Ayşe Hanım’ın elli beşinci yaş günü vardı. Kutlamayı İstanbul Boğazı’na nazır şık bir restoranda büyük bir coşkuyla yapmaya karar verdiler. Akrabalar, dostlar ve iş arkadaşlarından oluşan kalabalık bir misafir toplandı. Herkes neşeyle eğleniyor, kadehler kaldırılıyor, Ayşe Hanım’a çiçekler ve güzel sözler yağdırılıyordu. Kocası Mehmet Bey, ona muhteşem bir hediye verdi: zarif bir yüzük, lacivert taşıyla bezenmiş altın bir halka. Ayşe Hanım’ın gözleri mutlulukla parladı. Sunucu, gülümseyerek anons etti:
– Şimdi ise gelinimiz Leyla Hanım, yıldönümü sahibimizi kutlamak istiyor!
Leyla, dimdik durarak mikrofonun yanına yürüdü.
– Sevgili Ayşe Teyze, dedi ciddi bir tonla. – Ailem adına size özel bir sürpriz hazırladık!
Misafirler meraklanarak fısıldaştı. Ayşe Hanım, yüzünde bir gülümsemeyle ayağa kalktı, dokunaklı bir şeyler bekliyordu. Ama gelininin aklından geçen “sürprizi” asla tahmin edemezdi.
Leyla hiçbir zaman kayınvalidesi Ayşe Hanım’ı, kayınpederi Mehmet Bey’i ya da eşinin ablası Emine’yi memnun edememişti. İlk bakışta sıradan bir kayınvalide-gelin çatışması gibi görünse de asıl sorun Leyla’nın kendisiydi.
Emre, çocukluğundan beri yumuşak huylu ve uysal bir insandı. Okul yıllarında hep kalabalığın peşinden gitti. Arkadaşları futbol oynamaya çağırdığında, kitap okumayı tercih etse bile “hayır” diyemezdi. Birisi ona Sibel isimli kıza laf atması için ısrar ettiğinde, Sibel’den hoşlansa bile mahcup bir şekilde uyardı.
Her şey böyleydi. Emre, adeta kendi gölgesinden korkar gibiydi; nadiren kendi başına karar alırdı. Ablası Emine onu açıkça “korkak” diye nitelendirirdi. Annesi Ayşe Hanım, kızını sert sözlerinden dolayı uyarsa da içten içe hak verirdi. Aynı anne babadan nasıl böyle iki farklı çocuk çıkabilirdi? Emre de ablası kadar iyi yetiştirilmişti; şımartılmamıştı, her sıkıntısında ailesi arkasına takılmamıştı, bir erkeğin kendini savunması gerektiği öğretilmişti.
Babası ona sporu sevdirmiş, annesi ise edebiyat ve sanat aşığı yapmıştı. Ama görünen o ki karakter doğuştan geliyordu ve hiçbir terbiye bunu değiştiremiyordu. Ayşe Hanım oğlunu zorlamak istemiyordu, ona baskı yapmayacaktı. Zamanla aile, Emre’nin bu haliyle kabullenmişti.
Emre eve Leyla’yı getirdiğinde kimse şaşırmadı. Tatlı, iyi niyetli bir kız, sağlam bir yuva hayali kuran biri, onun gibi birine ilgi duymazdı. Emre’nin hayatı boyunca onu yönlendirecek “sert bir el”e ihtiyacı vardı. İşte Leyla, bu el oldu; otoriter, kendinden emin, sert ve kırıcı. Konuşma tarzı, baskın karakteri ve bazen açıkça kabalığı birçok insanı uzaklaştırırdı, ama Emre’yi değil. O, Leyla’ya hayran hayran bakıyor, her dediğini yapıyor, sadık bir köpek gibi peşinden gidiyordu.
Ailesi ve ablası müdahale etmemeye çalışıyordu. Emre’nin mutlu olduğunu görüyorlardı ve yetişkin bir adamın hayatına karışmanın doğru olmayacağını düşünüyorlardı. Emre evlenme teklif ettiğinde, bunu kabullendiler. Sonuçta onlar Leyla’yla aynı evi paylaşmayacaktı. Emre ise bu garip ilişki düzeninden memnun görünüyordu.
– Leyla’yla birlikte Antalya’ya gideceğiz, diye gururla anlattı Emre bir akşam yemeğinde. – Para biriktirip tatile çıkacağız.
– Leyla hiç katkı sağlamıyor mu? diye usulca sordu Ayşe Hanım, ailede her şeyin ortak olması gerektiğini düşünerek.
– Ben erkeğim, bu benim görevim, diye gururla cevapladı Emre, açıkça eşinin sözlerini tekrarlıyordu.
Sonra Leyla, bütçelerini zorlayan bir ev kredisi almak istedi. Ardından çocuk yapma kararı aldı.
– Büyük bir aile istiyoruz, diye hevesle anlatıyordu Emre. – Ev çocuk sesleriyle dolacak!
– Bunları nasıl geçindireceksin? diye alaycı bir gülüşle sordu Emine.
– Ben çalışıyorum ya, diye hafifçe alınarak cevap verdi Emre. – Leyla diyor ki devlet desteği de alacağız.
Anne babası sadece iç çekiyordu. Öğüt vermeye çalıştılar ama Emre her zamanki gibi sadece karısını dinledi. Kimse onların işlerine burnunu sokmak istemedi.
Kısa süre sonra Leyla hamile kaldı. O andan itibaren herkesin kendisine borçlu olduğunu düşünüyordu. Bir gün kuryenin paketi kapıya kadar getirmediğine sinirlendi.
– Ben hamileyim! diye söylendi. – Söyledim ama yine de çıkarmadı!
– Paket ağır mıydı? diye anlayış göstermeye çalıştı Ayşe Hanım.
– Yok, hafifti. Ama benim inmem gerekti! Bu halde kolay değil!
Her şey böyleydİşte o an, Emre’nin gözlerindeki o sessiz hayranlık yerini ilk kez kararlı bir bakışa bıraktı.




