İstanbul’un sessiz bir mahallesindeki evin mutfağında, sadece çay kaşığının şıngırtısı duyuluyordu. Aylin, telefonunda haberleri okurken, demli çayının tadını çıkarıyordu. Banyodan çıkan kocası Emre, mırıldandığı bir şarkıyla mutfağa girdi. Yüzünde tuhaf bir neşe vardı, sanki kimsenin bilmediği bir sırrı biliyor gibiydi.
“Ne bu kadar keyiflisin?” diye sordu Aylin, kaşlarını çatarak.
“Öyle işte, hava güzel,” diye geçiştirdi Emre, kendine çay doldurdu. Karısının karşısına oturdu, hafif bir gülümsemeyle ona baktı. “Aylin, e-postalarını kontrol ettin mi bugün?”
“Hayır, neden?” dedi şüpheyle.
“Bir bak istersen. Sana sürpriz var,” diyerek çayından bir yudum aldı.
Aylin’in içine bir kuşku düştü. Telefonunu hızla açıp e-postasına baktı. Okunmamış bir mesaj vardı. Yazıyı okur okumaz yüzü bembeyaz oldu. Elindeki bardak sallandı, çay masaya döküldü.
—
Aylin ve Emre sekiz yıldır evliydi. Herkesin hikayesi gibi başlamıştı: romantik buluşmalar, birlikte yaşam, sonra sade bir düğün. İstanbul’a taşınıp sıfırdan bir hayat kurmuşlardı. Kiralık bir evde başladılar, kendi evleri için biriktirdiler, sevinçleri ve sıkıntıları paylaştılar.
“Parayı idare edemiyorsun,” demişti bir gün Emre. “Maaşını bana yolla, ben halledeceğim.”
Aylin itiraz etmemişti. Kocasına körü körüne güveniyordu. O günden sonra bütçeyi Emre yönetmeye başladı. Onun tutumluluğu sayesinde ev kredisi çektiler, sonra bir yazlık aldılar. Lüks içinde yaşamıyorlardı ama rahatlardı. Emre, Aylin’e harçlık veriyordu ve Aylin biliyordu ki, kocası kendisine fazla harcamaz.
Değişim aniden olmadı. Bir gün Emre işten erken dönmüştü, yüzü gergindi.
“Aylin, annem bize gelecek,” dedi. “Yalnız yaşayamıyor artık. Yazlıkta kalsa olur mu? Ev sağlam, market yakın.”
“Tabii ki,” diye onayladı Aylin. Kayınvalidesi Fatma Hanım’la ilişkileri iyiydi, aile kavgalarından kaçınıyorlardı.
Bir hafta sonra Fatma Hanım yazlığa yerleşti. Aylin işe dalmıştı, zaman bulup yazlığa gittiğinde şok oldu.
“Fatma Hanım, bu ne?” diye bağırdı, kapı önündeki kutulara takılarak.
“Hoş geldin Aylin,” dedi kayınvalide soğuk bir tavırla. “Öyle büyük bir şey yok. Emre dedi ki bana yazlığı verdiniz, ben de eşyalarınızı topladım.”
“Verdik mi?” Aylin’in başı döndü. “Nasıl yani?”
“Sana söylemedi mi?” diye gülümsedi Fatma Hanım. “Ben kendi evimi Emre’nin kardeşine verdim. Artık kalacak yerim yok.”
Aylin nefesi kesilmişti. “Nasıl verdiniz?”
Emre’nin kardeşi Barış evliydi ama kendi evleri yoktu. Dedikodular vardı, ama Aylin kulak asmamıştı.
“Çocuklar var, sokakta mı kalsınlar?” diye omuz silkti Fatma Hanım.
Aylin sessiz kaldı. Eve dönünce Emre’ye çıkıştı.
“Ne yaptığının farkında mısın? Nasıl annene yazlığı verirsin?”
“Ne abartıyorsun?” diye tersledi Emre. “Benim annem, karar verme hakkım var.”
“Peki ya ben? Benim hiç mi hakkım yok?” diye bağırdı Aylin.
“Para biriktirince ben sorumluyum, karar verince sen mi?” diye alay etti.
Bir hafta konuşmadılar. Aylin sakinleşince konuşmak istedi.
“Sadece haberim olsun istiyorum,” diye mırıldandı. “Yazlık benim için önemli.”
Emre somurtarak sustu.
“Benim anneme yardım edince sorun yok, seninkine mi yok?” diye kızdı.
Tartışma yeniden alevlendi. Aylin, kayınvalidesini bıktırmak için neredeyse her gün yazlığa gitti.
“Kendime inanamıyorum,” diye yakındı arkadaşı Zeynep’e. “Kötü görünüyorum, kaynanayı rahatsız ediyorum.”
“Haklısın, ama hakkını korumalısın,” diye cesaret verdi Zeynep.
Aylin ertesi gün yine yazlığa gitti. Fatma Hanım bahçeyle uğraşıyordu, her yer düzenliydi. Aylin içini sıkan duyguyu bastırdı.
“Bu ne? Kim size izin verdi bahçeyle oynamaya?” diye çıkıştı.
“Aylin, ne oldu? Emre dedi ki—”
“Emre’nin dediği beni ilgilendirmez!” diye kesti. “Ben de bu evin sahibiyim!”
Fatma Hanım’ın gözlerindeki korkuyu gördü ama durmadı. Bu güç hissinden hoşlanıyordu artık.
“Her şeyi bana soracaksınız! Çiçekleri sökün, beğenmedim!”
“Paramı harcadım—”
“Beni ilgilendirmez!”
Her gün yazlığa gidip baskı yapıyordu. Emre’ye söylemiyor, Fatma Hanım da şikayet edemiyordu.
“Kavga istemiyorum,” diye ağlıyordu Fatma Hanım.
Barış, Emre’yi arayıp annelerine sahip çıkmasını istedi. Emre reddedemedi.
“Sen bizi büyüttün,” dedi. “Sıkıntı yok, gel.”
Ama yanılıyordu.
“Neden geç kaldın?” diye sordu bir akşam.
“İşten değil,” dedi Aylin. “Annenle görüştüm.”
Artık kayınvalidesini evden kovması gereken bir düşman olarak görüyordu.
“Para mı istiyor?”
Emre gülümsedi. “Teşekkürler, bana bırakmışsın.”
“Bırakmadım!” diye itiraz etti. “Hakkınızı ödetmeye gittim!”
Emre’nin yüzü karardı. “Annemi mi taciz ediyorsun?”
“O mu büyük? Bütün bahçeyi mahvetti!”
“Anneme laf mı ediyorsun?” diye bağırdı Emre. “Senin annene laAylin, masada bıraktığı çayın soğuduğunu fark etti ve Emre’nin ardından sessizce bakan gözlerinde, tüm bu yılların nasıl böyle acı bir sonla bitebildiğini düşündü.




