Aile İlişkilerinde Fırtına

**Aile İçinde Fırtına**

Birkaç gün önce ablam İpek beni evine davet etti. Eski güzel günlerdeki gibi buluşup kahve içmeyi, hayattan bahsetmeyi önerdi.

Benim kalabalık bir ailem var: bir ağabeyim ve birkaç ablam. İpek 38 yaşında ve dört çocuk annesi. Ortanca ablam, Ayşe, ondan dört yaş küçük, 34 yaşında. Ağabeyim Emre ise 32. Ben, en küçükleri, henüz 27 yaşındayım ve hayatımı yeni kuruyorum. Benden sonra 25 yaşında ikiz kardeşlerim var, her birinin üçer çocuğu bulunuyor. Ailemiz gürültülü, kalabalık ve herkes kendi dertlerine dalmış durumda. Bu yüzden böyle buluşmalar nadir oluyor, davetine içtenlikle sevindim.

İpek, öğle yemeğinde geleceğimi söyledi ve itiraz kabul etmedi. Hemen çocuklarına ne götürebileceğimi düşünmeye başladım. Genelde yeğenlerimi şımartırım: oyuncaklar, tatlılar, bazen kitaplar alırım. Ama bu sefer durum pek iyi değildi. Ev için peşinat biriktiriyordum ve her kuruş değerliydi. Sonunda meyvenin hem sağlıklı hem de güzel bir hediye olacağını düşünüp birkaç kilo olgun armut aldım. Bu mütevazı hediyeyle ablamın İzmir’in dışındaki küçük kasabasına doğru yola çıktım.

İpek beni sıcak karşıladı. Daha kapıdan adımımı atar atmaz çocukları coşkuyla üzerime atladı. Ev sahibi hemen mutfağa geçip çay demlemeye gitti. Havada bir beklenti vardı: masada tatlı tabakları hazırdı, yanında pasta spatulası duruyordu. Herkes, her zamanki gibi lüks ve tatlı bir şeyler getireceğimi ummuş gibiydi. Ama ben çocuklara armut dolu torbayı uzattım.

O anda hava değişti. Az önce gülen çocuklar aniden sustu. Armutlara, sonra bana baktılar ve sanki komut almış gibi torbayı kenara ittiler. Tek kelime etmeden odalarına çekildiler. Şaşkına dönmüştüm. Mutfak kapısında duran İpek, bana öyle baktı ki sanki bir suç işlemiştim. Sonra patlama geldi.

“Cidden mi, Deniz? Armut mu?” Sesindeki öfke titriyordu. “Çocuklarımda mı kısacaksın? Harcamak istemiyorsan niye geldin ki?”

Durumumu anlatmaya çalıştım, birikim yapmaya çalıştığımı söyledim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. İçimde biriken öfke dalga dalga yükseliyordu. Küçük hediyem bir yargıya dönüşmüş, kendimi aşağılanmış hissediyordum.

“Biliyor musun İpek, eğer senin için önemli olan şekerler değil de bensem, ne konuşalım ki?” diye attım, bağırmamaya çalışarak.

Çay demli kaldı. Paltomu kapıp kapıyı çarparak çıktım. Göğsümde öfke, acı ve hayal kırıklığı kaynıyordu. Üzerinden günler geçti ama hâlâ kendime gelemedim. Ablamın yüzüne artık bu burukluk olmadan bakabilir miyim bilmiyorum.

O günü her hatırlayışımda kendime soruyorum: mesele sadece armutlar mıydı? Yoksa yıllardır biriken daha büyük bir şey mi? Belki de birbirimizi anlamayı bıraktığımızdandır. Cevaplar hâlâ yok ama şunu biliyorum: o gün ilişkimizde bir çatlak bıraktı ve onu tamir edebileceğimizden emin değilim.

Rate article
Lifequest
Aile İlişkilerinde Fırtına