Milföy ve Minnoş: Gökyüzünden Kurtuluş Hikayesi

Bugün günlüğüme yazacak çok şey var. İşte, benim küçük kurtarıcımın hikayesi…

— Canım, katmer ister misin? Etli mi, peynirli mi, yoksa lorlu mu?
— An-ne, peynirli olsun!
— Tamam, yavrum, şimdi alıyoruz.

Fırındaki tezgahtar, sıcacık katmeri şeffaf bir poşete koydu. Dışarıda hava buz gibiydi, akşam karanlığa dönüşmek üzereydi. Anne ile oğlu, karlarla kaplı parkın içinden geçiyorlardı. Dallardaki karlar hafifçe hışırdıyor, hava durgun ve çıtır çıtırdı.

— An-ne…
— Ne oldu yine?
— Tadı güzel değil! Şimdi etli istiyorum!
— Aylan! Az önce sordum sana! Şımarık bir çocuk oldun sen! — diye ellerini açtı kadın.

Annesinin sinirlenmesiyle çocuk, elini çekti ve katmeri fırlattı. Poşet havada bir kavis çizerek, buz tutmuş dallarıyla sarmalanmış geniş bir çamın altına düştü. Karların fısıltısında, hüzünlü bir kader saklıydı.

Oysa bu katmerin bir hikayesi vardı. Uzun, emek dolu, gerçek bir hikaye.

Her şey yaz başında, Eskişehir’in geniş tarlalarında başlamıştı. Altın renkli gökyüzünün altında, buğday başakları sıcakla doluydu. Sonra hasat, harman, değirmen, un çuvalları… Fırına yolculuk, Ihlamur Sokak’taki küçük dükkânda hamurun elle açılması, usta ellerin peynirle maydanozu bolca serpişi ve kat kat katlanışı…

Katmer fırından altın rengi, yağlı ve mis gibi kokarak çıkmıştı. Sevgiyle yoğrulmuştu. Ama… kader böyleymiş. Bir insanın kaprisi onun yolunu kesmiş, şimdi karların içinde donuyor, bir hiçe dönüşüyordu. Bu kadar emek, bu kadar sıcaklık… hepsi boşuna mıydı?

Tekir, sokak kedisiydi. Ne bodrumda ne evde yaşardı, gökyüzü ve karlar onun yuvasıydı. Gri, hafif tüylü, zümrüt yeşili gözleriyle mahallenin kıdemlisiydi — dört yıldır sokaktaydı! Yaşlı kurt. Üçüncü kapının önünde yaşardı, nineler her gün ona yemek getirirdi.

Ev kedisi olamazdı Tekir. Denemişti. Bir zamanlar dördüncü kattaki bir aile onu evlerine almıştı. Ama Tekir vazoları deviriyor, geceleri gürültü çıkarıyor, gölgelerin peşinden koşuyordu. Kapalı yerde yaşayamazdı. Ruhu özgürdü.

Sonra korkunç bir şey oldu. Bir adam dev bir köpekle mahalleye girdi. Kocaman, tüylü, deli gözlü bir canavar. Ve adam, sanki bilerek, köpeği Tekir’in üstüne saldı. Karların, arabaların, buzlu kaldırımların üzerinde kovalamaca… Tekir kaçabildi. Bir ağaca tırmandı — yukarı, daha yukarı, kalbi çılgınca atana kadar.

Ama aşağı inemiyordu. Pençelerinin altındaki dal inceydi, korku onu felç etmişti. Nineleri çağırdı, saatlerce. İlk gün, aşağıda telaşla dolaştılar, kediotuyla, telefonla AFAD’ı arayarak: “Kediyi kurtarın, kendi inemiyor!”

— İner! — diyorlardı telefonun diğer ucundan. — Kendisi düşer.

İkinci gün. Kar fırtınası. İnsanlar kayboldu. Tekir kar yedi. Açlıktan ince dalları kemirdi. Gece bir sonsuzluktu. Karlar tüylerine yapıştı, onu donmuş bir topa çevirdi. Üçüncü gün — artık sesi çıkmıyordu. Sadece oturdu. Sessizce, bitkin. Kemiklerinde soğuk, patileri morarmış, kalbi düzensiz atıyordu. Kendini kaybediyordu.

Dördüncü gün, kaçınılmaz olan oldu: patileri gevşedi. Ve Tekir, bir sonbahar yaprağı gibi aşağı düştü. Karların içine çakıldı, titredi ve… kalkamadı. Ağzını açtı — miyavlayamadı. Sonunda mı?

Tam o anda. Bir koku. Burnuna çarptı, karanlıkta bir güneş ışını gibi. Yemek.

Gözlerini açtı. Tam burnunun önünde, karda duruyordu. Katmer. İçi hâlâ sıcak, dışı donmuş ama mis gibi kokuyordu. Çocuğun diş izleri vardı üzerinde, ama hâlâ yenebilirdi.

Tekir bütün gücüyle atıldı. Dişleriyle kavradı, yırttı, çiğnedi, bu şansa inanamıyordu. Hiç böyle yememişti. Bu hamur, yağ ve peynir, bir tarladan çöpe uzanan yolculuğu, onun için bir kurtuluş olmuştu. İkinci bir şans. Gökten bir hediye.

Kedi ayağa kalktı. Etrafa baktı. Tipi hâlâ hırlıyordu ama vücudunda sıcaklık vardı. Silkindi ve hızlı adımlarla kapıya doğru koştu. Ninelerin yaşadığı o kapıya.

— Te-kir! Allahım! Bakın, yaşıyor! — diye bağırdı Teyze Emine, kapıya fırlayarak.
— Tekir! Biz AFAD’ı aradık, bekledik, ama kimse gelmedi! Sen kendin düşmüşsün, bizim şaşkın!

Nineler onu güneş gibi sardı. Biri kapıyı açtı, biri sıcak bir minder getirdi. Tekir ise… içeri girdi. Bu sefer gürültü yapmadı. Sessizce bir köşeye kıvrıldı. Isındı. Katmerini sindirdi.

O sırada, sıcacık fırında, yeni bir parti katmer fırına sürülüyordu. Belki de onlardan biri, bir gün yine bir can kurtaracaktı.

Son, sadece bir başlangıçtır. Hele de bir kediysen. Hele de bir katmerle karşılaştıysan…

Rate article
Lifequest
Milföy ve Minnoş: Gökyüzünden Kurtuluş Hikayesi