“Kayınvalidenizi ‘anne’ mi çağırıyorsunuz? Gerçek anneliği biliyor musunuz?”

“Kaynana ‘anne’ diye mi hitap ediyorsun? Peki, gerçek annenin kim olduğundan emin misin?”

Ne zaman birinin kaynanasına veya kayınvalidesine “anneciğim” dediğini duysam, tüylerim diken diken oluyor. Çünkü bu kelime benim için kutsal. Sağa sola dağıtılacak bir şey değil. Anne, sırf evlilik belgesiyle aileye katılan bir kadın değildir. Anne, seni büyüten, geceleri uyumayan, çaresizlikten ağlayıp yine de sabah kalkıp senin için mücadele edendir.

Yakın bir arkadaşım var, Elif. Çocukluktan beri dostuz. O benim düğümde sağdıç oldu, ben de onun… üç düğümünde. Hayat, çocuklar, taşınmalar derken birbirimize hep destek olduk. Şakayla karışık söylüyorum:
“Elif, çocuklar üniversiteye girince bekleriz, emeklilikte bir klübe mi yazılırız?”

Geçenlerde ona bir iyilik için uğradım—eczaneden ilaç getirdim, arabası serviste olduğu için çıkamamıştı. Poşeti uzattım, başını salladı:
“Bu bana değil, annem kötü.”

Gülümsedim, mutfağa göz attım ve otomatikman haykırdım:
“Merhaba, Ayşe Teyze! Nasılsınız?”

Kadın bana döndüğünde anladım: Bu onun annesi değildi. Üçüncü kocasının annesiydi. Kaynanası. Elif ise ona sevgiyle “anneciğim” diyordu. Tıpkı öncekiler gibi.

İlk ve ikinci evliliklerinde de aynı şeyi yapmıştı. İlk kocası Emre’nin annesine daha ilk günden “anne” demişti.
“Aklını mı kaçırdın?” diye fısıldamıştım kulağına. “Onu tanımıyorsun! Bu senin annen değil!”

O ise gülümseyerek cevap vermişti:
“Strateji işte. Hoşuna gider. Beni kabul eder. Emre de mutlu olur. Basit.”

Ama o “anne” sonradan arkasından çok konuştu. Emre sarhoş olduğunda, geceleri nerede kaldığı belli olmadığında, Elif aradığında kadın sadece iç çekiyordu:
“Ne yapalım kızım, adam yorgun…”

İki sene sonra boşandılar. Çocuk oldu ama hiçbir “anne” ne torunla ne de Elif’le ilgilendi.

İkincisi farklıydı. Bu kaynana hemen diklenmişti:
“Bu çocuk sana yük. İstersen yetimhaneye bırak, param yok.”

Yine de Elif ona “anne” dedi. Ta ki, bu “annenin” ardında sadece duygusuz bir zalimlik olduğunu anlayana kadar. Boşandılar, çocuk olmadığı için şükrettik.

Şimdi üçüncü evliliğini yapıyor ve her şey tekrar ediyor. Aynı tatlı sözler. Aynı saf umut: “Anneciğim” deyince kadının yumuşayıp aileden biri olacağına inanmak.

Ama olmuyor. İşe yaramıyor.

Ben biliyorum, neden bahsettiğimi. Benim de bir kaynanam var. Aramız… sadece iyi değil. Birbirimize gerçekten saygı duyuyoruz. Dertleşebiliyoruz, gülebiliyoruz, birlikte kiraz toplayıp dizi tartışabiliyoruz. Ama birbirimize ismimizle hitap ediyoruz. Bu, bazı kan bağlarından daha yakın olmamızı engellemiyor.

Çünkü “anne”, çıkar için söylenen bir hitap değildir. Bu kelime bir madalyadır, hak edilmelidir. Komposto veya gülümsemeyle satın alınamaz. Gerçek anne, kocayla hayatına giren değil, kalıcı olarak giren kişidir.

Evet, bazen kaynanalar öz anneden bile yakın olabiliyor. Bu nadirdir, istisnadır, kural değildir.

Bu yüzden her duyduğumda:
“Anne, çay ister misin?”
“Anneciğim, nasılsın?”

Kendi kendime aynı soruyu soruyorum: Bu sevgi mi yoksa sadece rol yapma alışkanlığı mı?

Rate article
Lifequest
“Kayınvalidenizi ‘anne’ mi çağırıyorsunuz? Gerçek anneliği biliyor musunuz?”