüştü, hele ki dünyaları sadece anne ve babadan ibaret olan minik yürekleri nasıl etkileyeceğini düşünmek onu daha da kahrediyordu.

Duygularının esiri olmaması gerektiğini biliyordu. Geleceği düşünmeliydi, ailesini korumak ya da en azından çocuklarına bu darbeyi hafifletmenin bir yolunu bulmalıydı. Alper konuşmaya karar verdi. Ezgi’yi, Çamtepe’nin kenar mahallesindeki, bir zamanlar mutlu günlerde şarap içip sabahlara kadar güldükleri küçük bir lokantaya davet etti. Çocukların sesinden ve günlÇocuklarını uyandırdı, onlara sarıldı ve “Hayat bazen zor ama biz her zaman birbirimize sahip çıkacağız,” diyerek yeni bir güne başlamak için cesaret topladı.

Rate article
Lifequest
Geçmişin Gölgesi Boş Evde