Anne, Damadını Kabul Etmedi: “Sadece Sen ve Torunum Gelin

Her kadın bir gün layık bir erkek bulup sağlam bir aile kurmayı, çocuklar doğurmayı ve gerçekten mutlu olmayı hayal eder. Ama derler ya, masallar herkese nasip olmaz. Ve ne kadar çok seversen, düşüşün o kadar acıtır.

Elif, kaderini bulduğuna emindi. Lisedeyken tanışmıştı Volkan’la — uzun boylu, etkileyici, sinema yıldızı gibi gülümsemesi olan bir genç. İlk bakışta aklını başından almıştı. Arkadaşlık, ay ışığında yürüyüşler, itiraflar… Birkaç yıl sonra resmen çift oldular.

Annesi, Gülşen Hanım, ilk günden Volkan’ı sevmemişti. Onun tembel, düzensiz biri olduğunu düşünüyordu. Ama Elif gözü kördü: Onun için Volkan her şeydi. Üniversite sınavını iyi puanla kazanırken, Volkan zor bela bir meslek okuluna girebilmişti. Dersler ona zor geliyordu ve kısa sürede okulu bıraktı.

“Anne, sen anlamıyorsun! Bizim aşkımız gerçek!” diyordu Elif, en ufak eleştiriye kulak asmıyordu.

Volkan bir elektronik mağazasında satıcı olarak işe girdiğinde bunu büyük bir başarı sanmıştı. Sadece bira ve cipse yeten parası ona yetiyordu ama Gülşen Hanım’a yetmiyordu. Kızına anlatmaya çalıştı, ama nafile.

Aşıklar mütevazı bir düğünle evlendi. Volkan’ın tanıdıklarının eski bir apartman dairesindeki odasında kalmaya başladılar, İzmir’in arka sokaklarında. İnce duvarlı, dedikoducu komşulu bir yerdi. Ama Elif için önemli olan sevdiğiyle birlikte olmaktı. Volkan işini savsaklıyor, her yardım isteğinde omuz silkiyordu. Elif sık sık annesinden para istemeye başladı. Gülşen Hanım kızını kırmadı: yiyecek, giyecek, hatta birikimleriyle ne bulursa yardım etti.

Damadı her gördüğünde içinde bir fırtına kopuyordu. Ona yabancı, uyumsuz ve zayıf geliyordu. Bir erkek olarak görmüyordu onu.

Durum iyice kötüleşince, Elif birkaç aylığına annesine taşınmayı teklif etti. Kira birikimi yapmak istiyorlardı. Gülşen Hanım isteksizce kabul etti ama kısa sürede pişman oldu: Volkan sabah akşam kanepeye uzanıyor, tüm işler kızının omuzlarına kalıyordu. Elif ders çalışmaya, uzaktan ek iş yapmaya çabalıyor — bitkin ama inadına kocasını savunuyordu.

“O sadece yoruluyor…” diye bahane buluyordu.

Üç ay sonra Volkan baskıya dayanamayıp Elif’i eski odaya geri dönmeye ikna etti. Orada dar ama öğüt dinlemek yoktu. Gülşen Hanım rahat bir nefes aldı, tek korkusu kızının hamile kalmasıydı.

Ama kader bir oyun oynadı. Volkan işini kaybetti. Elif ise terfi alıp düzgün maaş kazanmaya başladı. Ve kısa sürede hamile olduğu anlaşıldı.

Gülşen Hanım nine olacağını duyunca sevindi. Ama sevinci kısa sürdü — damadını hiç kabullenmemişti, şimdi de görmek istemiyordu. Elif, artık o daracık odadan bıkıp tekrar annesine taşınmayı isteyince, Gülşen Hanım şartını koydu:

“Yalnız sen ve bebek. Volkan’ı getirme. Kapıdan içeri adım atmasın.”

“Anne, o çocuğumun babası!” diye isyan etti Elif.
“Sen onunla evlenirken hiç düşündün mü bunu?” diye soğukça karşılık verdi Gülşen. “Önce adam gibi adam olsun, o zaman gelsin.”

Elif iki arada kaldı. Bir yanda yorgunluk, yeni doğmuş bebek, rahat bir yuva özlemi. Diğer yanda gurur ve kırgınlık. Yine de kocasıyla o daracık odaya döndü, annesinin fikrini değiştireceğini umarak. Ama Gülşen Hanım kararından dönmedi.

Onun için Volkan bir yabancıydı, kızı ve torunu için istediği biri değildi. Ama ne yapabilirdi? Çocuklar akılla değil, yürekle seçer. Anne yüreği acı çekiyordu ama kararını değiştirmedi.

Zaman kimin haklı olduğunu gösterecek. Şimdilik iki kadın — anne ve kız — birbirlerini mesafeyle sevmeyi öğreniyor, hayallerle uyuşmasa da seçimlere saygı duyuyor.

Sizce Gülşen Hanım doğru mu yaptı? Yoksa kızı ve torunu için damadını kabullenmeli muydı? Hayat bazen bize sevginin sınırlarını zorlamayı öğretir, ama bazen de duruşumuzu korumak en büyük sevgidir.

Rate article
Lifequest
Anne, Damadını Kabul Etmedi: “Sadece Sen ve Torunum Gelin