Eski Gelinime Destek Veriyorum, Oğlum Bunu İhanet Sayıyor

**Bugünkü Günlük**

“İnci, niye kendini bu işin içine atıyorsun?” diye fısıldıyor arkadaşlarım. “O artık senin için hiç kimse. Bir daha evlenir, seni unutur gider. Torunun da büyüyünce hatırlamaz. Hem paranı hem de sinirlerini boşuna harcıyorsun.”

Ama utanıyorum. Oğlumu bir baba figürü olmadan büyüttüğüm için utanıyorum. Şimdi ona veremediğim vicdanın bedelini ödüyorum.

Oğlum Emre, yedi yıl önce evlendi. Eşi Ayşe, üniversite okumak için İzmir’den gelmişti. Kısa sürede birlikte yaşamaya başladılar, kiralık bir evde küçük bir hayat kurmaya çalıştılar. Ayşe ile aram bir türlü düzelmedi. Açıkça kavga etmedik, ama aramızda hep görünmez bir duvar vardı.

Karışmadım. Sabah akşam çalışıyordum, emeklilik henüz aklımda yoktu. Davet edildiğimde gider, onları da ara sıra ziyaret ederdim.

Birkaç yıl sonra bir oğulları oldu – Ali. Aile, kiralık evde yaşamaya devam etti, mortgage hayalleri kurdu. Ama Ali anaokuluna başlar başlamaz tartışmalar başladı.

Emre, başka bir kadın olmadığını söylüyordu. Ama ben anneydim, bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum. Haklı çıktım: Ali anaokuluna başladığı gibi oğlum boşanma davası açtı.

“Anne, abartma. Nafaka ödeyeceğim. Bu arada, Zeynep hamile – artık bu benim ailem. Ayşe de kendi işini halleder. Memleketine döner, orası daha rahattır,” dedi, gözlerime bakmadan.

Çok kavga ettik. Ayşe memleketine dönmek istemiyordu – köyünde ne iş vardı ne anaokulu. Üstelik ailesi de onu kolları açık beklememişti. Tek başına kira ödeyemeyeceği için bir oda aramaya başladı.

Ben yine de onunla iletişimi kestim. Yeğenimin oğlundan kalan kıyafetleri verirken, onları götürmeyi teklif ettim – denemek için uğradım. Öğle vakti gittiğimde, Ayşe Ali’ye yemek yediriyordu. Bana bir kase mercimek çorbası ikram etti.

“Etsiz çorba sevmem…” diye mırıldandı Ali. “Annem tavuk almadı, çünkü kirayı ödememiz lazım.”

Ayşe pencereye döndü. Sessizce ağladı.

Dayanamadım. Ali’yi parka götürmek için izin istedim. Marketten yiyecek, tatlılar aldım. Eve dönerken, kendi çocukluğumu hatırladım; savaş yıllarında babaannemin “sudan çorbasını” içtiğim günleri… O zaman savaş vardı, şimdi ise sadece bir babanın duyarsızlığı.

O günden sonra ona para yardımı yapmaya başladım. Oğlumun haberi yoktu. Ta ki Ali ağzından sokuverene kadar.

“Harika, değil mi? Torunuma bisiklet alamıyorsun, ama onlara kira parası veriyorsun!” diye patladı Emre.

“Oğlunun garajda mı uyumasını istiyorsun?” diye karşılık verdim. “Sen sorumluluktan kaçtın, o ise tek başına mücadele ediyor. Senin yüzünden utanıyorum. Bu yüzden ödüyorum – belki bir nebze vicdanım rahatlar.”

“Yani, öz oğlun yerine bir yabancıyı mı seçtin?”

Öyle olsun. Ama torunum yabancı değil. Ve ben yaşadığım sürece, etsiz çorba içmeyecek. Oğlum bunu hiç anlamasa bile…

**Bugün öğrendim ki, vicdan insana rahat vermez; ama onu dinlememek, insanı asıl yaralar.**

Rate article
Lifequest
Eski Gelinime Destek Veriyorum, Oğlum Bunu İhanet Sayıyor