Sır Aile Bağlarını Koparan
Sakarya Nehri kıyısındaki şirin bir kasabada, akşam vakti sokak lambaları yanarken, Ayşe mutfakta temizlik yapıyordu. Fırından yeni çıkmış börek kokusu havada asılı dururken aniden telefon çaldı. Ekranda, yıllardır görüşmediği arkadaşı Fatma’nın adı belirdi.
“Fatma, merhaba! Ne güzel oldu bu!” dedi sevinçle, ellerini önlüğüne silerek.
Kısa bir hoşbeşten sonra Fatma birden sordu:
“Ayşe, sen Mehmet’le boşandın mı?”
“Ne? Hayır! Nereden çıkardın bunu?” Ayşe şaşkınlıkla elini kalbine götürdü.
“Garip, o zaman bunu nasıl açıklarsın?” Fatma’nın sesinde endişe vardı.
Bir saniye sonra telefonuna bir fotoğraf geldi. Resmi açtı, baktı ve dünya başına yıkılmış gibi donakaldı.
—
“Of, nefret ediyorum her şeyden!” diye bağırarak eve giren Mehmet, anahtarlarını girişteki konsola fırlattı.
“Mehmet, ne oldu?” diye sordu Ayşe şaşkınlıkla. Her zaman işten önce döner, evi toplar ve yemeği hazırlardı.
“Ne mi oldu? Her şey!” diye bağırdı, ceketini çıkarırken. “Bu iş, bu rutin, bu ev işleri! Hiç soluk almadan çalışıyorum! Ayşe, hadi bir yere kaçalım, dinlenelim. İster Sapanca’ya, ister bir tatil köyüne. Dayanamıyorum artık!”
“Ama izin almak gerek,” diye düşündü Ayşe. “Babanın bahçe işlerine yardım edecektik ya…”
“Bırak bahçeyi!” diye kesti Mehmet. “İki haftada kaybolmaz! Ben patlamak üzereyim! Sana göre önemli olan domatesler mi, ben mi?”
“Tabii ki sensin,” diye fısıldadı Ayşe, kocasının ne kadar ciddi olduğunu görünce. “İşe konuşayım, izin verirler. İki yıldır izin kullanmadım.”
“O halde biletleri alayım mı?” diye sevindi Mehmet, ellerini ovuşturarak.
“Al,” diye onayladı Ayşe. Onun da bir süredir kaçmak istediği şeyler vardı: Oğlunun mezuniyeti, şehir dışındaki üniversite sınavı, üst kattaki komşunun su baskını yüzünden yapılan tadilat… Gücü tükenmişti.
“Tamam o zaman,” diye karar verdi Mehmet. “Sapanca pahalı, o yüzden tatil köyüne gidelim. Doğa var, göl yakın ve bütçeyi zorlamaz.”
Ayşe itiraz etmedi. Kocasıyla nadiren tartışırdı. Tıpkı su baskını sonrası Mehmet’in beğendiği duvar kağıdı yerine ucuzunu almasında, ya da ona iyi bir iş teklifini reddettirip, “Şehrin öteki ucuna gidip gelmek zorunda kalacaksın! Ev ihmal olur. Ne var yani, maaş iyi diye? Ben az mı kazanıyorum? Şu mahalledeki markette kasiyer aranıyor. Hem yakın, hem alışveriş kolay,” dediğinde olduğu gibi…
Ayşe boyun eğdi. Market işini sevmiyordu ama ev işlerini yetiştirebiliyordu. Sadece bir kez, Mehmet oğullarını seçtiği üniversite yerine başka bir okula yönlendirmeye çalıştığında karşı çıkmıştı.
“Hayır!” diye kesmişti sertçe. “Oğlumuz kendi kararını verecek. Ona baskı yapma!”
Uysal karısından böyle bir tepki beklemeyen Mehmet geri adım atmış, ama sonrasında sürekli “artık beni dinlemiyorlar” diye şikâyet etmişti. Ayşe her seferinde onu sakinleştirip, öyle olmadığını söylüyordu.
Biletler alındı, valizler hazırlandı, izinler ayarlandı. Gitmelerine iki gün kala kayınpederi, Hasan Bey aradı.
“Ayşe, merhaba,” dedi titrek bir sesle. “Mehmet’e ulaşamıyorum. Bir şey mi oldu?”
“Merhaba Hasan Amca. Mehmet eczaneye gitti, telefonu evde unuttu,” diye cevap verdi Ayşe. “Sesiniz telaşlı, bir şey mi var?”
“Belim tutuldu,” diye iç çekti yaşlı adam. “Ne kalkabiliyorum, ne oturabiliyorum. Oğlum gelebilir mi? Bir merhem sürse… Hemşire pahalı, yardım eden komşu da taşındı.”
“Tabii, söyleyeceğim. Mehmet gelir gelmez yola çıkarız,” diye söz verdi Ayşe.
Mehmet eve dönüp durumu öğrenince yüzünü buruşturdu:
“Tam da şimdi mi? Neden hep böyle oluyor?”
“Mehmet, ne diyorsun?” diye çıkıştı Ayşe. “Bu senin baban! Hastalık zaman seçmez. Hadi gidip bir bakalım.”
“Halası var unuttun mu?” diye homurdandı Mehmet.
“O da zor yürüyor, hatırlarsan!” diye sesini yükseltti Ayşe. “Yeter, hadi gidiyoruz.”
Söylenerek peşine takılan Mehmet, kayınpederinin evine vardı. Kapı aralıktı. Hasan Bey mutfak penceresinde, ağrıdan iki büklüm duruyordu.
“Yanlış hareket ettim,” diye mırıldandı mahcup, oğluna ve gelinine bakarak. “Zehra yaşasaydı sizi yormazdım.”
Mehmet’in annesi Zehra, yıllar önce vefat etmişti. O günden beri Hasan Bey yalnız yaşıyordu. Oğlu ve gelini nadiren uğruyor, torunu ise şehirdeyken okul çıkışı dedesini sık sık ziyaret ederdi.
“Baba, tam da şimdi mi?” diye sinirle çıkıştı Mehmet. “Tatile çıkıyoruz!”
Ayşe kolundan çekiştirdi.
“Affet yaşlıyı,” dedi Hasan Bey, sesi titreyerek. Ayşe’nin yüreği burkuldSonunda Ayşe, tüm fedakarlıklarına rağmen kendini bulduğu bu yeni hayatta, gerçek mutluluğun ancak özgür bir yürekle geleceğini anladı.




