Torununu İhmal Eden Anneanne: Aile Olmanın Gerçek Anlamı Neredeydi?

Kaynanası, torununun onu görmezden geldiğinden yakınmış. Peki ona aile lazım olduğunda neredeydi o?

Eren ve Leyla daha neredeyse ergen sayılacak yaşta, henüz on dokuzlarında evlenmişlerdi. İkisi de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne yeni başlamışken birbirlerine ilk, saf ve naif aşklarını hissettiler. Bir yıl sonra da mütevazı bir düğün yaptılar – zira Leyla zaten hamileydi. Her şey masaldaki gibiydi sanki: gençlik, aşk, bebek… Ama hayatın pek de masalsı olmadığı kısa sürede anlaşılacaktı.

Leyla, doğumdan sonra bebeği emzirmeyi reddetti. Önce yorgun olduğunu söyledi, sonra depresyondaymış gibi davrandı. Bir hafta sonra ise eşyalarını toplayıp masaya bir not bırakarak gitti. Sonsuza dek.

Eren şoktaydı. Nasıl olurdu? Daha hastanedeyken gülümsüyor, “Dünyanın en iyi annesi olacağım,” diyordu. Şimdiyse bomboş bir beşik, bir bebek ağlaması ve derin bir yalnızlık…

Zamanla, kulaktan dolma bilgilerle öğrendi ki Leyla, annesi Sevim Hanım’la birlikte Almanya’ya gitmiş. “Kendine vakit ayırmalı, hayatını yaşamalı” diyorlarmış. Çocuğu da “babası halletmeliymiş” – ne de olsa babalığa “çok sevinmişti” ya!

Meğer kaynana Sevim Hanım, kızını sürekli zorluyormuş: “Daha çok gençsin, kendini mahvetme, ömür boyu bez peşinde koşarsan söner gidersin!” Leyla da dinlemiş. Eren ise sevdiği ama nasıl büyüteceğini bilmediği bir bebekle baş başa kalmıştı.

Neyse ki apartman komşularından iyi yürekli Fatma Hanım imdadına yetişti. Eren gece vardiyasında bir oto serviste çalışırken, o küçük çocuğa göz kulak oldu. Bebeği kucağına alıp ninniler söyledi, ilk adımlarını attırdı, okul törenlerine götürdü. Küçümseye küçümseye, ona anne oldu.

Küçük Arda sık sık babasına sorardı: “Herkesin annesi var, benim neden yok?” Eren ne cevap vereceğini bilemez, her seferinde içi cız ederdi. Kendine söz verdi: Bu evde bir daha asla kadın olmayacak. Bütün zamanı oğlunun olacaktı. Sadece onun gülüşüne.

Yıllar geçti. Arda büyüdü. Tıpkı anne-babasının hayal ettiği gibi hukuk okudu. Şimdi babasıyla birlikte ailelerinin hukuk bürosunda çalışıyor. Akıllı, dürüst, azimli. Ve baba-oğul arasında öyle sağlam bir dostluk vardı ki…

Derken bir gün kapı çaldı. Kapıda pahalı bir manto giymiş, elinde çantalı, küçümseyen bir ifadeyle duran yaşlı bir kadın vardı.

“Merhaba Arda’cığım. Beni tanıdın mı, torunum?”

Arda onu sessizce süzdü. Yüzü yabancıydı. Soğuk, uzak. Ne bir anı, ne de sıcak bir duygu…

“Affedersiniz, siz kimsiniz?”

“Nasıl yani kimim? Ben senin annenin annesiyim! Hiç mi anlatmadılar?”

“Anlatmadılar. Çünkü anlatılacak bir şey yoktu.”

“Büyüklerinle böyle mi konuşulur? Büyümüşsün, şimdi bana bakacaksın! Emekli maaşım düşük, tansiyonum fırlıyor! OArda usulca kapıyı kapattı, o kadının hayatında bir daha asla yer almayacağını bilerek.

Rate article
Lifequest
Torununu İhmal Eden Anneanne: Aile Olmanın Gerçek Anlamı Neredeydi?