Onun Çocuğu Değil!’ Diye Bağırdı Kayınvalide. Sonra Yüzükle Döndü… Ama Çok Geçti

“Bu onun çocuğu değil!” diye bağırdı kayınvalidesi. Sonra elinde bir yüzükle geri döndü… Ama artık çok geçti.

O geceyi asla unutamam. Her hatırladığımda içim titriyor. Ona özenle hazırlanmıştım: mumlar, hafif bir salata, en sevdiği fırınlanmış somon, beyaz şarap. Ve en önemlisi, hayatımdaki en büyük haber.

O zamanlar sadece on dokuz yaşındaydım. İzmir’de yaşıyordum, Deniz’le birlikte şehrin kenarında mütevazı bir daire kiralıyorduk. Neredeyse bir yıldır birlikteydik. Bana çiçekler yağdırıyor, “benim mutluluğum” diye hitap ediyor, hep yanımda olacağına söz veriyordu. Ona inanıyordum. O naif, gençlik dolu hayaller kuruyorduk; aşkın her şeye yeteceğini sanıyorduk.

Sonra dedim ki:
“Deniz, sen yakında baba olacaksın…”

Önce dondu kaldı. Sonra yüzü değişti.
“Ne? Ne dedin sen?”

“Hamileyim,” diye tekrarladım, sesim titreyerek, hâlâ gözlerinde bir sevinç görmeyi umarak.

Ama cevap bir çığlık oldu. Sert, öfkeli.
“Bu benim çocuğum olamaz! Aklını mı yitirdin? Buna hazır değilim. Bu hamileliğinle defol git!”

Kapıyı çarptı. Ve kayboldu.

Aradım, açmadı. Sonra numaram engellendi. Fiziken kötüydüm, ruhen bitkin, korkmuştum. Ama en çok acıtıyordu. Çünkü geleceğini hayal ettiğim insan, bir anda yabancıya dönüşmüştü.

Annesine ulaşmayı denedim. Ayla Hanım, Manisa’daki evinin kapısında karşıladı beni. İçeri bile almadı, sabahlığıyla orada durdu, kollarını bağlamış, gözleri öfkeyle parlıyordu.
“Git,” dedi. “Benim ailemle oyun oynama! Bu çocuk Deniz’in olamaz! Sadece sırtını yaslayacak birini arıyorsun. Oğlumun başka planları var, senin hataların için sorumluluk almak zorunda değil!”

Merdiven boşluğunda durmuş, kalbimin parçalandığını hissediyordum. Ne bir destek, ne inanç, ne de insanlık. Sadece hor görme.

Ama o an bile çocuğumu bırakma fikri aklımdan geçmedi. O zaten içimdeydi. Benimdi. Tertemiz, masum. Neden büyüklerin korkaklığı için bedel ödesin ki?

Üç yıl geçti. Doğum yaptım. Oğluma Alper adını verdim. Her sabah gözlerini açıp bana bakıp gülümsediğinde, kırılmadığım için şükrediyorum. Evet, zordu. Geceleri çalıştım, ek işler yaptım, çamaşırları elde yıkadım, makarna yiyerek geçindim. Ama Alper benim güneşim. Her şeyim.

Ve birkaç gün önce… kapı çaldı. Eşikte Deniz duruyordu. Aynı Deniz. Ama bakışları değişmiş, yaşlanmış, zayıflamıştı.

“Konuşabilir miyiz?” diye fısıldadı.

Korkunç bir kaza geçirdiğini anlattı. Onu kurtarmışlar ama… artık kısırdı. Doktorlar çocuğu olmayacağını söylemiş. Nişanlısı dayanamayıp terk etmiş. Sonra beni hatırlamış. Oğlumuzu. Nasıl “kendi mutluluğunu kaçırdığını”.

“Yanınızda olmak istiyorum,” dedi. “Evlenelim. Size bakayım. Alper’i büyüteyim. Her şeyi düzelteyim.”

Ona baktım ve içimde o gün çarptığı kapının sesini duyar gibi oldum. Yüzünü görüyordum, o gece bana ihanet ettiği andaki ifadesini. Gece yarıları karnımı tutup bebeğimin sağlıklı doğması için dua ettiğim günleri hatırladım. Alper ilk kez “anne” dediğinde sessizce ağladığım o anı. Ve sadece… kapıyı yüzüne kapattım. Sessizce. Bağırmadan. Suçlamadan. Çünkü her şey çoktan söylenmişti.

Artık aramalarına cevap vermiyorum.

Belki biri affetmem gerektiğini söyler. Bir şans vermeliymişim. Ama bir oğlum var. Ve o, ilk nefesten itibaren onu seven bir babayı hak ediyor. Başka seçeneği kalmadığında geleni değil.

Sizce, onu hayatımıza yeniden almayarak doğru mu yaptım?

Rate article
Lifequest
Onun Çocuğu Değil!’ Diye Bağırdı Kayınvalide. Sonra Yüzükle Döndü… Ama Çok Geçti