Her kayınvalidesine veya kaynanasına “Anneciğim” diye hitap edildiğini duyduğumda tüylerim diken diken oluyor. Kötü niyetli veya kıskanç olduğumdan değil. Bu kelime benim için kutsal çünkü. Sağa sola dağıtılmaz. Anne, sadece evlilik belgesiyle akraba olduğun bir kadın değildir. Anne, seni büyüten, geceleri uykusuz kalan, çaresizlikten ağlayıp yine de sabah kalkıp senin için mücadele edendir.
Yakın bir arkadaşım var: Aylin. Çocukluğumuzdan beri dostuz, benim düğümde sağdıcımdı, ben de onun… üç düğümünde. Çok şey yaşadık birlikte, hayatın getirdiği çocuklar, taşınmalar derken birbirimize hep destek olduk. Bazen şaka yaparım:
“Ne dersin Aylin, çocuklar üniversiteye girince emekliliğimizde bir kulübe mi yazılalım?”
Geçenlerde onu görmeye gittim, eczaneden ilaç getirmiştim, arabası bozulduğu için dışarı çıkamıyordu. Çantayı uzattım, başını salladı:
“Bana değil, anneme kötü.”
Gülümsedim, mutfağa göz attım ve otomatik olarak haykırdım:
“Merhaba, Ayşe Teyze! Nasılsınız?”
Kadın bana döndüğünde anladım: Bu onun annesi değildi. Üçüncü kocasının annesiydi. Kayınvalidesi. Ama Aylin ona da sevgiyle “Anneciğim” diyordu. Tıpkı öncekiler gibi.
İlk kocası Volkan’ın annesini de daha ilk günden “Anne” diye çağırdığını hatırladım.
“Sen kafayı mı yedin?” diye fısıldamıştım kulağına. “Onu tanımıyorsun! O senin annen değil!”
Oysa o sadece gülümsemişti:
“Strateji işte. Hoşuna gidecek. Beni sevecek. Volkan da mutlu olacak. Basit.”
Ama o “anne” sonraları arkasından tükürdü. Volkan içip sabahlara kadar kaybolduğunda, Aylin aradığında kadın sadece iç çekerdi:
“Ne yapalım kızım, erkek adam yorulmuş…”
İki yıl sonra boşandılar. Çocukları oldu, ama hiçbir “anne” ne torunuyla ne Aylin’le ilgilendi.
İkinci evliliğinde ise farklıydı. Kayınvalidesi ilk günden diklenmişti:
“Bu çocuk sana fazla. İstersen yetimhaneye bırak, paramız yok.”
Yine de Aylin ona “Anne” demeye devam etti. Ta ki bu “annenin” ardında sadece duygusuz bir zalimlik olduğunu anlayana kadar. Boşandılar, çocukları olmadığı için şanslıydı.
Şimdi üçüncü evliliğini yapmış ve her şey yeniden başlıyor. Aynı tatlı sözler. Aynı saf umut, “Anneciğim” demekle kadının yumuşayacağına, gerçekten yakın olacağına dair.
Ama olmuyor. Bu işe yaramıyor.
Ne dediğimi biliyorum. Benim de bir kayınvalidem var. Ve biz… sadece geçinmiyoruz. Gerçekten birbirimize saygı gösteriyoruz. Kalpten konuşabiliyoruz, birlikte gülüyoruz, kiraz topluyor ya da dizileri tartışıyoruz. Ama birbirimize ismimizle hitap ediyoruz. Bu, bazı kan bağlarından daha yakın olmamıza engel değil.
Çünkü “anne” bir çıkar için kullanılan bir hitap değildir. Bu kelime bir madalyadır. Hak edilmelidir. Çorba ya da gülümsemeyle satın alınamaz. Gerçek anne, kocayla birlikte hayatına giren değil, bir daha asla gitmeyendir.
Evet, bazen kayınvalide öz anneden daha yakın olabilir. Bu olur. Ama bu nadirdir. İstisnadır. Kural değil.
Bu yüzden, şu cümleleri duyduğumda:
“Anne, çay ister misiniz?”
“Anneciğim, nasılsın?”
Kendime hep aynı soruyu soruyorum: Bu sevgi mi? Yoksa sadece numara yapma alışkanlığı mı?




