Bir Kadın, Kendi Dünyasında

Bir şehirde tek başına yaşayan bir kadın vardı. Adı Sema Yılmaz’dı. Kendince oldukça düzgün bir hayat sürdüğünü düşünüyordu. Evet, bir ailesi yoktu ama kendine ait temiz ve düzenli bir evi, mobilya fabrikasında saygın bir muhasebeci işi vardı.

Sessiz sedasız 50 yaşına geldi. Hayatından memnundu, özellikle de apartman komşularınınkine kıyasla. “Hepsiyle iyi geçiniyorum, kimseye kötülük yapmıyorum,” diye düşünürken içi rahattı.

Ama komşuları pek “normal” değildi. Mesela aynı katta oturan 60 yaşındaki kadın, saçlarını mora boyatmıştı! Bu yaştan sonra dar kot pantolonlar, parlak tişörtler giyiyordu. Herkes ona gülüyor, “şehir delisi” diyordu.

“Rezillik!” diye düşündü Sema Hanım, yaşlı kadına bakar göz ucuyla. Kendisi yaşına uygun, düzgün kıyafetler giyiyordu.

Üçüncü komşudan bahsetmeye değmezdi bile. Daha 21 yaşındaydı ve beş yaşında bir kızı vardı! Belli ki okuldayken hamile kalmıştı. Ailesi neredeydi? Yoktu zaten. Küçük kızla tek başına yaşıyor, üstelik mor saçlı kadınla da sıkı fıkıydı. Komşu, genç kız işteyken çocuğa bakıyordu.

Sema Hanım şaşırmadı. “Böyle insanlar birbirini bulur,” diye geçirdi içinden. “Beni görünce utangaçlaşıyorlar. Asansörde selam verip geçiyorlar. Belli ki düzgün bir insan karşısında rahat değiller.”

Sonuncu komşuysa 30’lu yaşlarında bir erkekti. İlk gördüğünde Sema Hanım’ın tüyleri ürpermişti: kolları, boynu dövme doluydu! Normal bir insan böyle mi gezerdi? Tabii ki hayır! Gençliğinden beri böyle insanları yargılardı. “Zekâyla öne çıkamayanlar dikkat çekmek için böyle şeyler yapar,” diye düşünürdü.

Her gün bu düşüncelerle asansörde komşularını görür, sonra evine dönüp kendi “düzgün” hayatının keyfini çıkarırdı. Tek arkadaşıyla da hep bu konuları konuşurlardı: “Dövmeli tipler”, “ergen anne” ve “çılgın yaşlı kadın”…

Bir akşam, işten çıkıp eve dönerken Sema Hanım’ın durumu kötüydü. İşte bir eksik çıkmıştı – ilk defa! Suç kimdeydi? Tabii ki muhasebecide! Sabah beri başı ağrıyordu, şimdi de kulakları uğuldadı, ayakları tuğla gibi ağırdı.

Zorlukla apartmana ulaştı, bahçedeki banka çöktü. Tam o sıra eline hafif bir dokunuş hissetti. Başını kaldırınca mor saçlı komşusunu gördü.

“İyi misiniz? Bir şey mi oldu?” diye sordu kadın endişeyle.

“Başım… ağrıyor…” diye inledi Sema.

“Hadi, Cemal Bey’e gidelim, bugün evde. Yüzünüz bembeyaz.”

“Kim bu Cemal?” diye sordu Sema.

“Sizin katta oturuyor! Kardiyolog. Bilmiyor muydunuz?”

Kat çıkıp kapıyı çaldıklarında karşılarında dövmeli komşuyu görünce Sema Hanım şok oldu! Adam tansiyonunu ölçtü, koltuğa yatırdı, bir hap verdi. Kısa sürede baş ağrısı geçti.

“Genç bir hanımefendi olarak tansiyonunuza dikkat etmelisiniz,” dedi doktor gülümseyerek.

“Teşekkür ederim,” dedi Sema, yüzü kızararak. Onun hakkında ne dediğini hatırlıyordu: “Dış görünüşe önem verenin zekâsı sıfırdır.” Oysa o doktordu, hayat kurtarıyordu!

“Rica ederim. Geçmiş olsun!”

Eve dönüp koltuğa uzandı. Yanılmıştı hem doktora hem de mor saçlı kadına dair… Tam o sıra kapı çaldı.

Karşısında mor saçlı komşu ve küçük kız duruyordu.

“İyi olduğunuzdan emin olmak istedim. Affedin, Elif’le geldim, kızı işte… Sizinle tanışmayı çok istiyordum ama cesaret edemedim. Bu fırsatı kullanayım dedim!”

“Buyurun, çay içelim,” dedi Sema kendine şaşırarak. “Yardım ettiğiniz için teşekkür ederim…”

“Ne demek! Annem hasta yatardı, 14 yaşımdan 30’uma kadar ona baktım. Okulu bıraktım, hayatımı yaşayamadım… Şimdi kızım sayesinde biraz gençliğimi yaşıyorum,” dedi kadın, mor saçlarını göstererek.

“Peki Elif?” diye sordu Sema.

“Ah, onun durumu daha zor. Küçük kız kardeşi bu. Ailesi trafik kazasında vefat etmiş. Elif üniversiteyi bırakıp çalışıyor, bu yüzden ona bakıyor. Cemal Bey de zaman zaman yardım ediyor…”

Komşu gittikten sonra Sema mutfakta uzun süre dalgın dalgın oturdu. Artık Elif’e de yardım etmeli, ara sıra çocuğa bakmalıydı. Saçını kızıla boyatmayı düşünüyordu zaten, yaşına uygun mu diye endişeleniyordu. Yarın komşusuna danışacaktı! Bir de Cemal Bey’i börek yapıp davet etmeliydi, ona teşekkür etmek için…

Rate article
Lifequest
Bir Kadın, Kendi Dünyasında