Kaderin Elmalarının Yolu: Eve Dönüş

Fatma Yılmaz, elmalarla dolu bahçesinde duruyor, ağaçların dallarının meyvelerin ağırlığıyla nasıl eğildiğine bakıyordu. Bu yıl hasat inanılmazdı. Kırmızı, sarı, al yanaklı elmalar yere düşüyor, havaya tatlı bir koku yayıyordu. Toplamaya bile kalkışmıyordu – yiyecek kimse yoktu köyde.

Köyde neredeyse kimse kalmamıştı. Gençler şehre, daha iyi bir hayat için gitmişti, yaşlıları ise bir elin parmakları kadar bile de değildi. Kışın, sadece dört-beş evin penceresi ışık verirdi.

“Düşünüp duruyorsun, Fatma Abla?” diye bir ses duydu arkasından. “Gideceğinden vazgeçtin mi?”

Komşusu, Ayşe, elmaları almak için el arabasıyla gelmişti.

“O sen misin Ayşe?” diye iç geçirdi Fatma. “Al, al elmaları. En azından keçin yer. Götürebildiğin kadar al… Vazgeçmek mi? İsterdim ama oğlum evin satışını ayarladı bile, kaparo bile aldılar.”

“Vallahi üzülüyoruz seni kaybedeceğimize,” dedi Ayşe başını sallayarak. “Yerine kim gelir bilinmez. Hem, kalıcı da yaşamazlar herhalde, yazlıkçı filan olurlar.”

Ayşe sustu ve elmaları toplamaya başladı. Fatma Yılmaz, onu izlerken yavaşça,

“Hasat işte böyle olur! Hatırlamıyorum böylesini. Tam gidecekken, bahçem, toprağım beni tuttu sanki… Allah’ım, ne zordu bu kararı vermek. Hâlâ da anlamıyorum, niye yapıyorum bunu?”

“Oğluna kolaylık olsun diye,” diye cevapladı Ayşe. “Buraya gelip gitmek zorunda kalmayacak, her şey yanı başında: marketler, doktorlar. Çalışmaya da gerek yok – ne odun kırmak, ne bahçe işleri…”

“Doğru,” diye onayladı Fatma ama sesi titriyordu. “Yalnız ruhum burada kalacak. Aklımla biliyorum ama gönlüm gitmiyor. Ayşe, sana Tekir kedimi ve Köpoğlu köpeğimi bırakıyorum. Ben toparlanana kadar sen bakarsın. Tekir’i belki şehre götürürüm ama Köpoğlu yaşlı, apartmanda yaşayamaz. İşte dert…”

“Merak etme Fatma,” diye başını salladı Ayşe. “Yarın Köpoğlu’nu alırım yanıma, Tekir de zaten kendisi gelir, akıllıdır o. Otobüsü kaçırma sakın. Umarım yine görüşürüz. Belki geri dönersin… Misafirliğe geleceğine söz vermiştin, bekliyorum.”

“Evet, evet…” diye mırıldandı Fatma. “Valizimi hazırladım, gerisini oğlum hafta sonu alacak.”

Evi son bir kez dolaştı, mutfaktaki sobanın başında durdu. Gözleri doluyordu ama zaman daralmıştı. Fatma yola çıktı ve kenardaki eski kütüğe oturdu.

Biraz sonra gıcırdayarak gelen küçük bir otobüs durdu. Fatma şoförle vedalaşıp pencere kenarına oturdu. Tek yolcuydu – köyün son durağıydı burası.

Yol her zamanki gibi bozuktu. Yağmurlardan sonra çukurlar suyla dolmuştu ve otobüz yavaş ilerliyordu. Derken bir tümsekte garip bir ses çıkarıp durdu. Şoför, homurdanarak kapıyı açtı.

“Ne oldu?” diye bağırdı Fatma pencereden uzatarak.

Şoför ön tekerleğin yanında eğilip başını salladı:

“İşler kötü, yardım çağırmazsak bu geceyi burada geçiririz.”

Telefonunu çıkarırken Fatma, şaşkınlıkla bir rahatlama hissetti. Otobüsten indi ve,

“Çok uzaklaşmadık, ben köye dönerim. Yardım gelmezse sen de köye gelirsin, gece kalırsın. Zaten geç oldu.”

“Bir buçuk saat sonra gelirler,” dedi şoför. “Belki beklemek istersin? Ama tamir de zaman alacak.”

“Hayır, beklemem,” dedi kesin bir tavırla Fatma. “Eve iki kilometre, yürürüm.”

“Yapabilir misin?” diye şüpheyle baktı şoför.

“Elbet!” diye gülümsedi. “Daha zorlu yolları yürüdük – mantar toplamaya, komşu köyden ekmek almaya…”

Fatma kararlı adımlarla köye doğru yürüdü. Valiz elinde hafif geliyor, yüreği sevinçle çarpıyordu. Ayşe, el arabasını iterek evine dönerken onu yolda gördü.

“Vay canına!” diye haykırdı. “Bu ne demek şimdi?”

“Demek ki ev beni bırakmadı,” diye güldü Fatma. “Şimdi oğlumu arayayım da beklemeyin. Otobüs köyün hemen dışında bozuldu, tekerlekte bir sıkıntı var. Bizim çukurları bilirsin.”

“İyi ki!” diye sevindi Ayşe. “Hadi bana gel, akşam yemeği yiyelim. Senin ev boştur, benimkiler sıcaktır. Oturur konuşuruz.”

Köpoğlu, Fatma’yı görünce sevinçle havladı, kuyruğunu salladı. Tekir ise bir koşu mutfağa, mamasının başına gitti.

Fatma valizini bıraktı ve yüksek sesle,

“Allah’ım, beni affet! Ne yapıyorum ben? Hiçbir yere gitmiyorum, bu kadar.”

Tekir miyavladı.

“Allah adına cevap mı veriyorsun Tekir?” diye güldü Fatma. “Yoksa kararımı mı onaylıyorsun?”

Kedi bacaklarına sürtündü ve kucağına atladı.

“Dur, oğlumu aramam lazım, yoksa telaşlanır,” dedi Fatma numarayı çevirirken.

“Mehmet, dinle, otobüs bozuldu… Evet, köyün hemen dışında. Kısmet değilmiş demek ki gelmek. Ben evdeyim. Bekleme, gelmiyorum. Hayır, yalan söylemiyorum, tekerlekte bir sorun var. Tek başımaydım. Ve biliyor musun, kalıyorum. Özür dilerim oğlum. Alıcılara söyle, benim adıma özür dilesin.”

“Anne, kararlı mısın?” diye sordu Mehmet. “Tam da sana söyleyecektim: alıcılar bugün vazgeçti. İnan mı? Kaparoyu da geri istFatma, köyünün sıcak topraklarında huzurla yaşamaya devam etti, çünkü bazen hayatın en güzel hediyesi, tam da bırakmak üzereyken fark ettiğin yuvandır.

Rate article
Lifequest
Kaderin Elmalarının Yolu: Eve Dönüş