Aşkın Kırık Kanatları: Geçmiş Kapıyı Çaldığında

**Kırık Aşk Kanatları: Geçmiş Kapıyı Çalarsa**

Evden erken döndüm bugün. Aylarca üzerinde çalıştığım proje nihayet bitti, kendimi ve eşim Serkan’ı şımartmak istedim. Markete uğradım, onun sevdiği peynir, meyve ve deniz ürünlerini aldım, ıslık çalarak merdivenleri çıktım.

“Serkan, evde misin?” diye seslendim, ayakkabılarını ve ceketini girişte görünce.

Sessizlik. Ne televizyonun sesi, ne ayak sesleri, ne de her zamanki “Geldin mi? Ne getirdin?” sözleri…

İçime bir kuşku düştü. Poşetlerini yere bırakıp eve dağıldım. Etrafta Serkan’ın eşyaları vardı – gömlekler, çoraplar, kemeri… Yatak odasında nihayet onu buldum. Sırtı bana dönüktü, elinde bir valiz, diğerinde gömleklerle dolabın önünde duruyordu.

“Buradasın işte! Akşam yemeğini hazırlayayım,” dedim neşeyle, ama sesim titriyordu. “Yine mi iş seyahati?”

Serkan arkasını döndü. Yüzü tuhaf bir sükunetle kaplıydı. Yaklaştı, ellerimi tuttu.

“Elif, git yemeği hazırla. Geliyorum. Sana açıklamam gereken şeyler var.”

Hiçbir şey anlamamıştım. Ama mutfağa gittim.

Ellerim titriyor, bacaklarım taş kesilmişti. Fırını yanıp salatayı doğradım, Serkan’ın sevdiği balığı hazırladım. İçimden, “Yine kendimi gereksiz yere düşüncelere kaptırdım,” diye geçirdim.

Ama içimin derinlerinde bir fırtına yaklaşıyordu.

Yaklaşık yirmi dakika geçti. Yatak odasından hiç ses gelmedi. Penceremi açtım, sıcak bir rüzgar odaya doldu. Tam o sırada, neredeyse fark ettirmeden, arkamda Serkan belirdi. Arkadan sarıldı.

“Yemek hazır,” diye fısıldadım, dönmek üzereyim. Ama bırakmadı, daha sıkı sardı.

“Elif… Sen hep akıllı, anlayışlı oldun. Umarım şimdi de anlarsın. Bir ayrılık vakti geldi.”

Zaman durdu sanki.

“Dayanamıyorum… Affet beni.”

Aylardır geçmişle bugün arasında bocalıyordu. Ama bugün kesin kararını vermişti.

“Sen harika bir insansın. İyi kalplisin. Akıllısın. Ama seni sevmiyorum artık. Belki sevmiştim. Ya da öyle sandım…”

Aniden çekildi. Valizi kapıp koşarak çıktı, beni şaşkınlık içinde bıraktı. Arkamda, özenle hazırladığım yemek soğuyordu.

Öylece ayakta kaldım – boş gözlerle, sessizliğin içinde, tam bir yıkımın ortasında.

O gece uyuyamadım. Yastığıma gömülüp ağladım. Sabaha karşı uykuya dalmak üzereyken kapı çaldı.

Kapıda Serkan vardı. Aynı kıyafetlerle. Yanında, soğuk mavi gözlü, sıska sarışın bir kadın duruyordu.

“Bu Ebru,” dedi. “Lisedeki ilk aşkımı hatırlıyor musun?”

Evet, hatırlıyordum. Ebru’nun peşinden harap olmuştu. Onun ihanetinden sonra, market otoparkında ilk kez karşılaştığımızda, paramparça bir adamdı. Arabama çarpmamak için son anda frene basmıştı.

Onu hayatıma aldım. Sevgiyle, şefkatle sarıp sarmaladım. O ise… onu terk edene geri dönmüştü.

“Yeniden karşılaştık,” diye devam etti Serkan. “Ebru boşanmış. Gizlice görüşüyorduk. İş seyahati dediğim günlerde aslında ona gidiyordum.”

“Niye geldiniz?”

“Başkasından duymandan önce, gerçeği benden duyman için. Ebru sana teşekkür etmek istedi. Beni o zaman toparladığın için…”

Ebru sessizce bir baş hareketiyle onayladı.

“Mutlu olmamı istersin, değil mi?” dedi Serkan, gözlerimin içine baktı.

Cevap vermek yerine kapıyı yüzlerine kapattım.

“Neyi var ki? Neyi var bende olmayan?” diye hıçırdım arkadaşım Ayşe’nin kucağında. “Güzel, tamam. Etkileyici, tamam. Ama ona ihanet etmişti! Şimdi geri döndü, o da affetti!”

Ayşe, “Geçmişini hala yaşayan bir adama bulaşma, demiştim,” diye hatırlatacaktı, ama sesini çıkarmadı. Sadece sırtımı sıvazladı ve fısıldadı:

“Geçecek. Sen de mutlu olacaksın, inan.”

“Ama ben zaten bulmuştum onu. Benimdi! Benim prensimdi…”

İki hafta evden çıkmadım. Sonra işe döndüm. Bir gölge gibi geziyordum, arkamdan konuşulanları duymuyordum. İçim bomboştu.

“Böyle olmaz,” dedi Ayşe birkaç ay sonra. “Toplan. Denize gidiyoruz.”

Direndim. Telefonuma, Serkan ve Ebru’nun fotoğraflarına, onun kabaran karnına baktım.

“Çocukları olacakmış, Ayşe… Onlar mutlu…”

“Senin de olacak! Ama sadece arkana bakmayı bırakırsan!” diye kesip attı.

Sonra her şey yavaş yavaş değişti. Yeniden gülmeye başladım. Bana uzun süredir ilgi gösteren bir iş arkadaşıma açıldım. Ve şimdi, düğün hazırlıkları…

Ayşe, minik karnını okşayarak, gelin salonunda üçüncü dünya dondurmasını yiyordu. Ben ise gelinliğimi deniyordum.

“En güzel sen olacaksın!” diye güldü. “Göreceksin, her şey düzelecek.”

Ama kaderin bir oyunu vardır.

Eve döndüğümde, kapımın önünde Serkan’ı gördüm. Kucağında üç yaşlarında bir kız çocuğu vardı.

“Bu kızım, Sena. Ebru bizi terk etti. Yeni bir hayat istiyormuş. Bizsiz.”

“Ve şimdi… bana mı geldin?” diye titreyerek sordum.

“Gidecek başka yerim yok. Yardım et…”

“Dört gün sonra evleniyorum, Serkan.”

Başını öne eğdi.

“An”Elif, lütfen,” dedi gözleri dolmuş bir halde, “Sena’nın annesiz kalmasına razı mısın?”

Rate article
Lifequest
Aşkın Kırık Kanatları: Geçmiş Kapıyı Çaldığında