Aşkın Kırık Kanatları: Geçmiş Kapıyı Çaldığında

Şark kırılan sevgi: geçmiş kapıyı çaldığında

Ayşegül her zamankinden erken eve döndü. Üzerinde gece gündüz çalıştığı proje nihayet tamamlanmıştı, eşi Emre’yi şaşırtmak istedi. Markete uğrayıp onun sevdiği lezzetleri aldı — beyaz peynir, taze meyveler, deniz ürünleri. Islık çalarak merdivenleri çıkarken içi neşeyle doluydu.

“Emre, evde misin?” diye seslendi, girişte onun ayakkabılarını ve ceketini görünce.

Sessizlik. Ne televizyonun sesi, ne ayak sesleri, ne de alıştığı o coşkulu “Aa, geldin mi? Nasılsın?”

Ayşegül tedirgin oldu. Poşetleri yere bırakıp evin içine ilerledi. Her yerde Emre’nin eşyaları dağınıktı — gömlekler, çoraplar, kemeri. Yatakta onu sonunda buldu. Sırtı ona dönüktü, elinde bir bavul ve üzerine katlamaya çalıştığı kıyafetler vardı.

“İşte buradasın! Akşam yemeği hazırlayacağım,” dedi neşeyle, ama sesi titredi. “Yine iş seyahatine mi gidiyorsun?”

Emre döndü. Yüzü tuhaf bir sakinlikle kaplıydı. Yaklaştı, ellerini tuttu.

“Ayşegül, git mutfağa hazırlık yap. Sonra konuşuruz. Sana bir şey anlatmam lazım.”

Ayşegül hiçbir şey anlamamıştı ama mutfağa gitti.

Elleri titriyor, bacakları sarsılıyordu. Fırını açtı, Emre’nin en sevdiği fırın balığı yapmaya başladı, salata doğradı, peynirleri tabağa dizdi. Kendini biraz olsun sakinleştirdi. “Herhalde yine gereksiz endişeleniyorum,” diye düşündü.

Ama içinde fırtına öncesi bir his büyüyordu.

Yirmi dakika geçti. Yatak odasından ses yoktu. Pencereyi açtı, ılık bir rüzgar odaya doldu. Tam o anda Emre sessizce arkadan belirdi. Onu sıkıca kucakladı.

“Yemek hazır,” dedi yumuşakça, dönmek üzereyse de bırakmadı.

“Ayşegül… Sen hep akıllıydın. Anlayışlı. Umarım şimdi de anlarsın. Ben gidiyorum.”

Zaman dondu.

“Bu benden güçlü… Affet beni.”

Uzun süre tereddüt etmiş, acı çekmişti. Altı aydır geçmişle şimdi arasında gidip geliyordu. Ama bugün kararını vermişti.

“Sen harika bir kadınsın. İyi kalplisin, zekâlısın. Ama seni sevmiyorum. Belki sevmiştim. Ya da sandım ki seviyorum…”

Aniden çekildi, bavulunu kapıp çıktı. Ayşegül şok içinde kaldı. Arkada, sevgiyle hazırlanan yemek soğuyordu.

Boş gözlerle, sessizliğe gömülmüş, orada öylece durdu.

Gece boyunca uyuyamadı. Yastığa gözyaşı döktü, tavanı izledi. Sabaha karşı uykuya dalmıştı ki kapı çaldı.

Kapıda Emre duruyordu. Çıktığı kıyafetle. Yanında mavi gözlü, uzun boylu bir sarışın vardı.

“Bu Serpil,” dedi. “Lisedeki ilk aşkımı hatırlıyor musun?”

Evet, hatırlıyordu. Serpil onu terk ettiğinde Emre perişan olmuştu. Tam da o günlerde, marketin otoparkında kaza yapmak üzereyken onunla tanışmışlardı. Ayşegül ona el uzatmış, hayatına almış, sevgi vermişti. Şimdi o, geçmişin peşine düşmüştü.

“Yeniden karşılaştık,” diye devam etti Emre. “Serpil boşanmış. Konuştuk, görüştük. ‘İş seyahati’ dediğim zamanlar aslında onun yanına gidiyordum…”

“Niye geldiniz?”

“Doğruyu benim ağzımdan duyman için. Serpil de sana teşekkür etmek istedi. O günlerde bana destek olduğun için.” Serpil sessizce başını salladı.

“Benim mutlu olmamı istersin, değil mi?” diye sordu ve gözlerinin içine baktı.

Ayşegül cevap vermeden kapıyı kapattı.

“Ne yaptım ben?” diye hıçkırıklara boğuldu en yakın arkadaşı Derya’ya sarılırken. “Evet, güzel, etkileyici. Ama onu terk etmişti! Şimdi geri döndü, o da her şeyi affetti!”

Derya, “Ben seni uyarmıştım. Geçmişiyle hesaplaşamamıAyşegül artık anlamıştı ki, bazen en büyük dersler, en acı deneyimlerin ardından gelir.

Rate article
Lifequest
Aşkın Kırık Kanatları: Geçmiş Kapıyı Çaldığında