Aşk, Kaynana ve Yapay Zeka
“Anne, neden her seferinde Şebnem’le olan ilişkimi sabote etmeye çalışıyorsun?” İbrahim’in sesi öfkeyle titriyordu, ama kendini zorlukla tutuyordu.
“Çünkü o sana layık değil, İbrahim!” Hatice Hanım sertçe cevap verdi, dudaklarını sıkarak kollarını göğsünde kavuşturdu.
“Kendini duyuyor musun? Şebnem’le birbirimizi seviyoruz! Bunlar boş sözler değil, gerçek bir aşk!”
“Aşk mı?” diye alaycı bir tonla tekrarladı annesi, gözlerini kaçırarak. “O, aşkı hissedemez. Sen de bunu çok iyi biliyorsun.”
“Hayır, bilmiyorum!” İbrahim sesini yükseltti. “Bana hep şunu söyledin: İyi kalpli, sadık, akıllı, evine bağlı birini bul. Peki? Şebnem güzel değil mi?”
“Güzel…” diye mırıldandı Hatice Hanım istemeyerek.
“Evimiz temiz mi? Temiz. Sana saygı gösteriyor mu? Gösteriyor. Sana karşı hiç ağzını açıp laf etmedi. Zeki mi? Benden daha iyi hem teknolojiye hem edebiyata hakim. Hadi söyle anne, sorun ne?”
“Sorun şu ki, oğlum, senin Şebnem’in bir insan değil!” Kadın umutsuzca ayağa fırladı. Küçük sehpanın üzerindeki çaydanlık ve gelinin özenle dizdiği kurabiyeler devrildi, yere düştü. “O bir ürün! Bir program! Makine! Pürüzsüz bir ten ve parlak gözlerin ardındaki metal ve kablolar!”
“Anne…”
“Beni dinle!” diye kesip attı. “Bu… kadın… asla yaşlanmıyor, hastalanmıyor, kavga etmiyor! O baştan ‘mükemmel’ olarak programlanmış! Çıkarılabilir göğüsler, güneş enerjisiyle şarj, dahili termostat! Canlı olanı teknolojiyle değiştirdiğinin farkında mısın?”
Yaşlı Pomeranian köpeği Pamuk, sahibini desteklemek için ayaklarının dibinde havlıyordu.
“Tabii ki sana gülümsüyor! ‘Karşılama modu’ aktif! Asla gözlerini devirmez, sinirlenmez, bağırmaz. O bir insan değil, İbrahim! Sen… bir yanılsamayı seçtin.”
Sessiz kaldı. Derin bir nefes alıp yatak odasına doğru yürüdü.
Ertesi sabah, endişeli ve kalbi hızla çarpan Hatice Hanım, balkonda durmuş avludaki çocukları ve gezinen çiftleri izliyordu. Kulaklarında oğlunun sesi yankılanıyordu: “Birbirimizi seviyoruz.”
Aynı gün, android üreticisinin sitesine girdi. Katalogda gezinirken parmakları titriyordu. Sonunda seçimini yaptı: Cemal. Boy: 184, koyu renk gözler, “empati modu”, “aktif dinleme”, “fazlasıyla yumuşak sarılma kolları”. Evet, pahalıydı. Çok pahalı. Ama oğlunun sevgisi buna değmez miydi?
Üç hafta sonra kargo geldi. Dev bir kutu salonun ortasında duruyordu, içinde ise o vardı. Onun Cemal’i. Gözleri sakin bir ışıkla parlıyordu. Sesi derin ve teselli ediciydi, sanki kırk yıldır onunlaydı.
“Anne, bu ciddi mi?” İbrahim, ısıtmalı kanepeye kurulmuş Cemal’e şaşkınlıkla bakıyordu.
“Neden olmasın?” diye sakince cevapladı Hatice Hanım. “Artık acı çekmeyeceğim. Sen bir androidle yaşıyorsun, ben de yalnız kalmayacağım.”
“Anne…” İbrahim sinirli bir hareketle saçlarını karıştırdı. “Bu saçmalık!”
“Saçmalık mı?” diye güldü kadın. “Senin Şebnem’den daha değil. Üstelik tartışmıyor, alınmıyor, karşı gelmiyor. Sabahları kahveyi en iyi baristalardan daha güzel yapıyor!”
“Peki ya duygular? Sıcaklık? Ruh?”
“Sen de aynısını seçtin oğlum. Yoksa çifte standart mı uyguluyorsun?”
Sonrasında, mutfakta İbrahim cesaretini toplayıp konuştu:
“Anne, beni ders vermek istediğini anlıyorum. Ama bu adımın bir şeyi çözeceğine gerçekten inanıyor musun?”
“İnanıyorum ki ikimiz de acıdan, hayal kırıklığından yorulduk. Yıllardır yalnızdım. Şimdi en azından evde biri var, günümün nasıl geçtiğini soran, üstüme battaniye örten…”
“Anne… Bu bir kandırmaca. Benim yerime bir kopyamı edinmek gibi.”
“Ama sen de aynısını yaptın İbrahim. İkimiz de rahatı seçtik, zor olanı değil. Tek fark, ben bunu itiraf ediyorum.”
“Peki şimdi ne olacak?”
“Şimdi akşam yemeği yiyeceğiz. Cemal lazanya yaptı. Şebnem de beğenecektir.”
O akşam, balkonda, sokaktan gelen hafif uğultu eşliğinde Hatice Hanım, Cemal’in yanında duruyordu. Elini tutmuştu. İçeride İbrahim çaydanlığı koyuyor, Şebnem ise yazılım güncellemesi yapıyordu.
Bazen aşk garip şekillerde karşımıza çıkar. Ama önemli olan evin içinin sıcak olması değil midir?




