Kendine bir son verdi. Sonra kader ona yeni bir hayat sundu…

Hayatına bir çizgi çekmişti. Sonra kader ona yeni bir hayat armağan etti…

Ahmet, gece geç vakit eve geldi. Yüzündeki yorgunluk, gözlerindeki iç hesaplaşma belliydi. Sessizce ayakkabılarını çıkarıp mutfağa geçti ve masaya oturdu.

“Ahmet’im, akşam yemeği yiyecek misin?” diye telaşlandı Elif etrafında. “Severek yediğin ördeği elmalı pişirdim bak… Sen neden bu kadar kapalısın?”

Ahmet ona alışılmış gülümsemesi olmadan, dik bir bakış attı:

“Elif, ciddi konuşmamız lazım. İki ayrı evde yaşayamam artık. Ne zaman bir araya geleceğiz? Benim zaten evim var.”

Elif’in yüzü bir anda karardı. Uzun zamandır kaçtığı şey sonunda onu yakalamıştı.

“Peki,” diye fısıldadı. “Ama önce çocuklarımla tanışmalısın.”

Bir kafede buluştular. Emre ve Can masanın bir tarafına, Deniz ise Elif’in yanına oturmuştu. Ahmet içeri girdiğinde çocukların gözleri faltaşı gibi açıldı. Şaşkınlıktan donup kalmışlardı. Elif bir anlam veremedi ancak oğullarının birbirine attığı öfkeli bakışlardan sonra her şey netleşti.

“Dalga mı geçiyorsun anne?” diye patladı Emre. “Bu yaşta mı aşk peşindesin? Ne ayıp!”

“Anne, biz seni aklı başında sanıyorduk…” diye ekledi Can. “Senin yaşındaki kadınlar torun bakıyor, erkek peşinde koşmuyor.”

“Daha kırk dört yaşındayım,” diye yanıtladı Elif sessizce.

“O zaman sessiz sedasız yaşa. Biz Emre’yle kiralık ev tutarız. Senin ve sevgilinin yanında yaşayamayız.”

Deniz ise yüzünü çevirdi ve tam bir ay boyunca annesiyle tek kelime konuşmadı.

Elif ağlamadı. Sadece gecenin sessizliğinde oturup hayatını düşündü. Nasıl başlamıştı her şey?

…Bir zamanlar çalışkan bir öğrenciydi. Sakin, mantıklı bir kız, iyi bir aileden, onu çok seven ve prestijli bir üniversite kazanmasını hayal eden ebeveynleri vardı. Ama on yedisinde Mehmet’e aşık oldu.

O yirmi dört yaşındaydı. Uzun boylu, boğuk sesli, güçlü elleri ve gururlu bakışları olan biri. Ailesi onu ilk bakışta sevmedi. Babası, kızını istemeye gelen Mehmet’i kovdu. Fakat Elif kimseyi dinlemedi ve birkaç ay sonra Mehmet’le başka bir şehre taşındı.

İlk zamanlar her şey masal gibiydi. İlk çocukları Emre doğdu. Ailesi yardım etti, onlara bir ev aldı. Sonra Can geldi ve mutluluğa mutluluk katan üç odalı bir daire daha verdiler. Ama işte tam o anda masal, bir kabusa dönüştü.

Mehmet’in ailesi içkiye düşkün çıktı. Kardeşi tembel, anne babası sürekli eğlence peşindeydi. Mehmet gitgide daha sık onlara takılmaya başladı, bazen haftalarca eve gelmedi. İş mi? Ne işi! Her ay kendini kaybeden birini kim işe alırdı?

Elif her şeyi tek başına çekti. İki işte çalıştı, açıktan okudu. Akşamları temizlik yaptı. Ailesinden yardım istemeye utanıyordu. Kocası ise giderek daha çok “soğuk bira” isteyerek kanepede yatıyordu.

Üçüncü kez hamile olduğunu öğrendiği gün, eve geldiğinde “Köpüğü yok mu? Git al o zaman!” sözlerini duyunca dayanamadı. Boşanma dilekçesi verdi. Ona taksi çağırdı, parasını ödedi. Mehmet gülüyordu, inanmıyordu. Ama yanıldı.

Bir daha geri gelmedi. Kilitler değişmişti. Komşu teyze, bağırarak çağırmasını engelledi. Boşanmaları çabuk oldu. Mehmet, bir kızı olduğunu bile öğrenemedi.

Üç ay sonra Mehmet öldü. Bahçedeki unutulan ocak yüzünden çıkan yangında… Ailesi bahçedeydi, kardeşi kurtuldu ama Mehmet kurtulamadı. Elif suçluluk duydu… ama anladı ki, hayatının sonuna kadar ona bakıcılık yapmak zorunda değildi.

Deniz doğdu. Üç çocuk. İş. Ev işleri. Üç saatlik uykular.

Kadınlığını unuttu. Arzulanmanın ne demek olduğunu bile hatırlamıyordu. Çocuklarını büyüttü. Babalarından kalan maaşları onların geleceği için biriktirdi.

Özel hayatını sildi. Böyle bir hakkı olmadığını düşündü.

Ta ki yağmurlu bir akşama kadar. İş yerindeki doğum günü partisi, otobüs beklerken bastıran sağanak. Otobüs gelmiyordu. Derken bir araba yavaşladı.

“Bindireyim mi?”

Sıradan bir adam. Sıcak bakışlı. İyi biri. Adı Ahmet’ti. Aynı semtte oturduklarını öğrendi. Sonra her sabah işe giderken, akşam dönerken onu bekledi. Arabada kahve yaptı. Ona güzel olduğunu söyledi.

Elif iltifatlara alışkın değildi. Ama onunla rahattı. Ahmet de boşanmıştı—karısını sevgilisiyle yakalamıştı. Çocukları yoktu.

Bir gün ona birlikte yaşamayı teklif etti. Elif ise… ne yapacağını bilemedi.

Çocukları ona sırtını döndü. Onu sorumsuzlukla suçladılar, kendi hayatlarını yaşayacaklarını, ev tutacaklarını söylediler.

Elif üzüldü. Ama bir noktada içinde bir şey kırıldı.

“Öyleyse,” dedi oğullarına, “evi üç küçük daireye böleceğiz. Eksik kalanı ben tamamlarım. Siz yetişkinsiniz. Ben ise… sizin rahatınız için yalnız kalmak zorunda değilim.”

Ve Ahmet’in evine taşındı.

Sonra bir mucize oldu—Elif yeniden anne oldu. Hamileliği zor geçti. Doktorlar riskli olduğunu söyledi ama o doğurmaya karar verdi.

Ahmet bir an olsun yanından ayrılmadı. Hastane hastane gezdi, geceleri nAhmet’in sevgisi ve sabrıyla her şey yoluna girdi, çünkü hayat ikinci şansları sevenikiler için bile güzellikler saklıyordu.

Rate article
Lifequest
Kendine bir son verdi. Sonra kader ona yeni bir hayat sundu…