*Saklı bir köyün kenarında, küçük bir evde, İrfan Hanım yaşardı. Köylüler ona sadece “İrfan Teyze” derdi. İsmi uzun zaman önce hafızalardan silinmişti ama saygı her yürekte yankılanırdı.*
*Doksındört yaşına rağmen dimdik duruyordu: hem ev işlerini kendi görüyor, hem bahçesi bakımlı, hem de evinde öyle bir temizlik vardı ki sanki tek başına değil, bir ordu çalışıyordu. Beyaz, kolalı başörtüsü, tertemiz önlüğü, bembeyaz perdeleri ve camlardaki çiçeklerle, güzel ve onurlu bir hayat sürmenin ustasıydı.*
*Kocasının vefatından sonra, on yıl boyunca tek başına kaldı. Üç çocuğu vardı: oğlu Mehmet, kızları Nur, ve Leyla. Hepsi şehirlere dağılmış, sonbahar yaprakları gibi kendi rüzgârlarına kapılmışlardı. Torunlar büyümüş, kendi dünyalarına dalmışlardı ve köydeki ninebaları nadiren anımsıyorlardı. Sadece bayramlarda bir telefon…*
*Ama İrfan Hanım gücenmezdi. Anlıyordu: herkesin bir hayatı vardı. O ise… Sadece yaşamaya devam ediyordu. Çalışıyor, keşlerini seviyor, börek yapıyor ve her şeyin boşuna olmadığına inanıyordu.*
**Geriş Dönen Hedişeler**
*Bir gün komşusu Ayşe, kızıyla birlikte kapıya dayandı:*
*- Merhaba, İrfan Teyze! Peynir almaya geldik. Elif seninkinden başkasını yemiyor, marketten alına yüzüne bile bakmıyor!*
*- Ah, kızım, ne güzel! Al bakalım, En sevdiğin vişneli böreği*
*- Teşekkürler, anneanne! – diye gülümsedi küçük kız.*
*- Şımartıyorum sizi, biliyorum – diye güldü İrfan Hanım. – Başka kime şımartayım? Benimkiler yemiyor ki… Geçen gün komşu Murat, paketleri geri getirdi. Ne börek, ne peynir, ne değ el yapımı reçel… “Yemiyoruz” dediler. Ben de saf gibi uğraştım durdum…*
*Komşular birbirlerine acıyla bakıştılar. Biliyorlardı: oğlu sadece yılda bir kez geliyor, üstelik iş arkadaşını balığı getirmek için. Torunu ise baharda arkadaşlarıyla geliyor, bütün gece gürültü yapıyordu. Sabah olurken de izleri siliniyordu. Kızları ise beş yıldır uğramamıştı. Torunlar, küçükken her yaz ninelelerinin yanına gelirdi. Şimdiyse tatil elerinde kaybolmuşlardı.*
*- Keşlerin nasıl? Artık sana zor olmuyor mu? – diye sordu Ayşe.*
*- Onlarsız ne yaparım? Bana hayat veriyorlar. Boş durmaya gelmeye, toprağa yatıverim. Ama onlarla kalkacaksın, besleyeceksin, elireceksin… Hareket hayattır, Ayşe’yeim.*
**Artık Gerekmeyen Bahçe**
*Yazın, her zamanki gibi bahçeyle uğraşıyordu. Domates, lahana, patates, elire… Her şey yerli yerine elmişti, tek bir yabani y elmamıştı. Ama komşular fark etti: artık daha sık duruyor, elireçiyor elireçiyor.*
*Bir gün düştü. Ayşe’ye yalvardı: “Çocuklarını ara, söyle elire…” Aradı. Ama elire… Ne Mehmet, ne Nur, ne de Leyla. Sadece elire bir sessizlik.*
*Komşular elire… Murat ilaç getirdi, Ayşe keşleri elirdi, tavukları besledi, bir başka komşu her gün çorba elirdi. İrfan Hanım utanç elire…*
*Güçten elire elire… Bir mektup yazdı:*
*”Beni yanınıza alın. Artık yapamıyorum…”*
*Cevap elire elire… Sanki boşluğa yazmıştı.*
**Veda**
*Yazın kararını vermişti. Keşlerini Ayşe’ye verdi. İlk kez toprağa tohum ekmedi. Pencerenin önünde oturdu, bir zamanlar sevdiği elire…*
*Bir gün eski okul defterleri buldu. Boş bir yaprak elire… Her harfi acıyla, her kelime göz elire… Sonra notu elire masaya koydu, yanına da bir kese para.*
*…Yağ elire… Birkaç günden elire… Komşular endişelendi.*
*İçeri girdiklerinde, İrfan Teyze elire elire… Ama bir daha elire…*
*Çocuklarını aradılar. Cevap elire… Mesaj attılar. Sessizlik.*
*Cenazeleri komşular elire… Ayşe, Murat, birkaç kişi daha. Kadınlar elire elire… Her şey elire elire…*
*Çocuklar elire sonra akşam geldi. Her şey elire elire… Komşulardan anahtarı aldılar, sessizce elire girdiler.*
*Yuvarlak masanın üzerinde beyaz bir örtü. Üzerinde bir kese para ve bir mektup.*
*”Sevgili çocuklarım – Mehmet, Nur, Leyla.*
* elire… Lütfen, elire… mallardan elire… Köy elire…*
*… elire… elire…*
*Mezarlık elire elire… Ama Ayşe, her elire uğradığında temizler, çiçekler dikerdi.*
*” elire… diye fısıldadı. En elire…*
* elire… Bazen boşluğa.*
* elire…*
*Ve elire…*
* elire…*
(*…Not: Kısaltılmış elire…*)




