Bir gün yaşıtınız biriyle karşılaştığınızda, “Yok artık! Ben de bu kadar yaşlı görünmüyorumdur herhalde?” diye düşündüğünüz oldu mu? İşte size bir arkadaşımın başına geleni anlatayım:
Adım Ayşegül’dü. Otobüs durağında bekliyordum, nihayet otobüse bindiğimde şoförün kimlik kartını gördüm. Üzerinde tam adı yazıyordu—ve bir anda tanıdık geldi. Aklıma lise yıllarında, tam 35 yıl önce, gizliden gizliye âşık olduğum uzun boylu, yakışıklı, siyah saçlı bir delikanlı geldi.
Bir an için, “Acaba o olabilir mi? O zamanlar hayran olduğum çocuk?” diye geçirdim içimden. Ama şoföre dikkatlice baktığımda bu düşünceyi hemen kestim. Kel, saçları ağarmış, kırışıklıklarla dolu, hafif göbekli bir adamdı—benden çok daha yaşlı görünüyordu! Yine de merakıma engel olamadım.
“Affedersiniz,” dedim, “Acaba İstanbul Lisesi’ne gittiniz mi?”
“Evet, gittim!” diye gülümseyerek yanıt verdi.
“Peki hangi yıl mezun oldunuz?”
“1988… Neden sordunuz?”
O an dayanamayıp patladım:
“Demek sınıf arkadaşıymışız!”
Adam bir an dikkatle yüzüme baktı…
Sonra…
Şu;
KEL,
AK SAÇLI,
KIRIŞ KIRIŞ,
BİRAZ TOPLANMIŞ,
YORGUN GÖZLÜ VE AĞIR ADIMLI ADAM…
BANA BAKIP SORDU:
“Peki siz hangi dersin öğretmeniydiniz, hanımefendi?”
O günden sonra kimseyi görüntüsüne göre yargılamamaya karar verdim.
Ama itiraf edeyim… Bir sonraki çıkışımda kıyafetime çok daha fazla özen gösterdim!
Sizce de iç acıtıcı değil mi?




