İhanetin Yaraları

Istanbul’un küçük bir ilçesinde, Ebru bulaşıkları bitirmek üzereyken mutfağın sessizliği telefonun çalmasıyla bozuldu. Ellerini kurulayıp ahizeyi kaldırdığında, halasının bal kaymak sesiyle karşılaştı:

“Ebrucuğum, merhaba canım!”

“İyi akşamlar, Hale Teyze,” diye kısaca cevap verdi Ebru.

“Kızım, oğlum İstanbul’a taşınıyor, bir süre kalacak yer arıyor. Sende kalabilir mi?” diye tatlı tatlı konuştu halası.

“Hayır! Kalamaz! Kendiniz halledin!” diye kesip attı Ebru, yüzünün ateş gibi yandığını hissederek.

“Ama nasıl olur… Aile birbirine destek olmalı,” diye kekeledi Hale Teyze.

“Yaptıklarınızdan sonra sizi tanımıyorum bile!” dedi Ebru, her kelimeyi vurgulayarak.

“Ne yaptım ben?” Halanın sesinde panik vardı.

###

Ebru pencerenin yanında durmuş, yumruklarını sıkıyordu. Bu tür konuşmalar çok sık tekrarlanıyordu. Yine “aile” için kendi planlarını erteleyecekti.

“Ne oldu?” diye sordu, cevabı zaten tahmin eder gibiydi.

“Yeğenin matematiği zayıf!” diye hızlı hızlı anlatmaya başladı Hale Teyze. “Sınavlar yaklaştı, hoca da çok sert, herkese zayıf veriyor. Sen bizim akıllı kızımızsın, bir yardım etsen?”

Ebru dişlerini gıcırdattı. Dört yeğenine bedava ders vermişti zaten. Ama hayır diyemezdi – öyle öğretilmişti ona.

“Tamam,” diye iç çekti, kendine içten içe kızarak.

###

Onların ailesinde, akrabaya yardım kutsal bir kuraldı. Ebru’nun anne babası, küçüklüğünden beri “aile dayanışmasını” öğretmişti. Zamanlarından, paralarından kısmazlardı. Akrabalar yardım isterse koşarak giderlerdi.

“Bir gün bize de yardım ederler,” derdi annesi.

Ebru inanmıştı.

Ailesi zengin değildi ama küçük bir dükkân işletiyorlardı. Mütevazı ama düzenli bir hayatları vardı. Ancak bu, tüm akrabalar için “sponsor” olmalarına yetmişti. Biri İstanbul’a gelir, otel parasından kısmak için onlara yerleşirdi. Bir diğeri borç ister, “Hemen öderim” der, ama o borçlar bir daha geri dönmezdi. İşe yerleştirilmesi gereken bir akraba varsa, Ebru’nun babasına başvurulurdu.

Ebru da bu sistemin dışında kalmadı. Üniversiteden sonra yeğenler, kuzenler, uzak akrabalar için ücretsiz özel ders vermeye başladı. Yıllarını onların çocuklarına harcadı, kendi zamanını feda etti. Emindi ki bir gün kendi ailesine ihtiyaç duyduğunda, akrabaları aynı şekilde karşılık verecekti.

Bu inancı paramparça oldu.

“Emin misiniz?” Ebru’nun sesi titriyordu, parmakları masanın kenarını tutuyordu.

Doktor ona acıyan bir ifadeyle baktı – kötü haber vermeye alışıktı.

“Birkaç kez kontrol ettik,” diye fısıldadı. “Tedaviye hemen başlamalıyız.”

Ebru başını salladı, ayaklarının altındaki zemini kaybolmuş gibi hissetti. “Yalnız değiliz” düşüncesi, bu kâbusun içinde tutunduğu tek şeydi.

###

Evde ölü bir sessizlik vardı. Babası duvara bakıyordu. Annesi telaşla odada dolanıyor, telefonu sıkıyor ama aramaya cesaret edemiyordu. Ebru onlara bakıyor ve biliyordu ki pes etme lüksleri yoktu.

“Üstesinden geliriz,” dedi, sessizliği yırtarak. “Aile büyük, güçlüyüz.”

Babası derin bir nefes aldı.

“Peki para? Çok masraflı bu…”

“Parayı buluruz,” diye kesin bir dille konuştu annesi.

###

Her şeyi sattılar: Ebru’nun dairesini, arabayı, takıları, hatta mobilyaları. Aile işletmesinden tüm birikimleri çektiler. Ama yine de yetmedi. O zaman, yıllarca yardım ettikleri akrabalarına döndüler.

“Durumumuz kötü,” dedi annesi, sesi titreyerek. “Yardımınıza ihtiyacımız var. Ne kadar verebilirseniz.”

Cevap, önce sessizlik, sonra kaçamak bahaneler oldu:

“Dayanın,” dedi bir teyze. “Versek keşke ama biz de zor geçiniyoruz…”

“Ah çok üzüldüm,” diye ekledi bir amca. “Tam da ev tadilatındayız, borç batağındayız…”

“Verdiğim parayı çekemem, bankada bağlı,” diye umursamazca söyledi bir kuzen.

Ebru duyduklarına inanamıyordu. Yıllarca paralarını alan, evlerinde kalan, ilişkilerinden faydalananlar, şimdi tek kuruş bile veremiyordu.

Sadece uzak bir akraba, küçük bir miktar gönderdi, “Daha fazlası olsa verirdim” diye özür dileyerek. Ebru bunun onun için büyük bir miktar olduğunu biliyordu, minnettardı.

“Teşekkürler,” dedi, gözyaşlarını tutarak.

Sonra telefonunu kapattı ve yumruklarını sıktı. Başaracaklardı. Kimse inanmasa bile.

###

Evi ipotek ederek kredi çektiler.

“Bunu gerçekten yapıyor muyuz?” Ebru’nun sesi titriyordu, ellerini başına götürdü.

“Başka şansımız yok,” diye bitkin bir cevap verdi annesi.

Mutfakta, fatura ve evrak yığınları arasında oturuyorlardı. Dışarıda güneş batıyordu ama ışıkları açmıyorlardı – tasarruf ettikleri kadar.

“Ödeyemezsek her şeyi kaybederiz,” diye fısıldadı Ebru.

“Şimdi durursak babamızı kaybederiz,” diye kesin bir cevapla gelen annesi.

Para çabuk geldi, ama çabuk da eridi. Her kuruş tedaviye gidiyordu. Hastane yolculuklarını, tahlilleri, ilaçları saymaktan vazgeçti Ebru.

Ve babasının durumu düzeldi. Önemli olan tek şey buydu.

“İyiye gidiyor,” dedi doktor, gözlüklerini çıkararak. “Ama yol uzun. Rahatlamayın.”

Ebru, o günden sonra akrabalarına sadece bir daha asla güvenmemekle kalmadı, aynı zamanda kendi sınırlarını korumayı da öğrendi.

Rate article
Lifequest
İhanetin Yaraları