Bugün günlüğüme, torunumuzun vaftiz töreniyle ilgili yaşadığımız tartışmaları yazmak istedim.
*Kocam Ahmet’e, “Tolga, vaftiz için neden lüks bir restoran? Hediye almamız da gerekecek şimdi,” dedim.* Kızımızın minik kızı için böyle gösterişli bir kutlama planladığını duyunca içim rahat etmedi. “Ertesi gün gidip evinde kutlayalım, bu gösterişe gerek yok,” diye ekledim. Bu, torunumuzun vaftizini nasıl kutlamamız gerektiğini anlamaya çalışırken yaşadığımız tartışmaların hikayesi.
**Vaftiz Daveti**
Kızımız, Ayşe, altı ay önce küçük kızı Elif’i dünyaya getirdi. Elif, ailedeki ilk torunumuz ve biz onu deli gibi seviyoruz. Ayşe vaftiz planlarından bahsettiğinde sevindim; sonuçta bu önemli bir dini tören ve geleneklere göre yapılmasını istedim. Ama sonra restoranda yapılacağını, yüzlerce misafir, fotoğrafçı ve hatta bir sunucu olacağını söylediğinde şaşırdım. “Ayşe, bu kadar abartıya gerek var mı? Bu bir vaftiz, düğün değil!” dedim.
Ayşe, güzel bir anı olsun istediğini söyledi. Kocası Murat da destekledi: “İlk çocuğumuz, özel olsun istiyoruz,” dedi. Tartışmadım ama içim rahat değildi. Biz Ahmet’le sade insanlarız, hep mütevazı yaşadık. Böyle harcamalar bize gereksiz geldi.
**Hediye Sorunu**
Asıl zorluk, hediye düşünmeye başladığımda ortaya çıktı. Vaftizde genellikle anlamlı şeyler verilir: altın kolye, muska, çocuğun geleceği için birikim… Ama Ayşe, restorandaki misafirlerin de hediye getireceğini ima etti. “Yani zarfa para koyalım mı?” diye sordum. Cevabı belirsizdi: “Nasıl isterseniz, ama hersey bir şeyler getiriyor.” Hesapladım: 500 lira az gelir, ama daha fazlasını veremeyiz. Emekli maaşımız kısıtlı ve birikimlerimizi çatı tamiratına harcadık.
Ahmet, restorana hiç gitmemeyi önerdi. “Ertesi gün gideriz, Elif’i evinde kutlarız, içimizden geldiği gibi bir hediye alırız,” dedi. Katıldım; evde daha samimi olurdu, üstelik zarfa ne koyacağımızı düşünmemize gerek kalmazdı. Gümüş bir kolye ve resimli bir din kitabı almaya karar verdik; hem anlamlı hem de samimi bir hediye olacaktı.
**Kızımla Konuşmamız**
Ayşe’ye planımızı anlattığımda alındı. “Anne, yani vaftize gelmeyecek misiniz? Bu Elif için önemli bir gün!” diye tepki gösterdi. Ona restorandaki gösterişi istemediğimizi anlatmaya çalıştım, ama bunu kişisel bir hakaret gibi algıladı. “Diğer dedeler, nineler gelecek, siz ailenin parçası olmak istemiyor musunuz?” dedi. Bu beni incitti. Tabii ki ailenin parçası olmak istiyoruz, ama bu neden restoranda olmak zorunda?
Ahmet daha da sertti: “Paralarını böyle harcamak istiyorlarsa, kendi bilecekleri iş. Biz torunumuzla evde vakit geçiririz.” Ama Ayşe’nin üzüldüğünü görünce tereddüt ettim. Acaba biz gerçekten çok mu tutucuyuz? Gitsek miydi, istemesek de?
**Çözüm Yolumuz**
Sonunda orta yolu bulduk. Ahmet’le birlikte kilisedeki vaftiz törenine katıldık; duygusal ve samimi bir andı. Elif beyaz giysisiyle melek gibi görünüyordu. Restorandaki yemeğe gitmedik, ama ertesi gün Ayşe ve Murat’ın evine gittik. Kolyeyi ve kitabı verdik, torunumuzla vakit geçirdik, çay içtik. Ayşe başta biraz kırgındı, ama Elif’in bize sarılmasını görünce yumuşadı.
Anladım ki gelenekler herkes için farklı. Ayşe için büyük bir kutlama önemliydi, bizim içinse torunumuzla samimi bir an paylaşmak. Ama yine de içimde bir burukluk kaldı: Artık her aile kutlaması böyle mi olacak? Zarf, zorunluluklar, hesap kitap…
Sizin de benzer deneyimleriniz oldu mu? Çocuklarınızın istekleriyle kendi prensipleriniz arasında dengeyi nasıl sağlıyorsunuz? Yoksa biz Ahmet’le gerçekten fazla mı tutucuyuz? Fikirlerinizi bekliyorum.




