Mutfakta kızarmış köftelerin kokusu yayılıyordu. Elif, tavada çıtır çıtır olana kadar çeviriyordu köfteleri. Küçük Yusuf yan odadaki beşiğinde mışıl mışıl uyuyordu. Gün yorgun geçmişti – uykusuz bir gece, çamaşırlar, temizlik, yemek, tekrar bez değiştirme… Ve hepsi tek başına.
Aniden bir ağlama sesi. O çocuk ağlaması ki annelerin yüreğini dağlar.
“Mehmet, Yusuf’a bir bakıver!” diye seslendi Elif, arkasını dönmeden, umuduyla.
Sessizlik.
Tavayı bıraktı, ocağın üstünde unuttu köfteleri, koşarak odaya gitti. Bebeğini kucağına aldı, okşadı, sakinleştirdi. Döndüğünde fark etti – köfteler yanmıştı. Acı bir koku doldu mutfağa.
“Tamam, köfteler çöpe. Teşekkürler Mehmet,” diye iç geçirdi.
Yusuf yeniden ağlamaya başladı. Peki Mehmet? Kanepenin üstünde, televizyona yapışmış, maçını izliyordu.
“Mehmet! Hiçbir şeye yetişemiyorum! Çocukla ilgilen biraz!” diye yükseltti sesini Elif. Tam o sırada odadan coşkulu bir bağırış yükseldi:
“GOOOOOOL!”
Bu çığlığa Yusuf daha da hızlı ağlamaya başladı.
Elif yeniden koştu, oğlunu göğsüne bastırdı. Yorgunluğunu hissetmiyordu artık – içi kaynıyordu. Mutfağa döndüğünde masaya çöktü, gözlerini kapattı. Sonra Mehmet’in yanına gitti.
“Mehmet, lütfen. Yusuf’la biraz dışarı çık. Mutfağı toparlayayım, nefes alayım biraz…”
“Görmüyor musun? Meşgulüm!” dedi eliyle savurarak, gözlerini ekrandan ayırmadan.
“Tamam. Yetti artık,” dedi buz gibi bir sesle. “Keyfine bak Mehmetçiğim. Ben gidiyorum. Anneme.”
Eşyalarını topladı, bebeğini aldı. Komşu tam apartmandan çıkıyordu, yardım etti bebek arabasına bindirmeye. Bir saat sonra Elif, anne evinin kapısındaydı.
“Anne, Yusuf’la biraz kalacağız. Kısa bir süre,” dedi titreyen bir sesle, ama gözlerinde kararlılık vardı.
“Ne kadar isterseniz kalın,” dedi annesi. “Kavga mı ettiniz?”
“Hayır, sadece yoruldum. Sen tatildesin, biraz yardım edersin, olur mu?”
Akşam telefon çaldı. Ekranda “Mehmet” yazıyordu.
“Elif, nereye gittin?” dedi şaşkınlıkla.
“Çıkarken her şeyi söyledim. Yoksa futbol daha mı önemliydi?”
“Hiçbir şey duymadım ki…” diye mırıldandı.
“İşte sorun da bu – duymuyorsun. Beni. Oğlunu. Sadece kendini ve topun peşinde koşan adamları.”
“Yine başladın,” diye homurdandı ve kapattı.
Bir saat sonra telefon tekrar çaldı:
“Yemek nerede? Niye yapmadın?”
“Sen niye yardım etmedin? Yetişemedim. Neden biliyor musun? Çünkü her şey benim üstümde!”
“Ne zaman döneceksin?”
“Bilmiyorum. Belki bir ay sonra. Belki iki.”
“O zaman niye evlendin ki, annenden ayrılamıyorsun!”
“Niye mi?” Sesi yükseldi. “Senin için yemek yapayım, senin dağınıklığını toplayayım, çamaşırlarını yıkayayım ve futbol maçı anlatıp dur diye mi? Çocukluğumdan beri hayalimdi bu! Tam bir kâbus!”
“Yoksa benim ‘kadın işi’ yapmamı mı istiyorsun? Ha gayret! Boşanırım daha iyi, kılıbık olmam!”
“Öyleyse boşan o zaman.” Kapattı.
Yandaki odada oturan annesi yanına geldi:
“Demek kavga ettiniz, değil mi?”
“Anne… Ben hizmetçi değilim. Uykusuz gecelerim var. Çok istemiyorum – sadece yardım et. Ama o bağırıyor: ‘Boşanırım!’ Öyleyse gitsin.”
“Elif, acele etme. Haklısın ama çocuğun babası da lazım. Belki hâlâ bir şans vardır.”
Bir hafta geçti. Telefon çaldı.
“Elif, özledim… Gel,” dedi Mehmet’in sesi pişmanlıkla.
“Ancak kendime gelmeye başladım. Annem sayesinde.”
“Yani dönmeyecek misin?” Sesi aniden değişti.
“Döneceğim. Yardım edersen. Geceleri kalkmanı beklemiyorum. Ama hafta sonları – lütfen. Sen babasın.”
“Ha gayret! Ben erkek adamım, kadın işi yapmam! O işleri kadınlar yapsın!”
Bir ay geçti. Yusuf artık geceleri uyuyordu. Elif nihayet rahat bir nefes aldı. Bir cumartesi, annesine yaklaştı:
“Anne, Mehmet’e gideceğim. Barışmayı deneyeceğim. Sonra birlikte Yusuf’u almaya geliriz.”
“Çok geç kalmadın kızım. Bir şans daha ver.”
Elif evine gitti. Anahtarı hâlâ ondaydı. Kapıyı açtı. Ayakkabılarını çıkardı. Tam o sırada koridorda bir kadın ayakkabısı gördü.
Yüreği dondu.
Yatak odasına girdi. Orada, yatakta, o vardı. Ve yalnız değildi.
Sapsarı kesildi, dönüp çıktı.
“Elif! Bekle! Bunların hiçbiri ciddi değil! Ben… Sadece seni seviyorum!” diye peşinden koştu Mehmet.
Elif dönüp bakmadı bile. O artık hiçbir şey ifade etmiyordu.
Çok şeyi affedebilirdi – umursamazlığı, tembelliği, hatta futbol manyaklığını. Ama ihaneti değil. Üstelik küçücük oğlu varken. Umutla dönmek istediği evde değil.
Bazen bir kadının tek istediği anlaşılmaktır. Çığlık için değil, çocuğun sessizce uyuduğu o an için. Tek başına çekmediği bir ev için. Çocuğunu da, eşini de kucaklayabilen bir erkek için.
Ama eğer bir adam elinde kumandayı tutuyor da sorumluluğu değilse, şikâyet etmesin bir gün gidince. Ve dönmeyince.
KElif, kapıyı çarparak çıktı ve bir daha asla geri dönmedi.




