Bir Şakanın Bedeli
On beş yıldır birliktelerdi. İstanbul’da yaşayan sıradan bir aileydiler: Serkan ve Aylin, iki çocuklarıyla birlikte — Deniz ve Ece. Dostlar arasında örnek gösterilen, sıcak, samimi, herkesin gıptayla baktığı bir aileydiler. Gürültüsüz patırtısız, huzurlu bir evlilikleri vardı. Mutluluk sanki kapılarını bir daha terk etmeyecekmiş gibiydi.
Serkan, tam bir şakacıydı. Mizah anlayışı sınır tanımazdı. Masum şakalar değildi onunkiler — insanı tüylerini diken diken edecek cinsten.
Bir kere, şeker kağıdına sarıp plastik hamuru ikram etmişti, gerçek şeker gibi görünsün diye. Ya da bisküvilerin içine diş macunu sürüp afiyetle yemelerini beklerdi. Bir başka sefer, kola şişesine soya sosu doldurup servis etmişti. En unutulmaz şakalarından biri de, çikolataların içini kil ile doldurup, misafirlerin kremalı tatlı beklerken ağızlarında kum tadıyla kalakalmalarıydı. Serkan kahkahalarla gülerken, diğerlerinin yüzündeki ifade pek de gülmeye benzemiyordu.
“Serkan, rica ediyorum,” diye yalvardı Aylin defalarca. “Bugün değil. Yıldönümümüzü sakin geçirelim. Şakalarını sonraya sakla.”
“Tamam, söz veriyorum, tek bir şaka yok, sadece eğlence,” diye ant içti o gün, kristal evlilik yıldönümlerinde.
Ev misafirler için hazırlanıyordu. Aylin mutfakta yemek yapıyor, çocuklar da salonu süslüyordu. Serkan’a koskoca bir alışveriş listesi verildi, o da süpermarkete gitti. İki saat sonra döndü. Ama evin önünde ilk sürprizi bekliyordu — park yerine başka bir araba oturmuştu.
Biraz söylenip “park edemiyorsan arabayı almayacaksın” notunu bıraktı ve arka bahçeye park etti. Poşetler ağırdı, ama zaman kaybetmek istemiyordu; bu malzemeler olmadan sofrayı kuramazlardı.
Apartmana çıktı. Anahtarı çevirdi — dönmüyordu. Ter damlaları alnına yapıştı. Kapı zili değişmişti, eski cıvıl cıvıl ses yerine sert bir bip sesi çıkarıyordu. Kapı açıldı ve…
Karşısında bornozlu, saçları bigudili bir kadın duruyordu.
“Sonunda! Nerede kaldın? Tüm marketi aradık! Aldıkların nerede?” diye çıkıştı kadın.
Serkan donup kaldı.
Kadının kocası, iri yarı, şen şakrak bir adam, yanlarına geldi.
“Nurşen, herhalde teslimatçı bu,” dedi rahat bir tavırla.
“Kaç lira? Fiş nerede?” diye sordu Nurşen, poşetleri karıştırmaya başlamıştı.
“Affedersiniz…” Serkan’ın sesi titredi. “Bu benim evim. Kıyı Sokak, No: 12, Daire 17 değil mi?”
“Evet, doğru. Beş yıl önce bir kadından satın aldık. Çocuklarıyla yaşıyordu. Sanırım adı Aylin’di, çocuklar da Deniz ve Ece’ydi.”
Serkan’ın elinden poşetler düşecek gibi oldu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Cüzdanından çıkardığı kimliği gösterdi. Doğruydu — Daire 17.
“Buyur, içeri gel bak,” diye davet etti Nurşen.
İçeri girdi… ve tanımadığı bir yerde buldu kendini. Mobilyalar başkaydı. Duvarlar yeniden boyanmıştı. Hiçbir şey tanıdık gelmiyordu. Başı döndü. Bir sandalyeye çöktü. Nurşen’in çocukları da çıktı ortaya — aşağı yukarı kendi çocuklarının yaşındaydılar. Kahkahalar, konuşmalar, gürültü. Her şey sanki bir kabustu.
Telefonunu çıkardı. Aylin’i aradı.
“Aylin… ne oluyor? Neredesin? Niye evimizde yabancılar var?”
“Aylinciğim, geliyor musun?” diye arka planda bir erkek sesi duyuldu.
“Geliyorum, aşkım!” dedi Aylin neşeyle. Sonra telefona: “Kimsiniz, özür dilerim?”
“Aylin! Benim, Serkan!”
“Kim? Serkan? Şaka mı yapıyorsun? Beş yıldır ortada yoksun, bir de çıkıp ‘merhaba’ diyorsun?”
“Beş yıl da ne? Ben iki saatliğine markete çıktım!”
“Yıldönümü günü çıktın gittin ve bir daha haber vermedin. Daireyi sattım, tek başıma idare edemedim. Çocuklar büyüdü. Yeni bir hayatımız var. Evlendim. Kocamın evinde yaşıyoruz…”
“Dur bir dakika! Ne saçmalıyorsun?” Gözyaşları boğazını tıkadı. “Bu bir şaka mı? Halüsinasyon mu görüyorum?”
“Hayır, Serkan. Sen yıllarca bizimle dalga geçtin. Şimdi kendi ilacının tadına bakıyorsun…”
Tam o sırada… kapıdan çocuklar, Aylin, komşular, arkadaşlar girdi. Kahkahalar ve alkışlar eşliğinde.
“Sürpriz!” diye bağırdılar hep bir ağızdan.
Serkan’ın dizlerinin bağı çözüldü. Etrafa baktı — tanıdık yüzler. Sanki bir tiyatro sahnesindeydi.
“Bu bir şakaydı,” diye açıkladı Aylin. “Altı aydır hazırlanıyorduk. Sen de bir gün şaka yapılan tarafın nasıl hissettiğini anlasın diye.”
“Siz… delisiniz…” diye mırıldandı, elleri titreyerek yatıştırıcı ilacına uzandı.
“Tanış, bunlar Nurşen ve Cemal. Tiyatro oyuncuları. Rollerini harika oynadılar.”
“Zil? Kilit?”
“Cemal çok becerikli biridir. Kilidi ve zili değiştirdi. Her şey senaryoya göreydi.”
“Telefondaki ses?”
“Kuzenim Emre. Ağzını mendille kapatıp sesini değiştirdi.”
Serkan yatağa yığıldı, Aylin de şefkatle bir bardak su uzattı.
“Anne,” diye fısıldadı Deniz, “biraz abartmadık mı?”
“Umarım artık şaka yapılan kişinin neler hissettiğini anlamıştır. Sanırım bundan sonra şakalar biter.”
Ve gerçekten de öyleSerkan o günden sonra bir daha asla şaka yapmadı, ama herkesin gizli gizli onun intikamını beklediği bir gülümseme hiç eksik olmadı yüzünden.




