O gün, Ayşe her zamanki gibi öğle yemeği hazırlıyordu—etleri kavurma için doğruyordu. Mutfakta soğan kokusu, tavada yağın cızırtısı vardı, birden salonun telefonu çaldı. Kocası—Mehmet—ahizeyi kaldırdı. Sesi sakindi:
“Alo?”
Sonra bir sessizlik. Uzun. Sanki biri durmadan konuşuyor, o da sadece dinliyordu. Ayşe ellerini önlüğüne sildi ve mutfaktan çıktı. Koridor boştu. Telefon kablosu çocuk odasına doğru uzanıyordu. Kalbi sıkıştı. Nedensizce, bir hırsız gibi sessiz adımlarla yaklaştı.
Yarı aralık yatak odası kapısından gelen fısıltıyı duydu. Ona hiç böyle konuşmayan bir ses.
“Deniz, lütfen sakin ol… Anlıyorum, gerçekten. Ama sen de beni anla. Bir ailem var, şimdi gelemiyorum… Seni çok seviyorum. Ama şu an konuşamam—Ayşe her an içeri girebilir. Ona her şeyi söylemeliyim, ama şimdi değil… Yarın konuşalım. Bu saatlerde buraya arama, yalvarırım. Ve evet… Seni seviyorum.”
Sanki elektrik çarpmıştı. Kapıyı açacak eli havada dondu. Kalbi o kadar hızlı attı ki nefesi kesildi. “Seni seviyorum.” Bunu başka bir kadına söylemişti. Ona değil.
Ayşe sahne çıkarmadı. Aklında annesinin sesi yankılandı: “Asla öfkeyle hareket etme.” Kendini toparladı ve mutfağa geri döndü. Bıçağı aldı, ama elleri titriyordu. Etler tahtanın üzerine düzensiz saçılıyordu. Ayaklarında kıvrılan kediye bir parça attı—içgüdüsel bir iyilik.
“Seni de seviyorum…”
Bu sözler kafasında bir büyü gibi dönüyordu. Başka bir cümleye tutundu: “Bir ailem var…” Demek ki hâlâ önemliydi? Hâlâ değerliydi?
Peki ya o kimdi? Sadece çocuklarının annesi mi? Bir hizmetçi mi? Alışkanlık mı? Acı göğsüne çöktü. Oysa her şey iyiydi. Mehmet hep ilgili, sevecendi. En ufak bir soğukluk bile yoktu.
Yirmi dakika sonra Mehmet mutfağa döndü, yemeğin kokusunu içine çekti ve gülümsedi:
“Allah’ım, ne güzel kokuyor! Yakın mı?”
“Yarım saat sonra. Etleri küçük kestim, çabuk pişer… Telefon kimdi?”
“Ne? Ha, işten. Yarın çağırdılar, kereste gelecekmiş.”
“Hafta sonları da çok çağırıyorlar. Hiç hoşlanmıyorum bundan.”
“Herkes izinde, yaz işte…”
“Hı hı.”
“Ne durgunsun, Ayşecim.”
“Sadece yorgunum. Yarın birlikte oluruz diye düşünmüştüm, köye giderdik.”
“Sen iştesin. Akşam gideriz.”
“Mehmet…”
“Efendim?”
“Beni seviyor musun?”
“Elbette, ne saçmalıyorsun. Seni seviyorum, Ayşecim. Çocuklarımızı da. Bilirsin, ailem benim her şeyim.”
Uzandı, sarıldı, boynuna bir öpücük kondurdu. Ama hayatında ilk kez bu öpücük ona iğrenç geldi.
Sonra, kanepede uzanmış, oynayan çocukları izlerken, kedi karnına atladı, pençelerini geçirdi—ikram için teşekkür ediyordu. Ayşe patilerini sıktı, yüzünü tüylere gömdü.
O kadın… ortadan kalkmalıydı.
Ayşe kocasını paylaşamazdı. Onun başkasıyla olduğunu bilerek yanında yatamazdı. Ama kaybetmek de dayanılmazdı. Çözüm kendiliğinden geldi: sevgilisiyle hesaplaşacaktı. Bizzat.
Ertesi gün, Mehmet çocukları kreşe bırakıp “işe” gittiğinde, Ayşe fabrikaya hasta olduğunu söyledi ve evde kaldı. Komşudan ödünç bir önlük ve yazma aldı—”fabrikada duvar boyayacağım.” Sonra doğruca kreşin önüne gitti. Biraz sonra Mehmet çıktı. Ayşe arkasından sokaklara gizlenerek takip etti.
Pazara girdi, hamsi ve meyve aldı, sonra eski mahalleye döndü. Ayşe anladı: orada yaşıyordu. Mehmet bir evin bahçesinde kayboldu.
Bir banka oturdu. Bekledi. Ve sonunda çıktı… yalnız değil. Yanında uzun boylu bir sarışın. Birlikte eski zamanlarda onların gezdiği koruluğa doğru yürüdüler. Ayşe eve döndü. Kafası yanıyor, içi kızgınlıkla doluydu.
Birkaç gün sonra Deniz’i daha yakından gördü—güzelmiş, lanet olası. Otuzlarında. Sonra şans eseri, Deniz’i bir arkadaşıyla yakaladı. Kadın, hiçbir şeyden habersiz, her şeyi anlattı:
“Deniz mi? Tek başına, hasta çocuğu var. Kocası terk etmiş. Şimdi bir adamla görüşüyor. Evliymiş. Onun için eşini bırakacakmış…”
Ayşe’nin içi kaynadı. Ama yüzünde gülümsemeyle ayrıldı.
Ve bir gün, yarım iş gününde, Ayşe—önlük ve yazmasıyla—”ziyarete” gitti.
Deniz bahçedeydi. Ayşe baş dönmesi numarası yaparak güvenini kazandı. Su, bir bardak… ve aniden: “Kaderini görüyorum.”
Deniz önce şaşırdı, sonra kuşkulandı. Ama Ayşe onun hayatını anlatmaya başladı—koca, boşanma, çocuk, yaralar… Hepsi. Deniz inandı. Gözleri büyüdü.
“Bu adamla… bir geleceğin yok. Karısına sıkı sıkıya bağlı. Hiç ayrılmaz.”
“Ayrılacak! Onu elde edeceğim! Ondan çocuk yapacağım!”
“Senin olmayacak!”
“Olacak!”
Ve bir anda—hamsi kafasına yapıştı. Kavga başladı. Ayşe onu dövüyor, bağırıyordu:
“O BENİM kocam! BENİM! Anladın mı?! YerO akşam, Mehmet’in başucunda otururken, Ayşe son kez gözlerini kapattı ve “Belki de gerçek bir aşktı,” diye fısıldadı, “ama bizimkisi bir ömürdü.”




