“Onlar sana kalsın! Sen onu böyle yetiştirdin işte!” diye bağırıyordu telefonun diğer ucunda eski kocam, Kemal. Sesi öfkeden titriyordu, ben ise telefonu sıkıca tutmuş, içimde bir şeylerin büzüldüğünü hissediyordum. Konu oğlumuz Emine’nin sevgilisiyle birlikte yaşama kararıydı. Ama bu konuşma sadece Emine’yi değil, geçmişte yaptığımız hataların ailemizi nasıl etkilediğini de düşündürdü bana.
Kemal’le on yıl önce boşanmıştık. Emine o zamanlar on beş yaşındaydı ve bu durum onu çok etkilemişti. Bazen beni, bazen babasını suçluyor, bazen de içine kapanıyordu. Ona hem anne hem de arkadaş olmaya çalıştım: ödevlerine yardım ettim, arkadaşlarıyla ilgili hikâyelerini dinledim, antrenmanlarına götürdüm. Kemal ise boşanmadan sonra uzaklaşmıştı. Nafaka ödüyor, bazen hafta sonu Emine’yi alıyordu ama aralarında bir bağ kalmamıştı. Oğlumun babasını özlediğini görüyordum ama Kemal hep meşguldü: yeni işi, yeni ailesi… Yargılamıyordum ama içim Emine için acıyordu.
Şimdi Emine yirmi beş yaşında. Büyüdü, üniversiteyi bitirdi, bir bilişim şirketinde çalışıyor. Altı ay önce bana sevgilisi Selda’yı tanıştırdı. Çok tatlı bir kızdı, grafik tasarımcı olarak çalışıyor, her zaman nazik ve güleryüzlüydü. Emine ve Selda birlikte yaşamaya karar verdiler ve ben onlar için sevindim. Fakat henüz kendi evleri olmadığı için bir süre bende kalmak istediler. İki odalı dairem saray değildi ama yer yetiyordu. Onlara yatak odamı verdim, ben de salonun köşesindeki kanepeye geçtim. Bunun geçici olacağını, birikim yapana kadar idare edeceklerini düşünmüştüm.
Her şey yolunda gidiyor gibiydi. Selda ev işlerine yardım ediyor, Emine alışverişi yapıyor, bazen de birlikte akşam yemeği yiyorduk. Ama birkaç ay sonra Emine’nin daha sinirli olduğunu fark ettim. Selda’ya küçük şeyler için sert çıkışabiliyordu. Bir gün para meselesinden tartıştıklarını duydum. Karışmamaya çalıştım—sonuçta ikisi de yetişkindi, kendi sorunlarını çözebilirlerdi. Ama sonra Kemal aradı. Öfkeden deliye dönmüştü: “Senin oğlanın bana yardım etmeyi reddettiğini biliyor musun? Kendi işlerim var dedi! O Selda da hiç saygı göstermiyor bana!” diye bağırdı.
Şaşırmıştım. Emine, babasının yardım istediğinden hiç bahsetmemişti. Meğer Kemal, oğlundan yazlık evinin çatısını tamir etmesine yardım etmesini istemiş. Emine ise işlerinin yoğun olduğunu söyleyerek gitmemiş. Selda’ya gelince, Kemal’e göre “kendini bir şey sanıyormuş”. Onu sakinleştirmeye çalıştım: “Kemal, onlar genç, kendi hayatları var. Belki de biraz fazla üstlerine geliyorsun?” diyecek oldum. Ama o daha da öfkelendi: “Sen onu şımarttın! Bir ana kuzusu yetiştirdin, şimdi de babasına saygısı yok! Onlar sana kalsın, sen böyle iyisin ya!”
Sözleri canımı yakmıştı. Ben mi yetiştirdim? Peki Emine’nin babaya ihtiyacı olduğunda neredeydi o? Ben tek başıma onu ergenlik çağındaki fırtınalardan, kavgalardan, gözyaşlarından geçirdim. Ama belki de Kemal haklıydı? Belki oğlumu fazla koruyup kolladım da şimdi bencil biri oldu? Aklıma geldi, Emine’ye her istediğini alışım, onu her dert ve sıkıntıdan koruyuşum… Belki de gerçekten bana bağımlı hale getirmiştim?
Oğlumla konuşmaya karar verdim. O akşam Selda arkadaşlarına gittiğinde sordum: “Emine, babanla aranızda ne oldu? Yardım etmeyi reddettiğini söyledi.” Oğlum kaşlarını çattı: “Anne, bütün işimi bırakıp yazlığına gitmemi istedi. Ama benim işlerim var, projelerim var. Selda’nın da ona yaranma zorunluluğu yok!” dedi. Başımı salladım ama içim rahat değildi. Emine mantıklı konuşuyordu ama ses tonu öyle keskin ve anlayışsızdı ki…
Sonra Selda’yla da konuştum. Bana Kemal’in bir keresinde ona kaba bir şaka yaptığını, o da karşılık verdiğini anlattı. “Onu incitmek istemedim ama bana karşı sanki ona itaat etmem gerekiyormuş gibi davranıyor,” dedi. Anladım ki sorun sadece Emine değildi. Kemal herkesi kontrol etmek istiyor ama kendisi hiçbir şekilde esnek davranmıyordu.
Eski kocamla olan bu konuşma bana çok şey düşündürdü. Evliliğimizi, hatalarımızı hatırladım. Belki de biz Emine’ye ailenin uzlaşma demek olduğunu gösteremedik. Onların kavgasına karışmayacaktım ama Emine ve Selda’dan daha anlayışlı olmalarını isteyecektim. Gençlerdi, önlerinde uzun bir hayat vardı ama büyüklere saygı da önemliydi. Kemal’le de tekrar konuştum, oğlumuzla ilişkisini zorlamak yerine yavaş yavaş düzeltmeye çalışmasını söyledim. Homurdandı ama düşüneceğini söyledi.
Şimdi Emine ve Selda’ya bakıyorum da tıpkı bizim gençliğimiz gibiOnlar da bizim gibi umutlarla dolu, ama bir o kadar da kendi mücadelelerinin içinde, ve belki de zaman onlara bizim öğrenemediklerimizi öğretecek.




