Daha henüz 49 yaşındayım, ama küçük kız kardeşim artık kendi hayatım olmadığını ve onun on yaşındaki oğlu Serhat’ın ücretsiz bakıcısı olmam gerektiğini düşünüyor. Serhat’ı seviyorum, o benim en sevdiğim yeğenim, ama kendi hayatımı feda ederek onunla sürekli ilgilenmeye hazır değilim. Bu hikâye birkaç yıl önce başladı ve o günden beri her şey daha da zorlaştı.
Nasıl Başladı?
Kız kardeşim Aylin benden yedi yaş küçük. Hep biraz şımartılmıştı—ailenin en küçük çocuğuydu, herkes ona acır ve her istediğini yapardı. Serhat’ı doğurduğunda teyzesi olmaktan mutluluk duydum. O harika bir çocuk: zeki, neşeli, onunla vakit geçirmek hep keyifliydi. Onu hafta sonları bana alır, parka götürür, ona börekler yapardım. Ama zamanla kardeşim yardımlarımı bir hak olarak görmeye başladı.
Aylin, eşinden ayrıldıktan sonra Serhat’la tek başına kaldı. Çok çalışıyor, sık sık geç kalıyor, bazen de iş seyahatlerine çıkıyor. Zorlandığını anlıyorum ve hep destek olmaya çalıştım: bazen Serhat’la kalır, bazen onu okuldan alır, bazen de derslerine yardım ederdim. Ancak geçen birkaç senedir bunu bir zorunluluk olarak görmeye başladı. “Sen boşsun, ne kocan var ne de çocuğun, işte meşgul olacak bir şeyin” dedi bir gün. Şaşırdım kaldım. Evet, kendi ailem yok, ama bu hayatım olmadığı anlamına gelmez!
49 Yaşında Hayatım
49 yaşındayım, küçük bir firmada muhasebeci olarak çalışıyorum ve kendi hobilerim var. Yoga yapıyorum, arkadaşlarımla buluşuyorum, resim kurslarına gidiyorum. Bir hayalim var—İtalya’ya gidip Roma ve Floransa’yı görmek. Bu gezi için iki yıldır para biriktiriyorum. Ama kardeşim tüm vaktimin Serhat’a ait olması gerektiğini düşünüyor. “Sen teyzesin, bu senin görevin” diyor. İtiraz etmeye çalıştığımda da ekliyor: “Zaten senin de önemli bir işin yok ya.”
Geçenlerde durum iyice abes bir hal aldı. Aylin, Serhat’ı akşam İngilizce kursuna yazdırmak istediğini ama onu almaya kimsenin gelmeyeceğini söyledi. Bütün işlerimi bırakıp şehrin öbür ucuna kadar gitmem gerekiyordu. Reddettim; kendi planlarım olduğunu, yogaya devam etmek istediğimi söyledim. Aylin alındı: “Hobilerini ailenin önüne mi koyuyorsun? Serhat senin için önemli değil mi?” Bu bir darbe gibiydi. Tabii ki önemli, ama neden onun için her şeyi feda etmeliyim?
Sevdiğim Yeğenim
Gerçekten Serhat’ı seviyorum. O harika bir çocuk: oyunlarını anlatıyor, okul hikâyelerini paylaşıyor, birlikte çizgi film izleyip gülüyoruz. Ama ben onun annesi değilim. Tam zamanlı bir bakıcı olacak enerjim ve isteğim yok. Üstelik Aylin’in ebeveynlik görevlerini giderek bana yüklediğini fark ediyorum. Örneğin, geçenlerde Serhat’ın kötü notları hakkında onunla konuşmamı istedi çünkü “Seninle daha iyi anlaşıyor.” Konuştum tabii, ama bu benim rolüm değil!
Kardeşimle bu durumu konuşmaya çalıştım. Yardımcı olmaya hazır olduğumu ama makul ölçülerde olması gerektiğini söyledim. Örneğin bir bakıcı tutmayı ya da eski eşinin ailesinden yardım istemeyi önerdim. Ama Aylin elinin tersiyle itti: “Bakıcı pahalı, zaten sen hallediyorsun.” Beni sadece bedava ve kolay olduğu için kullandığını hissediyorum.
Denge Nasıl Kurulur?
Şimdi bir çıkmazdayım. Bir yandan kardeşimle kavga etmek istemiyorum, hele ki Serhat’ın “Teyzem beni sevmiyor” diye düşünmesini hiç istemem. Öte yandan, “yedek bakıcı” olmaktan yoruldum. Kendi hayatımı yaşamak, kendi işlerimle uğraşmak, kardeşimin her çağrısında koşmayınca suçlu hissetmemek istiyorum. Acaba fazla mı yumuşak davranıyorum? Belki de sınırlarımı daha sert çizmem gerekiyor?
Eğer benzer durumlar yaşadıysanız, nasıl başa çıktığınızı paylaşın. Akrabalarınıza “hayır” derken ilişkilerinizi bozmamak için ne yapmalı? Yoksa gerçekten ben mi bencillik yapıyorum ve kardeşim haklı? Lütfen yazın, dışarıdan bir bakış ihtiyacım var…




