Kalbin Yaşadığı Yer

Yalnız yaşıyordu.

Evi, köyün biraz uzağında, bir tepenin ardındaydı. Eskiden “Apandik Sokağı” denen komik bir adla anılan bu yerde, yarım ay şeklinde dizilmiş yedi ev vardı. Zamanla köylüler şehirlere göç etti, topraklarını bıraktı, köklerini unuttu. Sokak boş kaldı. Evler yıkıldı, odun için söküldü, çürüdü… Biri hariç.

Bir tanesi. Sanki yaşlı bir kadının ağzında kalmış son diş gibi.

Son yedi yıldır burada Mehmet Ali yaşıyordu.

Aslında… tam olarak yanlız değildi. Yanında Çınar vardı. Siyah, beyaz lekeli, kısa bacaklı, kıvrık bir kuyruğu olan, üçgen kulaklı ve köz gibi gözleri olan bir köpek. Her şeyi anlıyor ama konuşamıyordu. Gerçek bir dost. Hatta insandan öte, sadece bir köpek derisine bürünmüştü.

Şehirde bir ailesi vardı. Karısı Ayşe, soğuk ve mesafeliydi. Aylarca aynı evde yaşasalar da birbirini görmeden geçen günler. Kızı Elif, bir zamanlar babasına bağlıydı, adımını onsuz atmazdı. Şimdiyse hayatından silinmiş gibiydi. Bir torunu olmuştu, ama bunu kızından değil, bir komşusundan duymıştı.

Kalbi kötüleştiğinde doktor, elini havaya kaldırıp, “Sessizliğe, doğaya ihtiyacınız var. Böyle bir yer var mı? İsterseniz bir dinlenme evi önerebilirim,” dedi.

Mehmet Ali, çocukluğunun geçtiği evi düşündü. Cevap basitti:
“Öyle bir yer var. Orada her şeyim.”

Karısına söylediğinde, alışıldık bir tepki verdi. Şakağıyla işaret edip, “İyice çıkmış aklın,” dedi.

Tartışmadı. Tek başna yola koyuldu.

Otları biçti. Çatıyı tamir etti. Yeni bir sundurma yaptı. Bir ocak ördü, çocukluğundan arkadaşı Hasan’ı çağırıp beraber hamallık ettiler. Ev yeniden canlandı. Ev nefes almaya başladı.

Bazen odanın bir köşesinde annesinin dil şakırtısını, babasının derin ve onaylayan bir homurtusu duyar gibi oluyordu.

Ocağı badanaladı, sundurmayı kiraz kırmızısına boyadı. Oymalı bir kıSundurmaya işlemeli bir korkuluk yaptırdı, güzelliğine güzellik kattı.

Rate article
Lifequest
Kalbin Yaşadığı Yer