Ben Bakıcı Değilim

*Ben Bakıcı Değilim*

“Neşe, sana pek iyi haberlerim yok,” dedi Emre, çatalını tabağa bırakıp gözlerini kaçırarak. “Annem iyice kötüleşti. Seksen yaşına merdiven dayadı. Artık tek başına halledemiyor. Sürekli bakım gerekiyor.”

“Bundan korkuyordum zaten…” diye iç çekti Neşe, ellerini havluyla kurularken. “Peki Selim’le konuştun mu? Galiba bir bakıcı bulmamız gerekecek. Bunu tek başımıza çekemeyiz.”

“Konuştum. Ama karar verdik: bakıcı pahalı. Hem de eve yabancı sokmak riskli. En iyisi, bakımını aileden biri üstlensin.”

“*Karar verdik* mi?” diye diken üstünde oturdu Neşe. “Yani kardeşinle her şeyi tartışıp da beni mi seçtiniz?”

“Evet. Ve sonuca vardık: Sen en uygun adaysın. Annem seni tanıyor, seni kabul eder. Bir yabancıyı asla. Hem ne de olsa evdesin, işinden ayrılıp ona bakabilirsin.”

Neşe’nin içi düştü. Muhasebeciydi, emekliliğine üç yıl kalmıştı. İşi bırakmak mı? Hem emeklilik hakkını kaybetmek hem de sağlığını mı?

“Emre, düşünmem lazım. Ben demirden değilim ki. Benim de sağlığım pek parlak değil. Üstelik… sen ve Selim benimle konuşmadan karar vermişsiniz. Direkt oldu bittiye getirdiniz.”

“Neşe, biliyorsun ki bu evi bize annem verdi. O hep bizim için çabaladı, şimdi sıra bizde minnettar olmada. Selim’le destek olacağız, yalnız kalmayacaksın.”

Biliyordu ki destekleri yalnızca kendilerine uyduğu kadar olacak. Gerçekte ise her şey onun üstüne çökecekti. Ama itiraz etmedi. İş yerinden bir aylık izin aldı — “ailevi sebepler” diyerek. Ve net bir koşul koydu:

“Yalnızca bir ay. Sonrasında yeniden konuşuruz. Sonsuza kadar bakamam.”

“Tamam,” dedi Emre. “Bu arada annemi buraya getirelim, daha rahat olur. Sürekli gidip gelmeye gerek kalmaz.”

Ertesi gün, Emre’nin annesi Nermin Hanım, İstanbul’daki iki odalı dairelerinin kapısında belirdi. Bitkin, yürümekte zorlanıyordu. Sedye getirdiler, yatağını hazırladılar, ilaçlarını düzenlediler, leğenler, yastıklar, battaniyeler… Evin içine çamaşır suyu ve yaşlılık kokusu sindi.

Emre hemen talimat yağdırmaya başladı:

“Beline yastık koy. Çorba soğuk, ısıt. Bir de ilaçlarını içtiğinden emin ol — artık bunun sorumlusu sensin!”

Neşe sessizce her şeyi yaptı. Ama artık kırklı yaşlarında değildi. Bel ağrıları, tansiyon, eklem sızıları… Kayınvalidesi ise sanki bilerek küçük şeytanlıklar yapıyordu: hoşafı döküyor, ilaçları saklıyor, gürültüden şikâyet ediyordu.

Birkaç gün sonra Selim ve eşi Aslı, montlarını bile çıkarmadan müzeyi gezer gibi daireyi dolaştılar. Her yeri incelediler, yüksek sesle yorum yaptılar: “Burada anne nefes alamaz,” “Burada cereyan var.” Neşe ise bir köşede gölge gibi duruyordu.

“Anne, nasılsın? Neşe sana iyi bakıyor mu?” diye sordu Selim.

“Oğlum, bu yaşta kim kocakarıya bakar ki?” diye sızlandı Nermin Hanım. “Bana yük gibi bakıyor. Ne sarma yapıyor ne ilgileniyor. Her şeyi zorla yapıyor…”

Neşe dayanamadı:

“Sarma yarın olur. Bugün köfte ve çorba var. Bir günde bu kadar yemek niye?”

“Neşe,” diye araya girdi Aslı, “nasıl her gün yemek yapmazsın? Bu yaşlı bir insan! Ona çocuk gibi bakmalısın. Yoksa bu mu zor geldi?”

“Aslı, yemek yapıyorum, çamaşır yıkıyorum, temizlik yapıyorum, banyo ettiriyorum… Siz bir deneyin de sonra konuşun. Sıra size geldiğinde istediğiniz gibi yaparsınız.”

“Benim işim var! Yapamam. Hem… beceremem!” diye telaşlandı Aslı, küstahlığı bir anda uçup gitmişti.

Geldikleri gibi gittiler — yardım teklif etmeden.

Emre ise sözlerine rağmen giderek uzaklaşıyordu:

“Neşe, sen kadınsın işte. Halledersin. Ben işten gelince bitmiş oluyorum. Hem bu bizim geleneğimiz — gelinler kaynanalara bakar. Kimse de şikâyetçi olmamış.”

Neşe sessiz kaldı. İşe dönüş için gün saymaya başladı.

Üç hafta sonra Emre “haberlerle” döndü:

“Selim’le karar verdik. Annem sana bu evi vasiyet edecek. Sen de işinden ayrılıp ona sürekli bakacaksın. Böylesi adil olur.”

“Ne?!” diye Neşe’nin yüzü bembeyaz oldu. “Cidden sağlığımı bir daire için mi feda etmemi bekliyorsun? Bu evi sağlığımla satın alacak değilim! Yıllarımı bakıma harcayıp miras bekleyemem!”

“Oğlunu düşün! Evi satar, paylaşırız, Can’a da bir şey kalır.”

“Belki on yıl sonra, belki on beş. Ya ben? Ben sadece kendimi silmeli miyim?”

Emre sustu. Yüzü kırılgandı.

“Bu ev umurumda değil, Emre. Ben yaşamak istiyorum. İşe gitmek, sabah kahvesi içmek, kitap okumak istiyorum — leğenlerle koşturmak değil. Senin bir kardeşin var — en azından bir kere o sorumluluğu alsın. Ya da bakıcı tutun!”

“Para! Her şey para! Senin maaşın zaten devede kulak. Evde kalmak daha mantıklı!”

“Hayır! Kararım kesin!” diye Neşe, eşinin gözlerinin içine baktı. “Ne yaparsanız yapın. Ama Nermin Hanım’a artık ben bakmayacağım.”

Bir hafta sonra Neşe eşyalarını topladı. Sessizce, kavga etmeden. Bir apartman dairesinde oda kiraladı. Oğlu Can destekNeşe, o küçük odasında ilk kez kendi hayatının kahramanı olduğunu hissetti.

Rate article
Lifequest
Ben Bakıcı Değilim