Eski bir yazlık ev, mutluluğun yeniden canlandığı yer
Mehmet, arkadaşlarını yazlığına davet etti. Yüzlerinden beklentilerinin karşılanmadığı belliydi. Kimi dökülen boyalı duvarlara ve bakımsız bahçeye bakarak burun kıvırdı.
“Ne bekliyorlardı ki?” diye geçirdi içinden Mehmet, onların tepkilerini izlerken. “Lüks bir yazlık köşküne geldiklerini mi sandılar? Burası babaannemin eski kulübesi, modern bir tatil evi değil…”
Ancak kısa sürede mangal tütmeye başladı, etler cızırdadı, müzik yükseldi. Kahkahalar, şakalar, kokusuyla iştah açan etler ve dumanın miskli aroması… Akşam birden neşeli bir havaya büründü. Şişler mükemmel olmuştu, biralar ardı ardına açıldı, herkesin yüzü gülüyordu.
Yatacak yer konusunda da sıkıntı çıkmadı. Kimi eski bir koltukta, kimi verandaki şiltelerde uyudu. Sabah olduğunda herkes tok ve memnun bir şekilde evlerine döndü.
Mehmet geride kaldı. Gürültülü şehre dönmek istemiyordu. Sessizlikte oturmuş, büfeden çıkardığı eski porselenleri incelerken bir ses duydu:
“İyi günler, evde kimse var mı?”
Kapıya çıktığında donakaldı. Bahçe yolunda güzel, biraz çekingen bakışlı bir kız duruyordu. Tedirgin gözlerle bakıyordu.
“Siz… ev sahibi misiniz? Burası Fatma Hanım ve Hasan Bey’in eviydi. Siz kimsiniz?”
“Sen kimsin?” diye sertçe çıkıştı Mehmet. “Hırsız mı sanıyorsun beni?”
Ama kız aniden yumuşak, neredeyse sıcak bir gülümsemeyle,
“Hayır, öyle değil… Sadece çok uzun zaman sonra geldim buraya. Fatma Hanım’ın torunuyla eskiden arkadaştım. Ama siz ona pek benzemiyorsunuz açıkçası.”
“Benzemiyor muyum?” diye kısık bir kahkaha attı Mehmet. “O torun benim işte. Mehmet. Demek ki beni başkasıyla karıştırdın.”
Kızın yanakları kıpkırmızı oldu.
“Ben Ayşe. Abim Ahmet’in arkadaşıydın, hatırladın mı? Beni size sık sık getirirlerdi. Bir keresinde mangalda sosis yerken bana şeker vermiştin…”
Mehmet dikkatlice baktı. Hakikaten yüzünde bir tanıdıklık vardı, özellikle o heyecanlı bakışlarında. Yıllar önce, onların peşinden koşan küçük bir kızdı o, Ahmet’le beraber kaçmaya çalıştıkları…
“Sen misin yani?” diye şaşırdı. “Çilli, ufak tefek şey?”
“Artık o kadar ufak değilim işte,” diye güldü Ayşe.
Eve girdiler. Mehmet çaydanlığı koydu, Ayşe ise büfeden babaannenin eski fincanlarını çıkardı.
“Alabilir miyim? Hep bu fincanlardan çay içmeyi hayal etmiştim. Çok güzeller…”
Çay içtiler, dünkü kurabiyelerden yediler. Duvardaki saat yeniden çalışmaya başladı—Mehmet yıllar sonra ilk kez kurmuştu onu. Sanki unutulmuş bu ev, yavaş yavaş hayata dönüyordu.
“Ben mantar toplamaya gelmiştim ama yalnız korktum,” diye itiraf etti Ayşe, çocuk gibi iki eliyle fincanı tutarak.
“Mantar seviyor musun?” diye gülümsedi Mehmet. “O zaman hafta sonu beraber gidelim mi?”
Bu kadar rahat olmasına kendisi bile şaşırmıştı.
O günden sonra görüşmeye başladılar. Ayşe’nin dokunduğu her şey canlanıyordu. Camları sildi, eski dolapları cilaladı, çamaşırları babaannenin tertibiyle yerleştirdi.
“Her şey yeni gibi,” diye hayret etti. “Sanki babanne buralarda bizim yaşayacağımızı biliyormuş.”
Hakikaten, eski ev adeta uyanmıştı. Mehmet verandayı tamir etti, kepenkleri boyadı. Dedemin eski motorsikleti bile çalıştı. Hayat yeniden dönmüştü buraya.
“Bu kadar sevebileceğimi hiç bilmiyordum,” dedi Mehmet bir akşam, ateşin başında otururlarken.
“Ben de,” diye fısıldadı Ayşe.
Mehmet uzaktan çalışmaya başlayıp buraya taşınmaya karar verdiğinde ailesi şaşırdı.
“Aklını mı yitirdin? Bu ıssız yere mi?” diye haykırdı annesi.
Ama Mehmet omuz silkti. Burası gerçekti—orman, nehir, eski ev ve… Ayşe.
Babaannesi ve dedesi bir günlüğüne geldiler, sadece görmek için.
Fatma Hanım ahşap duvarları okşadı.
“Sanki ev bizi beklemiş,” diye mırıldandı.
Dedesi ise adeta gençleşmişti. Motorsiklete bindi, şakalar yaptı. Mehmet’in tamir ettiği eski tren setini çalıştırmasını istedi.
“Bırakmadığınıza sevindim,” dedi torununa gururla bakıp. “Ben ve babaanneniz burada çok mutlu yıllar geçirdik… Şimdi yeniden neşe doldu buraya. Hayat devam ediyor işte.”
“Babaanne, dede, bu ev için size minnettarım,” dedi Mehmet vedalaşırken. “Onunla olmasaydı Ayşe’yle asla karşılaşmazdım.”
Ayşe ise yanında durmuş, ekledi:
“Ve buradaki sıcaklığınız için teşekkür ederim. Hâlâ burada, her tahtada, duvarda yeniden çalışmaya başlayan saatlerde…”
Ve o eski, ahşap ev, sızan çatısıyla yeniden nefes alıyordu. Yaşıyordu. İçinde kahkahalar yankılanıyordu. Hayat gülüyordu…




