İlginin Gölgesi: Aşk ve Manipülasyon Hikayesi

İşte hikayenin Türk kültürüne uyarlanmış versiyonu:

Gölgedeki Sevgi: Bir Aşk ve Manipülasyon Hikayesi

Küçük bir kasaba olan Güneşli’de, sokaklar çiçek açan akasya ağaçlarıyla kaplıyken, Arzu mutfakta akşam yemeği hazırlıyordu. Tam o sırada kocası Cemal, kapının eşiğinde belirdi ve mahcup bir şekilde ensesini kaşıdı.

“Arzu, annem yine bir tencere getirdi,” diye mırıldandı. “Paslanmaz çelikmiş, İtalyan malı diyor.”

“Tabii ki, şimdi ona borçlu mu olacağız?” diye karşılık verdi Arzu, sebzeleri doğramaya devam ederken keskin bir bakış attı.

“Yani… öyle bir şey işte,” diye kekeledi Cemal.

“Keşke üzerine fiyat etiketi yapıştırsaydı da unutmayalım,” diye alaycı bir tavırla ekledi. “Onun ‘hediyeleri’ artık boğazıma kadar geldi.”

“Bizim eski tencerenin işe yaramaz olduğunu düşünüyor,” diye savunmaya geçti Cemal.

“Cemal, zaten bir raf dolusu tenceremiz var! Hepsi de gayet iyi!” Arzu bıçağı bıraktı, sesi bastırılmış öfkeyle titriyordu.

Cemal eşikte bir an oyalandı, derin bir iç çektikten sonra salona geçti. Bu ilk değildi. Önce örtüler, sonra tabaklar, perdeler, çamaşır sepeti… Hepsi “gönülden kopmuş hediyelerdi.” Peşinden de değişmeyen göndermeler: “Emekli maaşım çok değil ama sizin için elimden geleni yapıyorum.”

Feride Hanım, Cemal’in annesi, hayatlarına yeni girmişti. Eskiden komşu şehirde yaşıyordu, torunu Deniz’i ise sadece mesajlardaki fotoğraflarda görmüştü. Deniz doğduğunda bir kere aramış, ismini sormuş ve bir daha ortadan kaybolmuştu. Arzu o zaman düşünmüştü: “Belki de iyi oldu. Kaynana olmadan nefes almak daha rahat.”

Ancak geçen sonbahar her şey değişti. Feride Hanım apartmanın önünde düşmüş ve kalça kemiğini kırmıştı. Ameliyattan sonra tek başına yaşayamıyordu. Yakınları da yoktu, Cemal teklif etti:

“Bizde kalsın, iyileşene kadar. En fazla bir ay.”

Bir ay, dörde uzadı. Feride, salonun divanını sahiplendi, gün boyu telefonla konuşup dizileri ful sesle izlemeye başladı. Bir de tavsiyeler yağdırmaya başladı — görünüşte iyi niyetli, ama her biri zehir zemberek.

“Girişteki halı niye bu kadar küçük?” diye şaşırarak sordu. “Yatak odasındaki duvar kağıtları da çok koyu, insanın içini daraltıyor. Süpürgeniz de eski, artık değiştirin!”

Sonra alışverişler başladı: blender, tava, buharlı pişirici… Hepsi “ona bile rahatsızlık veren” eşyalardı. Feride haber vermeden kutuları eve getiriyor, üstüne ekliyordu:

“Paranız olduğunda ödersiniz. Ben sizin için uğraşıyorum, yabancı değilim ya.”

Arzu ve Cemal, bu “cömertliğe” yetişemiyordu. Feride komşu mahallede kiralık bir daireye taşınsa bile, “hediyelerle borçlandırma” durmadı.

“Cemal, blender için parayı geri verdin mi?” diye sordu Arzu o akşam, ellerini havluyla silerken.

“Evet, taksitle,” diye homurdandı.

“Peki tava için?”

“İki bin lira kaldı,” itiraf etti.

Arzu sadece başını salladı. Tartışacak gücü yoktu. İş, ev, Deniz’in okul hazırlıkları… Telaşa yetecek kadar sorun vardı. Feride ile tüm konuşmalar Cemal üzerinden ilerliyor, ama hep aynı noktada bitiyordu: tansiyonundan, pahalı ilaçlardan, küçük emekli maaşından şikayet ediyordu. Cemal pes ediyordu.

“Ne diyebilirdim ki?” diye savundu kendini. “Annem yardım etmek istiyor.”

“Bu yardım değil, Cemal,” diye yorgun bir cevap verdi Arzu. “Bu baskı. Sadece güzel ambalajlı.”

Sessiz kaldı, haklı olduğunu biliyordu. Ama çocukluğundan beri içine işlemiş “annemi üzmek korkusu” daha güçlüydü.

Arzu oğluna baktı ve yüreği burkuldu. “Deniz bunları görüyor,” diye düşündü. “Ne öğrenecek? Yetişkinler hayatına burnunu sokunca katlanmayı mı? ‘İyiliğin’ boğazına kadar gelmesine rağmen teşekkür etmeyi mi?”

Anladı: böyle devam edemezdi. Tencereler veya paralar yüzünden değil, oğlu için. Öğrenmeliydi ki, saygı olmayan bir sevgi — kontrol etmektir, sevgi değil.

Fırsat kendiliğinden çıktı, ama ne pahasına!

Deniz, babaannesiyle gezmeye gitmişti, ama alışılmadık şekilde sessizdi. Feride Hanım, yılbaşı ağacı gibi ışıldayarak eve torba torba eşya ve kocaman bir çanta taşıdı.

“Deniz’i okula hazırladık!” diye gururla duyurdu. “Hiçbir çocuktan geri kalmayacak!”

Arzu donup kaldı. Daha dün mağazaları gezip Deniz’le birlikte en sevdiği kahramanların olduğu çantayı, defterleri, rahat spor ayakkabılarını seçmişlerdi.

“Ne aldınız?” diye sordu, sesindeki titremeyi bastırarak.

“İki takım elbise, büyüsün diye. Kışlık mont — pahalı ama çok sıcak. Spor ayakkabı, derin çizme, indirimdeydi. Bir de ufak tefek şeyler: en sevdiği kahramanlı kalemlik,” diye saydı Feride.

Deniz asık suratla yere bakıyordu. Feride, “sonra konuşuruz” deyip gitti. Arzu oğlunu mutfağa çağırdı.

“Deniz, bunları sen mi seçtin?”

“Hayır,” diye mırıldandı, kolunu çekiştirerek. “Babaannem daha iyi bilir dedi. Kalemlik Örümcek Adamlı, ben onu sevmiyorum. Spor ayakkabı da sıkıyor.”

Feride Hanım o gece aradığında, Arzu artık korkusuzca cevap verdi: “Bizim ailemizin sınırları var, ve Deniz’in mutluluğu her şeyden önemli,” dedi, telefonu usulca kapattı.

Rate article
Lifequest
İlginin Gölgesi: Aşk ve Manipülasyon Hikayesi