Umudu Kırılmış Bir Kalp: Yeni Bir Mutluluğa Giden Yol

**”Kırık Umutların Ardından: Yeni Bir Mutluluğa Yolculuk”**

“Elif, aramızdaki her şey bitti!” dedi Serkan soğuk bir tonla. “Gerçek bir aile istiyorum, çocuklar… Bunu bana sen veremezsin. Boşanma davası açtım. Üç günün var, toparlanıp gitmelisin. Çıkınca haber ver. Ben de çocuğun ve annesinin yerleşebilmesi için evi hazırlayana kadar annemde kalacağım. Evet, şaşırma, yeni sevgilim hamile! Üç gün, Elif!”

Elif suskun kaldı, ayaklarının altındaki zemin kayıyormuş gibi hissediyordu. Ne diyebilirdi ki? Beş yıldır çocuk sahibi olmaya çalışıyorlardı, ancak üç hamileliği de acıyla sonuçlanmıştı. Doktorlar sağlıklı olduğunu söylüyordu ama her seferinde bir şeyler ters gidiyordu. Elif sağlıklı yaşamaya dikkat ediyor, hamileliklerinde ekstra özen gösteriyordu. Sonuncusunda işte fenalaşmıştı, ambulans yetişememişti…

Kapı Serkan’ın arkasından çarpıldı ve Elif, gücü tükenmiş halde, divana yığıldı. Eşyalarını toplayacak hali yoktu. Nereye gidecekti? Evlenmeden önce halasının yanında kalıyordu, ama o artık yoktu, evi de oğlu satmıştı. Köye, babaannesinin evine mi dönsün? Kiralık bir ev mi bulmalıydı? Ya işi? Sorular zihninde uçuşuyordu, ama düşünecek vakti yoktu.

Sabah kapı açıldı ve kaynanası Gülten Hanım içeri girdi.

“Uyumuyor musun? İyi etmişsin,” dedi sert bir ifadeyle. “Fazladan bir şey almayasın diye kontrol etmeye geldim.”

“Oğlunuzun eski çoraplarını alacak değilim,” diye tersledi Elif. “Eşyalarımı sayacak mıyız?”

“Ne cesaret! Eskiden ne kadar uslu, sessiz bir kızdın. İlk düşüğünden sonra Serkan’a senin doğuramayacağını söylemiştim.”

“Bunun için mi geldiniz? Öyleyse susun ve izleyin.”

“Servisi nereye götürüyorsun?” diye telaşlandı kaynana.

“O benim, halamdan kaldı, hatırası.”

“Burada bomboş kalacak!”

“Bu beni ilgilendirmez. Ama sizin torununuz olacak.”

“Yalnızca kendi eşyalarını al!”

“Dizüstü bilgisayar, kahve makinesi ve mikrodalga iş arkadaşlarımın hediyesi. Araba evlilik öncesi alındı. Oğlunuzun kendine ait arabası var.”

“Her şeyin var, ama çocuk doğuramıyorsun!”

“Bu sizi ilgilendirmez. Allah’ın takdiri böyleymiş.”

“Hiç mi pişman değilsin? Belki de bilerek yaptın bunları?”

“Saçmalıyorsunuz. Bunu düşünmek bile acı veriyor.”

Elif etrafa baktı, eşyaları artık yoktu. Fırça, makyaj malzemeleri, terlikler… Unuttuğu bir şey vardı. Kaynanasının varlığı konsantresini bozuyordu. Sonra aklına geldi – babaannesinden kalan kedi heykelciği! İçinde küpeler ve yüzük saklıydı, değerli değillerdi ama anlamları büyüktü. Serkan onu çöp sanıyordu. Yoksa attı mı? Elif balkona yöneldi.

“Orada ne işin var?” diye bağırdı kaynana. “Toplan ve defol!”

Heykelciği buldu, her şey yerindeydi. Artık gidebilirdi.

“Anahtarlar burada, hoşça kalın. Umarım bir daha karşılaşmayız.”

Elif iş yerine uğradı. Hastalık izni alınmıştı, ama ekstra izin istedi.

“Herkes senin için üzülüyor,” dedi patronu. “Ama sensiz işler zor. Üç hafta yeter mi? Ulaşılabilir ol, projelerin yarısı sen olmadan durur.”

“İyi olur, dikkatimi dağıtır. Teşekkürler.”

“Yardım lazım mı?”

“Hayır.”

“Yıllık izin ve ikramiye için gerekeni yaparım.”

“Teşekkür ederim, bu arada.”

Elif kiralık ev aramadı, köye gitti. Babaannesinin evi üç yıldır boş duruyordu. Annesini hiç tanımamıştı, o doğum sırasında ölmüştü. Şimdi kendisi de anne olamıyordu…

Bir saatlik yolculuktan sonra evin önündeydi. Yaşlı çınar ağacı, bakımsız papatyalar… Serkan’la son gelişlerinde mangal yapmışlardı. Arabayı avluya çekti, kulübenin anahtarı evdeydi. Kapıyı açınca dondu. Sessizlik. Masada kirli bardaklar, tabaklar duruyordu. En son geldiğinde temizlemişti! Demek ki biri buradaydı.

İki bardak, boş meyve suyu paketleri, Serkan’ın sevdiği şampanya şişeleri… Sonbahardan kalmış olamazlardı. Demek ki gelmişti. Peki kiminle?

“Önemli değil,” diye geçiştirdi Elif. Kapıların kilidini değiştirmeliydi. Yeni bir başlangıç, temizlik, sıcak bir banyo…

Tam o sırada kapı çalındı, ardından cam.

“Kim o?”

“İyi misiniz?”

“Evet…” diye şaşırdı.

Elif dışarı çıktı. Evin önünde tanımadığı bir adam duruyordu.

“Affedersiniz, korkuttum sanırım,” dedi. “Komşunuzum, bütün gün hazırlık yaptığınızı gördüm. Sonra kayboldunuz, bacadan duman çıkıyordu. Bir şey oldu mu diye merak ettim.”

“Teşekkürler, her şey yolunda.”

“Serkan’ın akrabası mısınız? Geçenlerde bir kadınla gelmişti… Kız kardeşi misiniz?”

“Hayır, neredeyse eski karısı. Boşanma sürecindeyiz.”

“Ev sizin mi?”

“Benim.”

“Ben geçici olarak arkadaşımda kalıyorum. O da boşanıyor, yarın serbestim. Bir şey olursa haber verin. Ben Mert.”

“Ben Elif. Bekleyin, kilidi değiştirebilir misiniz?”

“Değiştiririm. Ne zaman isterseniz.”

“Mümkünse hemen. Yarın alırım.”

“Ben bakayım ve alayım, siz yanlış seçersiniz diye. Zaten şehre gideceğim.”

“PDört yıl sonra, Elif ve Mert, bahçedeki çınarın altında çocuklarının kahkahalarını dinlerken, geçmişin acılarının yerini derin bir huzur almıştı.

Rate article
Lifequest
Umudu Kırılmış Bir Kalp: Yeni Bir Mutluluğa Giden Yol