“Aldığı Kadar Değil”: Ayşe Hanım’ın Boşanmış Gelininin Hayatına Dair
Ayşe Hanım, İzmir’den, oğlunun ve eski gelininin hayatının bu hale gelmesine bir türlü alışamıyor. Eski gelini Elif’in boşanma sonrası halini ise “sorumsuz bir vurdumduymazlık” olarak nitelendiriyor.
“Oğlum Elif’i çocukla bıraktı, evet, onu savunmuyorum. Ama bir anne kalbi, ister istemez yine de evladı için yanar. Çabucak evlendi, ilk aşkıyla—Deniz’le, üniversiteden beri görüşürlerdi. O zamanlar askerdeyken, oğlumun arkadaşıyla evlenmişti. Şimdi boşanmışlar, oğlum onu bir AVM’de karşılaşmış—sonrası malum. Ortak bir oğulları bile oldu. Onun her şeyi yolunda gibi görünüyor.”
Elif’le askerden sonra tanışmışlardı. Birlikte çalışıyorlardı. Hemen evlendiler, Zeynep dünyaya geldi. Başlangıçta güçlü bir aile izlenimi veriyorlardı. Ama sonrasında, anlaşılan, eski aşk galip geldi.
Boşanma sessiz sedasız geçti, kavgasız gürültüsüz. Oğlu evi, eşyaları, her şeyi bırakıp gitti. Sadece kişisel eşyalarını aldı. Elif, vakur davrandı, ne babayı ne de büyükannesiyle Zeynep’i görüşmelerine engel oldu.
“Ama boşanma sonrası yaptıkları akıl alır gibi değil,” diyor Ayşe Hanım başını sallayarak.
Komşular hemen meraklanmış tabii:
“Ne, içiyor mu? Geziyor mu? Erkek mi getiriyor?”
“Hayır,” derken yüzünü buruşturuyor Ayşe Hanım. “İçki içmez, erkek peşinde koşacak biri de değil. Ama öyle davranıyor ki, sanki hayatında her şey mükemmelmiş gibi. Hep neşeli, sürekli birileriyle buluşuyor, ya yazlığa gidiyorlar, ya doğa gezisine, ya misafirleri oluyor. Sanki boşanıp çocukla kalan o değil de oğlummuş gibi!”
Elif, Zeynep’i her yere götürüyor. Temiz hava iyidir, kızın sosyalleşmesi lazımdır, arkadaşlarının da çocukları var, diyor. Ama Ayşe Hanım’a göre bu kabul edilemez:
“O pikniklerde kimler var acaba? Erkekler? Boşanmış kadınlar? İçkiler, sigaralar? Çocuk bunları görüyor, duyuyor. Ne tür bir terbiye bu?”
Kadın, torunuyla kendisinin daha iyi olacağına emin:
“Benimle olsa ev yemeği yer, tiyatroya giderdi. Arkadaş gezmelerinde sürüklenmezdi.”
Ayşe Hanım, oğluna baskı yapmaya çalışmış:
“Ona söylesene, terbiyede bir düzen olsun. Zeynep senin de kızın. Yeni bir ailen var—güzel. Ama kızın bu curcunada büyümemeli.”
Oğlu sadece omuz silkmekle yetinmiş:
“Anne, karışma hakkım yok. Bu aileyi ben dağıttım. O, nasıl yaşayacağını bilir.”
Nafakasını ödüyor, kızıyla görüşüyor, Elif onu büyükannesine getirdiğinde. Ama eski gelini, Ayşe Hanım’ı artık evine almıyor:
“Hep bir işi var, hep meşgul. ‘Zamanım yok’ diyor. Ama biliyorum, gözlerimin içine bakmaya korkuyor. Belki yeni bir adam bulmuştur. Ya Zeynep’e kötü davranıyorsa?”
Geçenlerde Elif telefonda net konuşmuş:
“Eğer özel hayatıma bu kadar müdahale etmeye devam ederseniz, Zeynep’i size getirmeyeceğim. Ayda bir parkta görüşürsünüz. Şükredin ki oğlunuz bana ihanet edip başkasına gittiğinde, ben kızım için sabrettim. Başkası olsa hepinizi gönderirdi.”
Ayşe Hanım öfkeden deliye dönüyor:
“Bir de bana küs! Ben torunum için canımı dişime takıyorum, o bana suçlu muamelesi yapıyor!”
“Şimdi ne yapacağım?” diye dert yanıyor arkadaşlarına. “Beğenmediğim bir şey olunca tek kelime edemez miyim? Yoksa artık hiç miyim? Belki de annesiyle konuşmalıyım? Eski görücüsüyle? Kızına akıl versin. Oğlumu böyle yetiştirmedim ki, torunumun bu umursamazlık içinde büyüdüğünü göreyim!”
Ne dersiniz kızlar? Haklı mıyım, yoksa gerçekten kenara mı çekilmeliyim? Ama torunumu böyle bir kadın büyütürken nasıl sessiz kalayım?




