**Kalbi Kırık Umutlar: Yeni Mutluluğa Giden Yol**
“Ayşe, aramızdaki her şey bitti!” dedi Mehmet soğuk bir sesle. “Ben gerçek bir aile, çocuklar istiyorum. Sen bunu bana veremezsin. Boşanma davası açtım! Üç günün var eşyalarını toplamak için. Gittiğinde haber ver. Ben de çocuğu ve onun annesi için ev hazırlayana kadar annemde kalacağım. Evet, şaşırma, yeni partnerim hamile! Üç gün, Ayşe!”
Ayşe suskun kaldı, yerlerin sallandığını hissetti. Ne diyebilirdi ki? Beş yıldır çocuk sahibi olmaya çalışıyorlardı, ama üç kez hamile kalmış ve her seferinde kaybetmişti. Doktorlar sağlıklı olduğunu söylüyordu, fakat bir şeyler hep ters gidiyordu. Ayşe sağlıklı yaşamaya özen gösteriyor, hamileliklerinde daha da dikkat ediyordu. Sonuncusunda iş yerinde fenalaşmış, ambulans yetişememişti…
Kapı Mehmet’in arkasından çarpıldı ve Ayşe bitkin bir şekilde koltuğa çöktü. Eşya toplayacak gücü yoktu. Nereye gidecekti? Evlenmeden önce teyzesinin yanında kalıyordu ama o artık yoktu, evini de oğlu satmıştı. Köyüne, Çamlıca’ya, babaannesinin evine mi dönseydi? Kiralık bir ev mi bulsa? Peki ya işi? Sorular zihninde uçuşuyordu, ama düşünecek vakti yoktu.
Sabah kapı açıldı ve kaynanası, Hayriye Hanım, içeri girdi.
“Uyumuyor musun? İyi,” dedi kuru bir sesle. “Fazla bir şey götürmeyesin diye geldim.”
“Oğlunuzun eski çoraplarını alacak değilim,” diye tersledi Ayşe. “Benim eşyalarımı mı sayacaksınız?”
“Ne cüret! Eskiden ne kadar uslu, sessiz bir kızdın. İlk kaybından sonra Mehmet’e demiştim, bu kız çocuk doğuramaz diye.”
“Bunu söylemeye mi geldiniz? Öyleyse susun ve izleyin.”
“Servis takımını nereye götürüyorsun?” diye telaşlandı kaynana.
“O benim, teyzemden kaldı, anısı için saklıyorum.”
“Burası bomboş kalacak!”
“Bu benim sorunum değil. En azından sizin bir torununuz olacak.”
“Sadece kendi eşyalarını al!”
“Dizüstü bilgisayar, kahve makinesi, mikrodalga fırın—iş arkadaşlarımın hediyeleri. Araba da evlenmeden önce aldığım. Oğlunuzun kendine ait arabası var.”
“Her şeyin var, ama çocuk doğuramıyorsun!”
“Bu sizi ilgilendirmez. Belli ki Allah böyle takdir etmiş.”
“Hiç üzülmüyor musun? Belki de bilerek yaptın bunları?”
“Saçmalıyorsunuz. Bunu düşünmek bile acıtıyor.”
Ayşe evi şöyle bir süzdü—artık onun eşyaları yoktu. Diş fırçası, makyaj malzemeleri, terlikler… Unuttuğu bir şey vardı ama kaynanası konsantre olmasını engelliyordu. Sonra aklına geldi—babaannesinden kalan kedi heykelciği. İçinde küpeler ve bir yüzük saklıydı; değerli değillerdi ama anlamı büyüktü. Mehmet onu çöp sanıyordu. Yoksa atmış mıydı? Ayşe balkona yöneldi.
“Orada ne arıyorsun?” diye bağırdı kaynana. “Toplan ve defol!”
Kedi heykelciği yerindeydi, her şey duruyordu. Artık gidebilirdi.
“İşte anahtarlar, hoşça kalın. Umarım bir daha karşılaşmayız.”
Ayşe iş yerine uğradı. Raporlu olmasına rağmen izin istedi.
“Hepimiz senin için üzülüyoruz,” dedi patronu. “Ama sensiz zorlanıyoruz. Üç hafta yeter mi? Haberleşelim, projelerin yarısı sensiz duruyor.”
“Tamam, bu iyi olacak. Teşekkürler.”
“Yardım lazım mı?”
“Hayır.”
“İzin ücretini ve ikramiyeyi halledeyim.”
“Sağ olun.”
Ayşe kiralık ev aramadı—doğruca Çamlıca’ya gitti. Babaannesinin evi, onun vefatından beri üç yıldır boştu. Annesini hiç tanımamıştı—o da doğum sırasında vefat etmişti. Şimdi Ayşe de anne olamıyordu…
Bir saatlik yolculuktan sonra evinin önündeydi. Yaşlı çınar ağacı, bakımsız papatyalar… En son Mehmet’le sonbaharda gelmişler, mangal yapmışlardı. Ayşe arabayı avluya çekti, kulübenin anahtarı evdeydi. Kapıyı açınca dondu. Sessizlik. Masada kirli bardaklar, tabaklar… En son geldiğinde temizlemişti! Demek biri buradaydı.
İki bardak, boş meyve suyu kutuları, Mehmet’in sevdiği şampanya şişeleri. Sonbahardan kalma değildi. Demek gelmişti. Peki kiminle?
“Önemli değil,” diye geçiştirdi Ayşe. Kilitleri değiştirmeliydi. Yeni bir başlangıç, temizlik, sıcak bir banyo. Geçmişi yıkamaya karar verdi.
Tam o sırada kapı çalındı, sonra pencereye vuruldu.
“Kim o?”
“İyi misiniz?”
“Evet…” diye şaşırdı.
Ayşe dışarı çıktı. Kapının önünde yabancı bir adam duruyordu.
“Affedersiniz, korkuttum galiba,” dedi. “Komşunuzum, bütün gün evde uğraştığınızı gördüm. Sonra kayboldunuz, bacadan duman çıktı. Bir şey oldu mu diye merak ettim.”
“Teşekkürler, her şey yolunda.”
“Mehmet Bey’in akrabası mısınız? Geçenlerde bir kadınla gelmişti… Kız kardeşi mi?”
“Hayır, neredeyse eski karısı. Boşanma sürecindeyiz.”
“Ev sizin mi?”
“Benim.”
“Ben geçici olarak arkadaşımda kalıyorum. O da boşanıyor, yarın serbestim. Bir şey olursa çağırın beni. Adım Can.”
“Ben Ayşe. Bekleyin, kilit değiştirebilir misiniz?”
“Tabii. Ne zaman isterseniz.”
“En kısa zamanda. Yarın alırım.”
“Ben bakayım,Dört yıl sonra bir markette eski kaynanasıyla karşılaştığında, Ayşe artık geçmişin acısını taşımıyor, yeni hayatının huzuruyla gülümsedi ve “Her şey zamanla yerine oturur,” diyerek içindeki barışı hissetti.




