Mehmet — şu an hâlâ yasal kocam — buradan değil. Uzun zaman önce askerlik görevi için şehrimize gelmişti. Askerliğini bitirdi, ama memleketine dönmedi. Burada kaldı. Önce askerden tanıştığı bir kızla yaşadı. Ama olmadı, ayrıldılar. Mehmet bir ev kiraladı, ek iş buldu. Memleketinden onu geri çağıran annesini, iki abisini ve kız kardeşini dinlemedi.
Mehmet’le yedi yıl önce tanıştık. O zamanlar yaşlı annemle yaşıyordum. Ben geç doğmuş bir çocuktum, onu asla yalnız bırakamazdım. Mehmet bunu kabullendi ve bize taşındı. Ancak annem ona kayıt izni vermedi. Böylece şehir dışı kaydıyla bizde yaşamaya başladı.
İlk evliliğimden bir kızım var, Elif. Şimdi dokuz yaşında. Mehmet’le sadece nikah kıydık — gösterişli bir düğün yapmadık, davetli çağırmadık. O sırada Mehmet’in sağlık sorunları vardı, çalışmıyordu. Kutlamak için ne paramız ne de mantıklı bir sebebimiz vardı. Ben çalışıyordum, bazen neredeyse izinsiz, “iki gün çalışıp iki gün dinlenme” programı hızla “yediden sıfıra” dönüşmüştü.
Mehmet bu arada evde oturuyor, tadilat yapıyordu. Annem ve ben ona para veriyorduk — onun emekli maaşından ve benim maaşımdan. Duvar kağıdı yapıştırıyor, fayans değiştiriyor, kapıları yeniliyor, tesisatı elden geçiriyordu. Asma tavanı ustalar yaptı, ama geri kalan her şey onun elinden çıkmıştı. Annemle ilişkileri normaldi — kavga etmiyorlardı. O bir odada kalıyordu, annemle torunu aynı odada, ben ise çalışıyordum.
Maaşımın yanı sıra eski kocamdan nafaka alıyordum. Bu parayı sadece Elif için harcıyordum: yemek, kıyafet, okul, kurslar, gelecek için biraz biriktiriyordum — ev ya da eğitim için. Çocuğun babası cimri değil, düzenli yardım ediyor. Mehmet’le Elif pek ilgilenmezdi. Ben de ısrar etmedim — Elif’in hayatında aktif bir babası vardı zaten.
Mehmet’le ortak çocuğumuz olmadı. İstememiştim.
Şimdi asıl meseleye gelelim.
Bir ay önce Mehmet — o sırada altı aydır çalışıyordu — akşam bir yere gitmeye hazırlandı. Sordum:
— Nereye?
— Kız kardeşim yeğeniyle geliyor. Karşılamam lazım.
Tamam, karşılar sonra bir otelde ya da tanıdıklarında kalırlar diye düşündüm. Ama öyle olmadı. Bir saat sonra ardında kırk yaşlarında sarışın bir kadın ve bir ergen çocukla eve girdi. Kadın:
— Ben Ayşe, bu da oğlum Serhat, dedi.
Mehmet hiçbir şey olmamış gibi:
— Buyrun, rahat edin, dedi ve bavulları almaya gitti.
Şaşkınlık içindeydim. “Misafirleri” çay içmeye oturttum, sonra Mehmet’le konuşmaya gittim. Sakince:
— Ayşe’yi kocası terk etti, kalacak yerleri yok. Onları buraya getirdim, dedi.
— Harika. Bana sormak aklına gelmedi mi? Burası annemin evi. Nerede uyuyacaklar?
O çoktan planı yapmıştı: Ben kızımla annemin odasına geçecektim, ergen çocuk Elif’in odasında, “kardeş” Ayşe ise onunla birlikte olacaktı. İşte böyle. Tartıştık. Mantıklı bir öneride bulundum — anne ve oğul aynı odada kalabilirdi, ama Mehmet diretmedi.
Annem şoktaydı. Açıkça söyledi: en fazla birkaç gün. Ve Mehmet’e hatırlattı:
— Bu evin sahibinin kim olduğunu unuttun mu? En azından sormalıydın.
O ise patladı:
— Ben bu harabeyi şeker gibi yaptım! Üstüme gelirseniz mahkemeye veririm, evde payımı isterim!
Annemin tansiyonu fırladı. Ben araya girdim, ama o sadece tehdit etti:
— İstersen şimdi duvar kağıtlarını söker, fayansları kırarım!
O gece Elif’le annemin odasında yattık, Mehmet ise “kız kardeşi”yle birlikteydi. Bu durum beni perişan etti.
Sabah, uyurken sosyal medyaya girdim. Bir hesap açıp gerçek kız kardeşini aradım — bir keresinde söylediği soyadıyla. Buldum. Gerçek Ayşe esmer, 35 yaşında, oğlu 14, ve sayfası “Kocamı seviyorum”, “Mutlu bir aile” gibi paylaşımlarla dolu. Peki bu sarışın kimdi?
Besbelli — metresi. Ve her şeyi anladım. İlk tepkim bir kavga çıkarmaktı, ama kendimi tuttum. Kızımı okula gönderdim, dersten sonra bir arkadaşına gitmesini ve beni beklemesini söyledim. Annemle giyinip bir avukata gittik.
Avukat bizi rahatlattı: yapılan tadilat evde pay almak için yeterli değildi. Yani — kovabilirdik. Avukattan sonra polise gittik. Maalesef ellerini yıkadılar: “Bir şey kırmadıkça gelemeyiz.”
Annemi eve gönderdim, mahkemeye uğrayıp boşanma davası açtım. Sonra arkadaşlarımı aradım. Birkaç erkek arkadaşım “tahliye” işine yardım etmeyi kabul etti. Akşam işten sonra.
Eve dönünce annemi sakinleştirdim. Bütün gün evde oturdum, “Ayşe”yi ve “oğlunu” gözledim. Çocuk 17 yaşındaymış, ne okuyor ne de çalışıyordu. Masum sorular sordum: çocukluk, okul, ortak akrabalar hakkında. Mehmet’le sinirli sinirli bakışıyor, cevaplarda tutarsızlıklar oluyordu. İğrençti. Ama sabrettim.
Sonra bu saçmalığın finali başladı.
Arkadaşlarım geldi. Mehmet’i — kapı dışarı. “Ayşe”yi — peşi sıra. Çocuğa sakince çıkmasını söyledik. Bavullar — koridora. Dayanamayıp “Ayşe”ye bir tekme attım. Mehmet, artık dışarıdayken, birden itiraf etti:
— Evet, bu Leyla. Metresim. Kocası onu kovdu. Acıdım ona. İşte… hSonra kapıyı kapattım ve hayatıma yeni bir sayfa açtım.




