Altı Ay Bir Çatı Altında: Kayınvalidenin Evliliğimi Mahvı

Altı aydır kayınvalidemle aynı çatı altında yaşıyorum ve bu süreç evliliğimizi nasıl mahvetti?

Yaklaşık altı ay önce hayatım bir kâbusa dönüştü. O gün, kayınvalidem — Neriman Hanım — artık yalnız yaşayamayacağını söyledi. Gözyaşları, tansiyon, geceleri yalnız kalmanın korkusu… Eşime o kadar baskı yaptı ki, benimle tartışmadan bile onu hemen bizim evimize — İstanbul’un merkezindeki küçük iki odalı dairemize — taşıdı.

Oysa kendisinin bahçeli, geniş mutfağı olan bir evi var. Ama orası artık “fazla sessiz” gelmiş olmalı. Kimse onu terk etmedi, kimse ilgisiz bırakmadı. Ziyaret ediyor, alışverişini yapıyor, ilaçlarını düzenliyorduk. Fakat o, başka bir şey istedi: tam kontrol. Oğlunun üzerinde. Benim üzerimde. Hayatımızın üzerinde.

Neriman Hanım dayanılmaz bir kadın. İnatçı, kaprisli ve kendini beğenmiş. Eşi hayattayken biraz daha dengeliydi. Ama onun vefatından sonra, kendini tutan son insan da gidince, gerçek kabus başladı.

Önce yas tuttu. Hepimiz üzüldük. Gerçekten acı çekiyordu ve aramızdaki soğukluğa rağmen yanında olmaya çalıştım. Bir gün bile onu yalnız bırakmadık. Ama birkaç ay sonra gözlerinde yine bir ışık belirdi. Ne yazık ki bu, sıcaklık değil, baskınlık ışığıydı.

Yine bana sataşmalar başladı:

“Kocanı karşılamadan önce taranmış olsan keşke.”
“Bu et de ne? Neredeyse lastik gibi. Seni hiç mi yemek yapmayı öğretmediler?”

Bir de şu bitmeyen karşılaştırmalar: “Ayşe’nin oğlu çorbanı beğenmiş, ama seninkinin yüzü buruşuyor…” Oysa Ayşe, üç çocuklu ve her dediğini yapan kocası olan bir yeğeni.

Bizim onun evine taşınmamızı önerdiğinde direndim. Evet, evi daha geniş. Ama orada nefes alamazdım. Bizimki küçük olsa da şehir merkezinde, işe, okula, markete yakın. En önemlisi, burası bizim evimiz. Ama kimse beni dinlemedi. Kocam sadece onu dinliyordu:
“Anne, yapayalnızsın… Tabii ki gel, bizimle kal, biraz rahatla.”

Yalvardım, düşünmesini istedim. Uyardım. Sonunun nasıl olacağını biliyordum. Ama o söz verdi:
“Geçici olacak. Kontrolü ben sağlayacağım. Sana kötü davranmasına izin vermeyeceğim.”

Altı ay geçti. Bu sürede kendimi tanıyamaz hale geldim. Sinirli, yorgun, tükenmiş bir insana dönüştüm. Her gün aynı kabustu. Sabah akşam, tamamen kendi işini görebilecek durumdaki bir kadına hizmet ediyordum. Sanki beş yıldızlı bir otelde garsonmuşum gibi etrafında dönmek zorundaydım.

“Çay isterim, ama limonlu ve çok sıcak olmasın.”
“Dizi aç, ama bu değil, tansiyonumu yükseltiyor.”
“Gidelim biraz gezelim, zincire bağlı köpek gibi oturuyorum.”

Bir şeyi yanlış yaparsam — işte o zaman tiyatro başlıyor:
“Kötü hissediyorum! Ambulans çağır! Kalbim sıkışıyor!”

Eşimle uzun zamandır planladığımız bir tatil vardı — en azından bir haftalığına denize gitmek, nefes almak istiyorduk. Çok istemiştim. Ama bunu söyler söylemez Neriman Hanım sahne aldı. Ağlamalar, sızlanmalar:
“Yine beni bırakıyorsunuz. Kendimi kötü hissediyorum! Kimse beni istemiyor! Ya beni de götürün ya da hiç gitmeyin!”

Kocam, her zamanki gibi, sessiz kaldı. Omuz silkti.
“Ne yapabilirim ki? O benim annem…”

Ama ben yapabilirim. Daha fazla dayanamıyorum. Saraylar, elmaslar ya da lüks bir hayat istemedim. Sadece kocam ve çocuklarımla, bana nefes aldırmayan, bana havucu nasıl doğrayacağımı öğreten birinin olmadığı bir evde yaşamak istedim. Bunu bile bana çok gördüler.

Ailem gözlerimin önünde dağılıyor. Saygı bitiyor, sevgi tükeniyor. Benim adam, evlat olmayı seçti. Bense kurban olmaktan yoruldum.

Eğer onun için anne, eşinden ve ailesinden daha önemliyse, o zaman onunla kalsın. Ben demir değilim. Bir kadınım. Başkasının iradesinin gölgesi değil. Ve eğer boşanmak, huzurumun bedeliyse, bu bedeli ödemeye hazırım.

Rate article
Lifequest
Altı Ay Bir Çatı Altında: Kayınvalidenin Evliliğimi Mahvı