— Ayşe, ne oldu sana?! — diye telaşlandı Meryem, arkadaşının telefon ekranına bakarken bembeyaz kesildiğini görünce.
— Leyla öldü… — fısıldadı Ayşe.
— Leyla mı? Senin bir kız kardeşin mi vardı? Hiç bahsetmemiştin. Kuzen miydi?
— Hayır… öz kardeşim. Sadece neredeyse yirmi yıldır konuşmuyorduk. Ben… dayanamıyordum.
— Allah’ım… Kaç yaşındaydı?
— Benden dokuz yaş büyüktü. Elli sekiz…
— Hastalandı mı yoksa?
— Bilmiyorum Meryem… Hiçbir şey bilmiyorum… — Ayşe ağlamaya başladı, telefonu yere düşürdü.
Ayşe daha üç yaşındayken, ablası Leyla ona kendi çocuğu gibi bakardı. Anne babası sabah akşam çalışırdı, küçük kardeşin sorumluluğu Leyla’nın üstündeydi. Ayrılmaz bir ikiliydiler — Leyla büyüdükçe, Ayşe de onun yanında serpildi.
Leyla on sekizine bastığında, Murat’la evlendi. Herkes Murat’ı çok severdi. Özellikle de Ayşe. Ona deliler gibi âşıktı. Ciddi ciddi, “Ben de onun gibi biriyle evleneceğim,” derdi.
Aile mutlu bir hayat sürüyordu, iki kardeş arasındaki bağ o kadar güçlüydü ki adeta tek bir ruhtular. Leyla ve Murat iş nedeniyle Sivas’a taşındıklarında, Ayşe hafta sonları sık sık onları ziyarete giderdi.
Mutfta saatlerce oturur, anılarını tazeler, dertleşirlerdi. Murat asla rahatsız etmezdi — ikisi için bu anların ne kadar önemli olduğunu bilirdi.
Ayşe de evlendi. Ama kötü bir evlilik oldu. Kocası gizli bir alkolikti. Bir süre dayandı, sonra kendini saldı. Ayşe boşanmak zorunda kaldı. İşte o anda her şey oldu. Hayatlarını mahveden şey…
Murat memlekete iş için geldiğinde, Leyla ona, “Git kardeşimi gör lütfen,” dedi.
— Sen ona abi gibisin. Konuş onunla. Şu an çok zor durumda. Yalnız olmadığını hissetsin…
— Tabii, — diye başını salladı Murat. — İçten içe ne kadar kırılgan olduğunu bilirim ben onun.
Meyve, şarap, Ayşe’nin sevdiği çikolatalardan aldı. Kapıyı çaldı. Uzun süre açan olmadı. Tam gidecekti ki…
Kapı açıldığında karşısında Ayşe vardı — bitkin, gözleri ağlamaktan şişmiş.
— Geldiğine sevindim… — zar zor mırıldandı.
Masaya oturdular. Ayşe sessizdi, Murat ise onu neşelendirmeye çalışıyordu, işlerinden, oğullarından bahsediyordu.
O da dinliyordu ki bir anda patladı:
— Dayanamadım Murat. İçiyordu, kendini bırakmıştı… Hayvan gibiydi… Sana benziyor sanmıştım. O yüzden evlendim. Oysa o… senin gibi değildi.
— Böyle konuşma Ayşe… — diye yumuşakça mırıldandı Murat. — Sen çok daha iyilerini hak ediyorsun.
Pencereye yürüdü. Murat da kalktı, arkasına geçip sarıldı:
— Ağla biraz… rahatlarsın.
Döndüğünde gözlerindeki acı, yalnızlık öyle belliydi ki… Murat onu kendine çekti. Nasıl olduğunu anlamadan dudakları buluştu. Nasıl yatağa düştüklerini hatırlamadı bile.
Sabah yan yana uyandılar. Murat sessizce giyindi ve çıktı. Ayşe ise yatakta, tavana bakarak, olanlara inanamıyordu.
O günden sonra aralarına kocaman bir uçurum girdi. Olanları kimse bilmiyordu. Kimsenin de aklına gelmedi.
Ayşe, ablasını giderek daha seyrek görmeye başladı. Leyla anlam veremiyordu:
— Niye benden kaçıyorsun? Sana ne yaptım ben?
Ayşe, ablasına onun kocasıyla yattığını söyleyemezdi. Asla. Unutmak, silmek istiyordu. Ama yüreği sızlıyordu.
Murat da aynı acıyı çekiyordu. Leyla’yı seviyordu. Hiç aldatmamıştı. O geceye kadar. Şimdi ise ruhunun en karanlık köşesine attığı bir suçlulukla yaşıyordu.
Yıllar geçti. Ayşe yeniden evlendi, bir kızı oldu. Leyla’yla ne görüştüler ne konuştular. Leyla gelmiyordu, Ayşe de gitmiyordu. Murat hastalandı. Tedaviler işe yaramadı. Ayşe duyunca, tüm yasaklara rağmen yanına gitti.
Murat’ı gördüğünde yüreği acıdı: bir zamanların güçlü adamından geriye bir gölge kalmış, gözlerindeki ışık sönmüştü. Yüzünü çevirdi, ona bakamadı.
Ayşe gittikten sonra Leyla’yı yanına çağırdı:
— Beni affet lütfen… — fısıldadı. — İtiraf etmeliyim. Sana ihanet ettim. Bir kez… Ayşe’yle… o gün, yıllar önce…
Leyla dondu. Sonra yavaşça ayağa kalktı ve odadan çıktı. O gün bir daha yanına dönmedi.
Murat o gece öldü.
Leyla kocasının ölümünü sessizce kabullendi. İki gün sonra kapı çalındığında Ayşe’yi görünce yüzü taş kesildi.
— Ne işin var burada? Sen de günah çıkarmaya mı geldin? — diye sertçe çıkıştı.
— “Sen de” ne demek?.. — Ayşe’nin benzi attı.
— Her şeyi anlattı. Bana ihanet ettiniz. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi yaptın. Defol git. Artık kardeşim değilsin!
— Leyla… en azından cenazeye…
— Senin orada işin yok! — diye kapıyı çarptı.
Ayşe çılgın gibi sokağa fırladı. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Gözleri yaş içindeydi. Geri döndü, kapıyı çaldı, telefon açtı. Açan olmadı.
Altı ay boyunca denedi. Mektuplar, aramalar. CevLeyla bir daha hiç cevap vermedi, Ayşe ise hayatının sonuna kadar yüreğinde taşıdığı bu vicdan azabıyla yaşadı.




