Bugün defterime yazmak istediklerimi döküyorum. Kocam Emre’nin ailesi oldukça varlıklı insanlar. İstanbul’un göbeğinde büyük bir evde yaşıyorlar, birkaç arabaları var ve sık sık yurt dışına tatile gidiyorlar. Ben ise Konya’nın küçük bir kasabasında mütevazı bir ailede büyüdüm. Emre ile tanışıp evlenmeye karar verdiğimizde, ailemizin kökenleri hiç önemli değildi. Genç ve aşıktık, hayatı kendi ellerimizle kuracaktık. Tabii ki yakınlarımızdan destek gelse reddetmezdik, diyen Ayşe.
Emre ile uzun zamandır kendi evimizin hayalini kuruyorduk. Kiralık dairelerde geçen günlerden yorulmuştuk; duvar kağıtları dökülür, musluklar akar, ev sahipleri ise sadece çıkıp gitmemizi beklerdi. Emre’nin ailesi zorluklarımızı biliyordu ama görmezden geliyorlardı. Belli ki paraları vardı, isteseler yardım edebilirlerdi. Ama istekleri yok gibiydi.
Benim ailem uzakta, Konya’da yaşıyor. Gelirleri kısıtlı ve hiçbir zaman onların yardımına güvenmedim. Emre’nin ailesiyle aynı şehirdeyiz ama evlendikten sonra onlarla yaşamamaya karar verdik; bağımsız olmak istedik. Kiralık bir ev tutup didindik, tatili bile kendimize yasakladık ki birikim yapalım. Emre’nin ailesi bunları biliyordu ama uzak durmayı tercih ettiler.
Bir gün onları ziyarete gittik. Kayınvalidem, her zamanki gibi, “Ne zaman torun olacak?” diye sormaya başladı. Ben de cesaretimi toplayıp, “Kendi evimiz olunca çocuk düşüneceğiz. Şu an peşinat için bile paramız yok,” diye ima ettim.
Kayınvalidem sadece anlayışla başını salladı, tek kelime etmedi. Bakışları öyle boştu ki sanki sözlerim havada dağılıp gitmişti.
Birkaç ay sonra hamile olduğumu öğrendim. Bu haber hayatımızı alt üst etti. Emre’nin ailesine bebek beklediğimizi söyledik. Çok sevindiler, tebrik ettiler, torunlarını nasıl seveceklerini anlattılar. Açıkça konuşmaya karar verdim ve “En azından ev peşinatı için yardım edebilir misiniz? Çocuğun kendi evinde büyümesi önemli,” diye sordum.
Ama kayınvalidemin yüz ifadesi aniden değişti. Soğuk bir şekilde, “Boş paramız yok, yardım edemeyiz,” dedi. Bu bir yalandı! Daha bir gün önce kayınpeder Emre’ye yeni bir araba alacaklarını övünerek anlatmıştı. Demek ki arabaya para var, ama oğullarının ve torunlarının evine yok.
Dışarıdan sakin görünmeye çalıştım ama içim öfkeyle kaynıyordu. Çocuğumuzu büyütmek için bir ev hayalimiz, gözümüzün önünde eriyip gidiyordu. Kiralık bir evde, sürekli bir şeylerin bozulduğu yerde yaşamaya devam etmek zorunda kalacağımı kabullenmiştim. Ama yardım en beklemediğim yerden geldi.
Hamileliğimizi haber vermek için aileme gittik. Annem bizi dinledikten sonra bir karar vermiş. Babamla konuşmuşlar, şehirdeki evlerini satıp bize yardım edeceklermiş. Kendileri de köye, ninemizin yanına taşınacaklarmış. “Orada daha iyi olacağız,” diyorlardı.
Onları vazgeçirmeye çalıştım ama kararlıydılar. Bir ay sonra evlerini sattılar ve biz sadece peşinat değil, fazlasıyla bir miktar para aldık. Kısa sürede İstanbul’un bir kenar mahallesinde şirin iki odalı bir daire satın aldık. Artık çocuğumuzu beklediğimiz sıcak bir yuvamız vardı.
Şimdi mutluyuz ve geleceğe güvenle bakıyoruz. Ama Emre’nin ailesinin tavırları hâlâ içimi acıtıyor. Yeni bir araba almayı, oğullarının ve torunlarının mutluluğundan üstün tuttular. Bu çok incitici. Hamileliğim boyunca bir kez bile arayıp halimi sormadılar, yardım teklif etmediler. Bolluk ve rahatlık içinde yaşamlarına devam ediyorlar, sanki biz yokmuşuz gibi.
Artık daha sık düşünüyorum: Bir çocuğun böyle dedesi ve ninesine ihtiyacı yok. Onlar kendi çıkarlarını ailenin önüne koydular. Bebeğimiz doğduğunda, onu gerçekten seven ve önemseyen insanlarla çevrelemek istiyorum. Yeni bir arabanın torunlarının mutluluğundan daha önemli olduğunu düşünenler değil.
Hayat bana şunu öğretti: Bazen en küçük eller, en büyük yüreklerle uzatılıyor. Ve gerçek aile, kan bağından değil, yürek bağından olur.




