Kalbi Parçalayan Sır

Son zamanlarda Arda, ailesinin kendisinden önemli bir şey sakladığını, yüreklerini kemiren bir sırları olduğunu hissetmeye başlamıştı. Bu düşünce, bir gölge gibi peşini bırakmıyor, içini sürekli bir endişeyle dolduruyordu. On bir yaşındaki bu mavi gözlü, dağınık saçlı kafadar çocuk, sokakta futbol oynamayı ve maceralar yaşamayı seviyordu. Ancak son günlerde kendini bir bilinmezlik denizinde kaybolmuş gibi hissediyordu.

Arda, anne babasının konuştuğu odaya girdiğinde annesi birden yüzü kızararak susuyor, babası ise hiç olmadık şakalar yapmaya başlıyordu. Sanki onun arkasında bir şeyler dönüyordu. Ama ne? Yaşına göre oldukça hassas ve dikkatli olan Arda, cevabı bulamıyordu. Onu büyüten babaannesi, Emine Hanım, ona dünyaya diğer çocuklardan farklı bakmayı öğretmişti.

Emine Hanım için Arda’nın kıyafetlerinin düzgün olması ya da notlarının yüksek olması önemli değildi. Ona okuma sevgisini aşılamak istiyordu. İyi kitapların ve aile sıcaklığının onu iyi bir insan yapacağına inanıyordu. Arda okumayı öğrendikten sonra bile ona kitap okumaya devam etmiş, karakterleri ve hayat derslerini beraber tartışmışlardı. Arda’nın babası, Mustafa, tüm bu “masalları” gereksiz bulsa da Emine Hanım kararlıydı: Kitaplar, Arda’ya hayatta doğru yolu bulmasında yardım edecekti.

Arda, babaannesini çok seviyor ve ona tüm sırlarını anlatıyordu. Ama şimdi içini kemiren bu şüpheyi ona bile açamıyordu. Hayal gücü ona korkunç senaryolar çiziyordu. Ya babası sıradan bir fabrika mühendisi değil de, gizli bir serviste çalışıyorsa? Belki de bir casustu ve yakında yakalanacaktı? Arda, gözünün önüne ailesinin alınıp götürülüşünü getiriyor, onları cezaevinde ziyaret etmek zorunda kalacağını düşünüyordu. Peki ya annesi de buna karışmışsa? O zaman babaannesiyle tek başına kalacak, anne babası işkence görecekti.

“Casus olamazlar ya,” diyordu kendi kendine, İzmir’in küçük bir kasabasındaki kendi odasında. “İkisi de çok iyi insanlar. Belki zorla çalıştırılıyorlar? Annem çok narin, korkutması kolaydır…”

Bu düşünceler gözlerini yaşartıyordu. Onlara acıyor, bu korkunç sır yüzünden acı çektiklerini hayal ediyordu. Babaannesiyle okuduğu macera kitapları zihninde bu korkuları iyice büyütmüştü. Artık anne babasının her sözünü şifreli zannediyor, geceleri en ufak seste irkiliyordu. Onlara nasıl yardım edeceğini bilmemek, kalbini çığlık çığlığa parçalıyordu.

Ailesi, Arda’nın durumundan endişelenmeye başlamıştı. Solgun görünüyor, içine kapanıyor, artık gülmüyordu. Doktorlara gidip kontrol ettirdiler ama onlar sadece, “Ergenlik dönemi, stres, okul yükü,” deyip geçiştirdi. Daha fazla gezmesini, futbol oynamasını, ailesiyle zaman geçirmesini tavsiye etti. Ama hiçbiri işe yaramadı. Arda, onların bir şey gizlediğini hissediyor ve bu onu daha da çok korkutuyordu.

Bu arada, Ayşe ve Mustafa çocuklarına gerçeği nasıl söyleyeceklerini sık sık konuşuyordu. Tuttukları bu sır, artık taşınamayacak kadar ağırdı. Uygun zamanı bekliyorlardı ama daha fazla erteleyemezlerdi. Her şey, bir alışveriş marketinde eski bir komşularıyla karşılaştıkları gün başlamıştı. Daha önce yaşadıkları şehirden tanıyan bu kadın, onlara sorular sormaya başlamıştı. Kasaba küçüktü, dedikodular hızla yayılırdı. Arda, bu gerçeği başkalarından duyarsa, bu onu mahvedebilirdi.

Arda onların öz çocukları değildi. Daha bebekken onu evlat edinmişlerdi. Bu yüzden memleketlerinden taşınmış, yeni bir hayat başlatmışlardı. Hiçbir zaman söylemeyi düşünmemişlerdi ama artık seçenek kalmamıştı.

Kışın bir hafta sonu, kahvaltı masasında konuyu açmaya karar verdiler. Babaanneleri Emine Hanım, sanki bu konuşmada olmaması gerektiğini hissetmişçesine, işleri olduğunu söyleyip evden çıktı. Ayşe, örtünün kenarını buruşturarak başladı:

“Arda, seninle konuşmamız gereken çok önemli bir şey var…”

Sesi titriyordu ama kendini topladı.

“Seni evlat edindik, yavrum. Daha çok küçük bir bebekken bir yetimhaneden aldık seni. İlk gördüğümüz andan beri seni çok sevdik.”

Arda donup kaldı, gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Niye hastanede değil de yetimhanede? Bu ne demekti?

“Sen bizim evlatlık oğlumuzsun ama seni öz çocuğumuz gibi seviyoruz. Hepimiz, babaannen, halaların, dayıların… Herkes seni çok seviyor,” dedi babası sağlam bir sesle.

Arda aniden gülümsedi, sonra kahkaha attı. Anne babası şaşkınlıkla birbirlerine baktı.

“Yoksa siz casus falan mı sanıyordunuz beni? Tamam, o zaman mahalledeki çocuklarla top oynamaya gidebilir miyim?”

Mutluluktan uçarcasına evden fırladı, anne babasını şaşkınlık içinde bıraktı. Aylardır kalbini kemiren sır, hiç de korktuğu gibi değildi. Ve şimdi içi hafiflemişti.

Rate article
Lifequest
Kalbi Parçalayan Sır