Mutfakta İsyan: Düzensiz Bir Günün Aileyi Nasıl Değiştirdiği
– Yine bütün gün diziler mi izledin! – diye bağırdı Emre, kapıyı hızla açıp anahtarları konsola fırlatarak.
Ayşegül henüz koltuğa uzanmış ve biraz olsun nefes alabilmek için en sevdiği diziyi açmıştı. Bütün gün bir karınca gibi çalışmış, temizlik yapmış, çamaşırları katlamış, kızıyla ilgilenmişti. Akşama doğru bacakları ağrıyor, nefes alacak hâli bile kalmamıştı. Sevgi ve ilgiyi sadece televizyonda görebiliyordu. Kocasından son sevgi sözünü duyalı balaylarından beri olmuştu. Emre ise durmadan onu azarlıyor, sanki bütün sorunların kaynağı oymuş gibi davranıyordu.
– Ben bütün gün ailemi doyurmak için çalışıyorum, sen ise benim sırtımdan geçiniyorsun ve gün boyu bu kutuyu izliyorsun! – diye devam etti. – Annem senin tembel olduğunu söylemişti, ben de aptal gibi dinlememişim. Aile hayatının daha kolay olacağını sanmıştım.
Söyledikleri haksızdı, ama Ayşegül sadece burnundan soludu. Evde neler yaptığını açıklamaya defalarca çalışmıştı. Ama Emre ne parlayan zeminleri, ne düzenli katlanmış çamaşırları, ne de buzdolabında iki günlük yemeği fark etmiyordu.
– Niye susuyorsun? Söyleyecek bir şeyin yok mu? En azından akşam yemeğini ısıtsaydın! Tek derdin diziler! Sadece senin gibi tembeller izler bunları. Benim annem çoktan mutfakta tencere tava çevirirdi, ama sen kayınvalidenle yaşamak istemedin!
– O zaman annenle yaşasaydın! – diye çıkıştı Ayşegül, televizyonun sesini açarak. – Karınla konuşmayı bilmiyorsan, kendin ısıt yemeğini!
Kavga etmek istemiyordu, yan odada kızı Elif uyuyordu. Ama Emre, ona öfkeyle bakıp kibirli bir tavırla uzaklaştı.
– Bunu sana unutturmayacağım! – diye ekledi son bir söz olarak.
Ayşegül, dizinin yarısını kaçırmıştı, çünkü odaklanamıyordu. Kalbi küskünlükten hızla atıyordu. Nasıl olurdu? Emre ona evlenme teklif ederken ne kadar romantik davranmıştı, ama evlendikten sonra sürekli eleştiren bir egoiste dönüşmüştü. “Aptal”, “tembel” gibi sözleri bıçak gibi yaralıyordu.
Aslında Ayşegül örnek bir ev hanımıydı. Elif sık sık hastalanıyordu ve o da kızını üç yaşına kadar kreşe vermemeye karar vermişti. Doğum izninden sonra işe başlamayı planlıyordu, böylece kimse ona “sırtından geçiniyor” diyemeyecekti. Ama kocasına nasıl ulaşacaktı? Onun emeğini takdir etmesini, onu bir eş ve anne olarak saymasını nasıl sağlayacaktı?
Ayşegül düşündü. Hayal ettiği aile hayatı gerçeklerden çok uzaktı. Onun istediği sıcaklık ve destekti, bitmek bilmeyen azarlar değildi. Dün Emre, Elif’le birlikte hastaneden dönerken onları görmüş, ama ne bir gülümseme ne de bir kelime… Sanki yabancıymışlar gibi yanlarından geçip gitmişti. Boşanmayı henüz düşünmüyordu; çocukla nereye gidebilirdi? Ailesi uzaktaydı. Ama daha fazla dayanması imkânsızdı.
İrem’e danışmaya karar verdi. Arkadaşı iki yıl önce boşanmıştı ve kimseye bağımlı olmadan özgürce yaşıyordu. “Keşke ben de öyle yapabilsem!” diye düşündü Ayşegül, gözyaşlarını silerek. Emre’nin duymaması için pencereye yanaştı ve numarayı çevirdi.
– İrem, merhaba! Nasılsın? – sesi titriyordu. – Yardımına ihtiyacım var.
– Yine kocan mı üzdü? – diye hemen anladı İrem.
– Her şeyi sen anlıyorsun, ama evde kimse beni anlamıyor, – diye iç çekti Ayşegül. – Bütün gün temizlik yapıyorum, yemek hazırlıyorum, Elif’le ilgileniyorum, ama hiçbir şey doğru değil. Yerler parlıyor, yemek hazır, Elif temiz ve bakımlı. Daha ne istiyor? Boş boş oturduğumu söylüyor. Hiçbir şey görmüyor mu?
– Sadece senin onun için yaşamanı istiyor, – diye cevap verdi İrem. – Sen demirden değilsin, ev işlerini yapıyorsun, yoruluyorsun. İşten gelince yardım etsin—Elif’le gezsin, bulaşıkları yıkasın.
– Sen de iyi şeyler söylüyorsun! – diye acı bir gülümsemeyle karşılık verdi Ayşegül. – Ev işlerini kendine yakıştırmıyor. Ben tek başıma hallediyorum, ama bir kez olsun evimizin ne kadar düzenli olduğunu fark etse. Yemeği yer, ama bir “aferin” demez. Sürekli annesini övüyor, ama onun yemeklerini yemek mümkün değil!
– Anlat ona, bir günde neler yaptığını söyle, – diye önerdi İrem.
– Bin kere denedim, dinlemiyor. Beni sinirlendirmek, duygularımla oynamak hoşuna gidiyor. Ne yapacağım İrem?
– Biliyor musun, ben onunla konuşurdum, ama benden nefret ediyor, – dedi İrem. – Senin onu terbiye etmen lazım, onsuz ne kadar zor olduğunu anlasın. Sen hizmetçi değil, eşsin! Bir planım var, dinle!
Ayşegül dinledi ve gülümsedi:
– İşe yarayacağını düşünüyor musun?
– Hem de nasıl! – diye temin etti İrem. – Harekete geç!
Ertesi sabah, Emre işe gider gitmez, Ayşegül işe koyuldu. Eşyaları yerlere dağıttı, temiz gömlekleri kirli çamaşırların arasına attı, Elif’in oyunEmre o gece temizliği bitirip bulaşıkları yıkarken, aslında Ayşegül’ün her gün ne kadar çok şey yaptığını sonunda fark etti ve ertesi sabah ona sarılarak, “Haklısın, sen olmasan bu ev ayakta durmazdı,” dedi.




