Hipertansif Krizle Başlayan Bir Aşkın Dansı

**İki Kişilik Dans: Hipertansif Krizle Başlayan Bir Hikaye**

Nazlı Hanım, yıllar sonra gerçekten dinlenebileceği küçük bir Çeşme kaplıcasına gelmişti. İşsiz, telefonsuz, dertsiz bir tatil hayal ediyordu. Ama tatili beklenmedik bir şekilde başladı: Koridorda üzerine telaşla çarpan bir kadın, beyaz önlüğünün içinde korkuyla titriyordu.

“Lütfen yardım edin! Yan odadaki adama kötü oldu! Bir doktor çağırın!”

“Ben doktorum,” diye cevap verdi Nazlı. “Anlatın.”

Odada, kanepede solgun bir adam yatıyordu. Nazlı hemen kontrolü eline aldı: Tansiyonunu ölçtü, hipertansif kriz teşhisini koydu, ilaçlarını verdi.

“Her şey yolunda,” dedi, nöroncu doktor ve hemşire içeri daldığında. “Tansiyonu yükselmiş, ama kritik değil. Gerekli ilacı verdim.”

“Affedersiniz, burada mı çalışıyorsunuz?” diye şaşkınlıkla sordu adam, kendine gelirken.

“Hayır, tatildeyim. En azından öyle umuyordum,” diye gülümsedi Nazlı.

Böylece Emin Bey’le tanışmış oldu—kat komşusu, ağarmış şakakları, zeki bakışları ve hızlı bir zekası olan biri.

**Başarısız Bir Aşk ve Akşam Sohbeti**

Sonradan Nazlı, akşam yemeğinde Emin’in yanında oturan, dar elbiseler giymiş, sıkılmış bir ifadeyle etrafı süzen sarışın bir kadın gördü. Masalarına yakın oturan bir nine fısıldadı:

“Bu genç, onun parasına göz dikmişti, ama şimdi adamın sağlığı yerinde değilmiş. Üstelik duydum ki, kaplıcanın idarecisiyle de bir şeyler dönüyormuş. İşte babaannenin tansiyonu da bundan fırladı.”

Nazlı kulak misafiri oldu. Böyle hikayelerin bedelini kimse onun kadar iyi bilmezdi. Eski kocası, bir zamanlar genç bir kadın uğruna onu terk etmişti. Yirmi yıllık evliliğini, “ikinci bahar” umuduyla bırakmış, bir daha da geriye bakmamıştı.

İhanet onu acılaştırmamış, ama işleri temkinli yapmasını öğretmişti. İş, çocuklar, sessiz bir irade ve soğukkanlılık—hayatta kalmasını sağlayan şeyler bunlardı. Şimdi, yıllar sonra, çocukları ona bu tatili hediye etmişti.

**Parkın Köşesindeki Sessizlik**

Nazlı, parkın en uzak köşesindeki bir çardakta kitabını okurken, Emin çıkageldi.

“Oturabilir miyim? Burası tam bir huzur köşesi.”

“Tabii. Ama yanınızdaki hanım sizi aramaya başlamıştır.”

“Bırak arasın,” diye elini savurdu. “Enerjisini bana değil, başka yere harcasın.”

**Her Şeyi Değiştiren Dans**

Konuşmaları uzadı. Emin, derin bakışları, ince esprileri ve zekasıyla ilgi çekici biriydi. Öğlene kadar sohbet ettiler, akşam da sahilde yürümeye karar verdiler.

“Peki Nazlı Hanım, dansa nasıl bakarsınız?” diye sordu birden.

“Eskiden çok severdim…”

“Öyleyse hadi! Yemekhanedeki yaşıtlarımızın yanında biz genç gözükebiliriz.”

Güldü. Hem de kahkahalarla. Dans ederken içinin ne kadar hafiflediğini fark etti.

Sonrasında her gün buluştular. Bazen yanlarına o sarışın kadın, Defne, de katılıyordu. Ama onun sıkıldığı besbelliydi. Konuşulan konuları anlamıyor, “fazla akıllı” bulduğu esprilere gülmüyordu.

**Kıskançlık ve Sonun Kıvılcımı**

Bir gün Nazlı, komşu odadan gelen kavga seslerini duydu. Kadın sesi çığlık atıyordu:

“Sürekli o yaşlı doktorla takılıyorsun! Bana burada iş kalmadı!”

Nazlı tebessüm etti. “Yaşlı” mı? İroniye bak. Ne zarafeti ne de zekası olan birinden gelen bir ifadeydi.

Sabah Defne kaplıcadan ayrıldı. Emin rahatlamış gibiydi.

Ama Nazlı hâlâ anlam veremiyordu: Bütün bunlar neden? Arkadaşlık mı arıyordu? Yoksa sadece minnettar mıydı? Belki de yanında bir doktor bulundurmak istiyordu?

Ama bir kez olsun ondan sağlık tavsiyesi istemedi.

**Aile Günü ve İtiraflar**

Pazar günü Nazlı’nın çocukları geldi. Oğlu ve eşi, kızı ve torunları… Sahilde bir mangal keyfi yaptılar. Emin uzaktan gözlüyordu.

Nazlı onu davet etti. “Komşumuz,” diye tanıttı. Emin hemen kendini kabul ettirdi. Mangalı o yaktı, güldü, dinledi.

Akşam, herkes gittikten sonra, kaplıcanın girişinde buluştular.

“Üzgün görünüyorsunuz. Bir şey mi var?”

“Sırf çocuklar gitti. Bu her zaman biraz acı verir.”

“Harika çocuklarınız var, Nazlı. Size gıptayla bakıyorum. Benim oğlumla… öyle değil. Annesi, on yaşındayken trafik kırasında öldü. Ben kurtuldum, o kurtulamadı. Oğlum büyükannemlerle büyüdü. Ben ise unutmak için önce eğlencelere, sonra işe daldım. Bir daha evlenmek istemedim. Gerek yoktu. Sonra Defne gibi kadınlar çıkageldi…”

“Anlıyorum.”

“Sizi ilk gördüğümde düşündüm: Eşim yaşasaydı, sizin gibi biri olurdu.”

“Bilmem… Artık erkeklere inanabilecek biri değilim. Çok şey yaşandı.”

“Yine de… Belki de yalnız ölmek zorunda değilizdir?”

Sabaha kadar konuştular. İki yıpranmış, ama hâlâ umutlu ruh, birbirinde kaybettiklerini sandıkları şeyi bulmuştu.

Kaplıcadan ayrılma vakti geldiğinde, bavullarını birlikte topladılar. Çünkü biliyorlardı ki bu, artık sadece bir tesadüf değildi.

Bir başlangıçtı.

Asla olmayacağını düşündükleri bir başlangıç…

**Ders:** Hayat, enHayat, en beklenmedik anlarda, yüreğimize işleyen bir şarkıyla yeniden başlar.

Rate article
Lifequest
Hipertansif Krizle Başlayan Bir Aşkın Dansı