Mutluluğa Bir Şans Daha

Kaderin Bir Şansı Daha

Derya uyandığında içinde tuhaf bir heyecan vardı. Bugün on sekizinci yaş günüydü. İçgüdüsü bu günün özel olacağını söylüyordu. Kalbi şarkı söylüyor gibiydi, gizli bir sürprizin kokusunu alıyordu. En çok istediği şey incecik, minik bir elmasla süslenmiş bir yüzüktü.

– “Doğum günün kutlu olsun, kızım!” diye seslendi annesiyle babası odasına girdi. Annesinin avucunda küçük bir kutu vardı, babasının gözlerindeki gurur parlıyordu.

Derya yatağından fırladı, kutuyu açtı ve nefesini tutarak yüzüğü parmağına geçirdi.

– “Harika görünüyor… Teşekkür ederim! Ama bu çok pahalıya mal olmuştur…”

– “Sen bizim bir tanemizsin, Deryacığım. Böyle bir günde hiçbir şeyin kıymeti yok,” dedi babası gülümseyerek.

– “Bu kadar değil,” diyerek göz kırptı annesi. “Babanla konuştuk, hem bizim izin dönemimiz hem de senin tatilin var. Denize gidiyoruz! Bütün valizler hazır, arabada bekliyor!”

Derya mutluluğuna inanamıyordu. Deniz! Güneş! Bikini! Arkadaşları, özellikle de hep tatilleriyle övünen İrem, kıskançlıktan çatlayacaktı.

Yağmur dindiğinde yola koyuldular. Otoyol kalabalıktı. Derya camdan dışarı bakıyor, bronzlaşmış ve mutlu bir şekilde döneceği anları hayal ediyordu…

Ve sonra karanlık.

Beyaz bir hastane odasında kendine geldi. Vücudunun her yeri ağrıyordu, en ufak hareketi işkence gibi geliyordu. Başucunda bir hemşire, yastığını düzeltiyordu.

– “Yavaş ol, tatlım… Kalkma. Doktoru çağıracağım.”

Derya zorlukla hareket etti. O anda korku yüreğine çöktü.

– “Annem nerede? Babam?! Onları görmek istiyorum!”

Yaşlı bir doktor, gözlüğünü düzelterek yanına oturdu. Sesi sakin ama sertti.

– “Derya… Kaza geçirdiniz. Arabanız bir kamyonla çarpıştı. Ailen… hayatta kalamadı. Artık yalnızsın.”

Dünya başına yıkılmıştı. Acı değil, bomboş bir uçurum hissetti. Derya inanamıyordu. Hayır, babası asla… O her zaman dikkatli sürerdi…

Ama doktorun sözleri gerçekti.

Günler geçti. Derya serumlar altında yatarken, her uykuya dalışında ailesini çağırıyordu. Bir gün doktor yatağının başına oturdu ve sessizce konuştu:

– “Derya… İki ağır ameliyat geçirdin. Seni kurtardık. Ama… artık çocuk sahibi olamayacaksın. Affet bizi…”

Bu ikinci darbe oldu. Kalbine saplanan bir bıçak gibiydi.

Taburcu olduktan sonra öğrendi ki, geriye sadece babasının hasta ve yalnız yaşayan köydeki babaannesi kalmıştı. Yakınlarından sadece İrem vardı, o da sanki sadece zorunluluktan geliyordu. Birkaç kez yanında Deniz adında bir erkekle gelmiş, parkta gezmişlerdi. Ama o da bir süre sonra ortadan kayboldu.

Sonra bir gün İrem yalnız değildi—Kerem’le gelmişti. Kerem, Derya’nın sessizliğini, derin bakışlarını fark etmişti. Trajediyi duyunca ona destek olmak istedi.

Gittikçe daha sık gelmeye başladı. Bazen İremsiz. Birlikte gezdiler. Derya yeniden canlanıyordu. Uzun zamandır ilk kez gülüyordu. Ama içinde bir korku vardı: İrem’i incitmek istemiyordu. Sonunda konuşmaya karar verdi.

– “İrem… Kerem yüzünden kırgınsan özür dilerim…”

– “Eğer kırılıyorsam, onu bırakır mısın?” diye buz gibi gülümsedi İrem.

Derya şaşırmıştı:

– “Ne diyorsun, ben… sadece seni kaybetmek istemiyorum.”

İrem başını salladı, ama gözlerinde bir kötülük vardı.

– “Bu sakat… Kerem de hala ona kanıyor. Nasıl biteceğini bilseydim, asla tanıştırmazdım…”

Kerem ise Derya’nın yaralarını görmüyor gibiydi. Sadece gözlerini görüyordu. Çiçekler getiriyor, onu ne kadar sevdiğini söylüyordu.

Ve Derya açmaya başladı. Ama korkusu gitmiyordu. Bir gün İrem’e açılmaya karar verdi:

– “Doktor dedi ki… çocuk sahibi olamayacağım. Bunu ona nasıl söylerim? Beni bırakır…”

– “Tabii ki söyle,” diye sahte bir ilgiyle başını salladı İrem. “Bilme hakkı var…”

Ama İrem hemen Kerem’in yanına koştu. Her şeyi kendi üslubuyla anlattı.

– “Derya çocuk doğuramayacakmış. Sana söyler mi bilmem ama… neyle uğraştığını bilesin diye anlatıyorum.”

Kerem sessiz kaldı. Uzun uzun ona baktı. Sonra tek kelime etti:

– “Teşekkürler. Daha fazla konuşmana gerek yok.”

Ve gitti.

Derya evinde onu bekliyordu. Odada volta atıyor, cesaret topluyordu.

Kapı açıldığında titreyerek konuştu:

– “Sana söylemem gereken bir şey var…”

Kerem yanına gelip onu kucakladı:

– “Söylemene gerek yok. Her şeyi biliyorum. Ve seni seviyorum. Yine de.”

Nereden öğrendiğini sormaya bile fırsat bulamadı. Önemli olan tek şey, onun yanında olmasıydı.

Düğünleri mütevazı ama mutluydu. Sonra bir gün Kerem:

– “Bir çocuk evlat edinelim mi?” dedi.

Derya hıçkıra hıçkıra ağladı. Bu onun kurtuluşuydu.

Böylece küçük Elif hayatlarına girdi.

Küçük kız şımarık bir prenses gibi büyüdü. Derya ona sınır tanımadan düşkündü. Her şeyin en iyisi olmalıydı. Elif okula başladığında Kerem endişelenmeye baElif büyüdükçe daha da şımarıklaşıyor, annesinin sevgisini kendine silah ederken Kerem’in yokluğunda evdeki huzur da yavaş yavaş eriyordu.

Rate article
Lifequest
Mutluluğa Bir Şans Daha