Gizemin Yankıları: Büyük Şehirde Aile Draması

Mehmet Bey ile eşi Ayşe, kızlarını ziyaret etmek için İstanbul’a gittiler. Tam apartmanın önüne geldiklerinde Mehmet, eşinin ne kadar gergin olduğunu fark etti.
“Ayşe, bir şey mi var?” diye sordu, ona dikkatle bakarak.
“Yok canım, sadece Elif’i uzun zamandır görmemiştik, heyecanlandım işte,” diyerek gülümsemeye çalıştı Ayşe, ama sesi titriyordu.

Kızlarının dairesine çıktılar. Mehmet kararlı bir şekilde zile bastı. Kapıyı açan olmadı.
“Tuhaf, acaba evde mi değil?” diye mırıldandı, eşine baktı ve tekrar zile bastı.

Kilit tıkırdadı, kapı yavaşça aralandı ve Mehmet gördükleri karşısında donup kaldı.

***

Babası, öfkeden kıpkırmızı olmuş, yüzü alev alev yanıyordu. Ayşe onun kolunu tutarak yalvardı:
“Mehmet, sakin ol, lütfen! Tansiyonun var! Bırak Elif’le konuşalım!”

Ama Mehmet kolunu sertçe çekti, sesi alçak ve tehditkâr bir tona büründü. Kapıda duran Elif, sırtında bir ürperti hissetti — babası ona hiç böyle bakmamıştı.
“Bırak beni Ayşe! Artık tutma beni! Önce kızımızı tutmalıydın, beni değil!”
“Mehmet, aşkım, ne olur!” dedi Ayşe, gözlerini kocasından kızına çevirerek, durumu nasıl yatıştıracağını bilemedi.

Altı ay önce Mehmet bir hipertansif kriz geçirmiş, doktorlar ona stres yapmamasını tembihlemişlerdi. Ama dün birden kararını açıklamıştı:
“Toplan Ayşe. İçim rahat değil. Üç aydır hep bahaneler, kendisi gelmiyor. Boşuna değil bu. Sen annesin, niye susuyorsun?”

Ayşe gerçekten de susuyordu. Bilmediği için değil, fazlasıyla bildiği için. Elif’le birlikte Mehmet’ten gerçeği saklamışlar, her şeyi yoluna koymayı ummuşlardı. Sonra anlatırız, biraz kızsa da her şey düzelir, diye düşünmüşlerdi. Peki şimdi ne diyeceklerdi?

“O sadece yorulmuş, derslerine çalışıyor, part-time işte çalışıyor, yakında geleceğine söz verdi, onu tanırsın ya,” diye geveleyip durdu Ayşe, ama Mehmet çoktan paltosunu giymişti.

Cüzdanını, anahtarlarını, telefonunu aldı, eşinin telefonunu da elinden aldı:
“Ona haber vermeyi aklından bile geçirme! Ben babası değil miyim? Geçen yaz aynanın karşısında nasıl döndüğünü, saçını nasıl savurduğunu gördüm. Ama kimin için — susuyor! Demek bir şeyler ters gidiyor. Hadi, ona gidiyoruz!”

Yolda, Ayşe trende bir şeyler açıklamaya çalıştı ama sonunda elini salladı:
“Acele ediyorsun, Elif zaten her şeyi anlatacaktı, işler yoluna girdiğinde. Seni tansiyonun yüzünden endişelendirmek istemedi.”
“Ayşe, yeter artık tansiyondan bahsetmekten! Ben babayım, kızımın başına ne geldiğini bilmek istiyorum! İçimde kötü bir his var!” diye kesip attı Mehmet.
“Peki, kapıyı çal o zaman,” dedi Ayşe, onun elini sıkarak.

Kapı hemen açılmadı. Elif, gözetleme deliğinden bakmış ve tereddüt etmiş gibiydi. Ama sonunda açtı — ailesini kapıda bırakamazdı ya.
“Ben biliyordum! Elif, kim bu? Çocuk kimden? Neden bizden sakladın?” Mehmet’in sesi acı ve öfkeyle titriyordu.

Koridora çıktı ve merdivenlere çöktü, elini göğsüne bastırarak.
“Baba, ne diye oraya oturdun? Baba, geri gel!” Hafifçe karnı belirginleşmiş Elif, şaşkın ve çaresiz görünüyordu.

Onun kızı, gururu, okumak için gitmişti, burs kazanmıştı, ama şimdi… Şimdi ne olacaktı? Mehmet boğazındaki düğümü yuttu. Onu koruyacak başka kimse yoktu. O adamı bulmalı, konuşmalı, bir şeyler yapmalıydı!
“Baba, sonra anlatacaktım, işler yoluna girince. Ama şimdi… O bir kaza geçirdi, hastanede yatıyor!” Elif, bir çocuk gibi ağlamaya başladı.

Mehmet ayağa kalktı, pantolonunu silkeledi ve birden sakinleşti. Ne olmuş yani, çocuk mu olmuş? Önemli olan herkesin hayatta olmasıydı. Büyütürler, üstesinden gelirler, daha kötüsünü de atlatmışlardı!
Elif, Ayşe’yle ona geç yaşlarında, umutlarını yitirdikleri bir dönemde gelmişti. Okula başladığında sınıfın en küçüğüydü ama bir o kadar da ciddiydi — şımarmazElif’in gözlerindeki endişeyi görünce Mehmet yumuşadı ve “Evlat, şimdi senin zamanın, yanındayız,” diyerek içeri adım attı.

Rate article
Lifequest
Gizemin Yankıları: Büyük Şehirde Aile Draması