Kapıya Yaklaştım, Zili Çaldım ve Hızlı Adımları Duydum.

Torunumun doğum günü vardı geçenlerde — tam on yaşına bastı, koskoca bir çift haneli sayı! Önceden düşünüp taşındım ve bu özel gün için mükemmel hediyeyi seçtim: uzun zamandır gözünde büyüttüğü dev bir inşaat seti. Büyük gün gelip çatınca en şık elbisemi giyip kapıyı çalmak üzere yola koyuldum.

“Anne, hadi mutfağa geç!” diye seslendi kızım kapıyı açarken. Sesindeki o sıcaklığın altında hafif bir yorgunluk vardı, sanki bütün günü bu kutlama için hazırlanarak geçirmişti. “Buğlem’in adını hatırlıyorsun değil mi?”

Gülümsedim, eşikten adım atarken. Tabii ki torunumun adını biliyordum: Buğlem! Ama cevap vermek yerine, sadece başımı salladım, ellerimde rengârenk paketlenmiş hediye. Mutfakta her şey hazırdı: renkli tabaklar, çizgi film kahramanlı peçeteler ve üzerinde tam on mum olan pastaları. Buğlem masanın başında oturuyor, mutluluktan parlıyordu. Etrafındaki on yaşındaki afacanlar hep bir ağızdan konuşuyor, birbirlerinin sözünü kesiyorlardı.

“Anneanne, sen misin?” diye bağırdı Buğlem beni görünce. Koşup sarıldı, sonra merakla ellerimdeki kocaman kutuyu süzdü. “Bu benim için mi?”

“Tabii ki senin için canım!” dedim, paketi uzatırken. “Hadi aç bakalım, çok bekletme beni!”

Hediye paketini heyecanla yırtarcasına açtı ve inşaat setini görünce gözleri ışıl ışıl oldu. Arkadaşları hemen etrafını sardılar, kutuyu inceleyip ne inşa edeceklerini tartışmaya başladılar. Bu kalabalık ve neşe içinde kalbimin nasıl ısındığını hissettim. Çocuğun gözlerindeki mutluluğu görmek gibisi var mı? Hele de böyle özel bir günde!

Kızım — aklımda ona hep “Elif” diyordum — yanıma gelip fısıldadı:

“Teşekkürler anne, onu hep sen mutlu ediyorsun.”

Omzumu silktim, sanki bu kadar normal bir şeymiş gibi. Oysa bu hediye için epey düşünmüştüm. On yaş artık küçük bir çocuk değil, neredeyse “büyük adam” olma yolunda bir dönem. İstiyordum ki hediye sadece bir oyuncak olmasın, hafızalarda yer etsin.

Kutlama devam etti. Çocuklar oynadı, kahkahalar attı, sonra sıra pastadaki mumları üflemeye geldi. Buğlem bir dilek tutup derin bir nefes aldı ve tek üfleyişte on mumu da söndürdü. Herkes alkış tutarken Elif pastayı kesmeye başladı. Ben bir köşede oturup bu cümbüşü izlerken zamanın ne çabuk geçtiğini düşündüm. Daha dün kucağımda minicik bir bebekti, şimdi ise kendi hayalleri olan küçük bir adam olmuştu.

Pasta yenip çocuklar dağılınca Elif yanıma oturdu. Hayatın nasıl değiştiğinden, çocukların nasıl hızla büyüdüğünden konuştuk. Buğlem’in son zamanlarda robotikle ilgilendiğini, hatta bir kursa yazıldığını anlattı. Hediyemin tam yerine denk geldiğini duyunca içim sevinçle doldu.

“Biliyor musun anne,” dedi Elif, “Buğlem bu günü iple çekiyordu. Senin gelmen ona en büyük hediye oldu.”

Gülümsedim ama içimden onlara teşekkür etmem gerektiğini düşündüm. Büyükanne olmak ayrı bir mutluluk. Artık ebeveyn sorumluluğu taşımasan da sevgiyle doldurabiliyorsun her anı — tabii biraz da şımartmayla!

Akşamüzeri misafirler dağılırken Buğlem yanıma koştu, elinde inşaat setinden yaptığı minik bir uzay gemisiyle. Gururla gösterip bana “Bütün bir galaksi kuracağım!” dedi. Dinledim, hayranlıkla izledim ve bu doğum gününün hepimizin hafızasında yer edeceğini hissettim.

Eve dönerken içim hafif, yüzüm gülüyordu. On yaş daha başlangıç sayılır. Önünde keşfedilecek ne çok şey var! Umarım yolu açık olur ve ben de onun büyüyüşüne, hayallerine tanık olabilirim. Şimdilik bu özel güne küçük bir sihir katabildiysem ne mutlu bana!

Rate article
Lifequest
Kapıya Yaklaştım, Zili Çaldım ve Hızlı Adımları Duydum.