Bir zamanlar, küçük bir Anadolu kasabasında, Sivrihisar’da yaşanan tuhaf bir rüyayı anlatayım size. Burası öyle bir yerdi ki, dedikodu, ambulans sirenlerinden hızlı yayılırdı. Ancak dinleyeceğiniz hikâye, en çok konuşulanlardan bile daha şaşırtıcıydı.
Emine ve Cemal, kasabanın tek hastanesinde çalışıyordu. Emine, çocuklara şefkatle bakan bir çocuk doktoruydu; Cemal ise gelecek vaat eden bir cerrahtı. İki çocukları, tertemiz bir evleri ve saygınlıkları vardı. Günler, mutluluk içinde akıp gidiyordu. Ta ki Cemal’in kalbi başka biri için çarpana kadar.
Genç ve hırslı bir hemşire olan Aylin, Cemal’in yanında çalışıyordu. Geceleri nöbetler, gündüzleri ameliyatlar… Derken, Cemal bir anda kendini iki kadın arasında buldu. Doğruyu söylemek için “doğru anı” bekledi, ama Aylin onu bırakmaya niyetli değildi. Sonunda gerçek ortaya çıktığında, Emine onu kapıdan kovdu: “Seçimini yaptın, şimdi sonuçlarına katlan.”
Cemal gitti. Şaşkın, pişman, ama Aylin’in yanına yerleşti. O ise onu sıkıca tutmuştu. Hemen hamile kaldı, hem de ikizle! Ama işler beklediği gibi gitmedi. Doğum sırasında Aylin hayatını kaybetti, geride iki minik bebek bırakarak.
Cemal, ellerinde iki bebekle, ne yapacağını bilemez haldeydi. Geceler uykusuz, gündüzler çaresizlik içinde geçti. Beşinci gün, Emine’nin kapısına dayandı. Titreyen elleri, yaşlı gözleriyle eşiğe çöktü:
“Affet beni. Aptaldım. Kurtar beni… Kurtar onları…”
Emine uzun süre sessiz kaldı. Sonra kapıyı açtı. Onu, bebekleri ve geçmişin yükünü içeri aldı.
Şimdi hep beraber yaşıyorlar. Beş kişi; iki çocuk, iki bebek ve aralarında bir sevgi mi, yoksa bir uzlaşma mı olduğu belli olmayan bir bağ. Ama bir şey kesin: Emine’nin yüreği, kocasının hatalarını affedecek kadar büyüktü. Ve bu, bir kadının taşıyabileceği en ağır, en güçlü yüktü.




